‘Avrupa ülkeleri kendilerini yargıladıkları bir dönemde’
“Biz uluslararası ilişkilerde realizmden bahsederiz. Realizm bir insan olsaydı bu Donald Trump olurdu. Her haliyle, hiçbir şeyi saklamadan doğrudan sisteme ateş ediyor. Bir küresel sistem ve bu sistem içinde söylenmeyen kısımlar vardı. Artık buzdağının altındaki kısımlar söyleniyor. Trump küresel sistemde bir turnusol etkisi yarattı. Kanada’dan gelen açıklamalar da bu anlamda son derece önemli. Avrupa ülkeleri kendilerini sorguladıkları ve yargıladıkları bir dönemdeler. Sistemi doğu ve batı, kuzey ve güney ayrımları üzerinden okudular. Sömürge yaklaşımlarıyla okudukları bir dünya sistemini, kendi içlerinde paylaşımlar konusunda sıkıntıya düştüklerinde eleştirmeye başladılar. Dünya düzeni 1648’de imzalanan Vestfalya Anlaşması’ndan bu yana sorunlu. Sistem Batı’nın tahakkümüyle ilerliyor ve Batı, şu anki dünyayı kendileri eleştirmeye başladı. Çok tarihi günlere tanık olduğumuzu düşünüyorum. Örneğin Davos da ağlama kürsüsü haline geldi. Çünkü Batılı aktörler kendi içlerindeki çıkar çatışması konusunda ne yapacaklarını düşünüyorlar. ‘Demokratik ülkeler savaşmaz’ teorileri vardı ama şu an demokratik ülkelerin savaştığını ve ne yapacaklarını şaşırdıkları noktadayız.
Transatlantik ilişkilerde kırılmanın eşiğindeyiz. Karşılıklı bağımlılıkların bu kadar arttığı bir dönemde gümrük vergileri üzerinden bu sürecin ne kadar götürüleceği sorgulanmalı. Amerikan Hazine Bakanı Danimarka’nın Amerika tahvillerine yönelik açıklamasında ‘Tıpkı Danimarka’nın kendisi gibi önemsiz’ dedi. İnanılmaz bir açıklama. Biz şaşırıyoruz ama bunlar sistemde olan şeyler. Eskiden diplomatik dil kullanılırdı şu an doğrudan dil kullanılıyor. Bu, sosyal medyanın da etkisiyle bir dönüşümü gösteriyor. Karşılıklı bağımlılıklar noktasında bunların yaratacağı yıkıcı etkiyi dikkatli okumak gerekiyor.”
‘Çip krizi Türkiye’yi de etkiliyor’
‘Avrupa, bu günleri kendisi oluşturdu’
‘Barış Kurulu’na işlevselliğine bakarak yaklaşmak gerek’
‘Buzkıran gemileri Rusya’ya buz üzerinde hegemonya kurmasını sağlıyor’
“Rusya o bölgenin yüzde 53’üne sahip. Rusya soğuk iklim ülkesi ve siyasi kültürü de öyle. Avrasya’daki tüm aktörler büyük güç geçmişlerinden ötürü sistemi dikkatli okuyabiliyor. Bu Türkiye açısından da geçerli. Siyasi kültür kodlarımız sistemi dikkatli okumayı beraberinde getiriyor. Rusya ve Çin bölge içerisinde önemli iki aktör. Artik’teki anahtar Rusya’da. Rusya, yüzde 53’lük alanının yanı sıra bölgedeki teknolojik ve askeri konumda da iyi. Rusya’nın nükleer güçle çalışan sekiz tane buzkıran gemisi olduğunu biliyoruz. Bu da onlar için bölgeye açılan bir koridor sağlıyor. Bu kısa süreli bir kullanım ürünü değil. Bu Rusya için buzun üzerinde bir hegemonya kurmasını sağlıyor. Bu da son derece önemli. Trump ile birlikte bu süreç de görüldü. Kuzey Kutbu bölgesi için Batılı aktörlerden net açıklamalar görmüyorduk. Trump neden Grönland ve Kanada’dan bahsetti? Kanada’yı da unutmamak gerek. Amerika’nın Kuzey Kutbu’nda yüzde 10’luk bir alanı var ve bunu artırmak istiyor. Bu da yine Alaska’yı aldığı Rusya sayesinde. Biz yer altı kaynaklarına ve nadir elementlere odaklanıyoruz ancak burası güzergahlar açısından da son derece önemli. Kutuplarda daha hızlı ve güvenli hareket edilebilecek. Rusya’nın buzkıranları son derece önemli. Bunları ‘nükleer gezgin’ olarak adlandırabiliriz. Yol açabiliyor, aralıksız sefer imkanı tanıyor ve dört mevsim kesintisiz çalışıyorlar. Trump bunu görüyor. Trump küresel sistemde ticareti kontrol etmek istediği için yeni ticaret merkezi olan Kuzey Kutbu’nu kontrol etmeyi de istiyor. Rusya ve Çin ile ortak hareket edebilecekleri alanlar olduğunu düşünüyorum.
Kanada krizi de muhtemelen yaşanacak. Trump buraya sadece bir toprak olarak bakmıyor. İktidardaki isimlerden de memnun değil. Kişisel husumetleri de var. MAGA için maksimalist söylemlerin artacağını ve bunların karşılıklarının olacağını düşünüyorum. Kuzey Kutbu işi yarıda kalacak Grönland ile bitecek gibi durmuyor. Kanada’yı doğrudan işgal etmez ama alabileceğini en fazlasını almaya çalışacaktır.”