EKSEN

‘Trump, yeni dünya düzeni oturmadan maksimum kazanç peşinde’

Prof. Dr. Emin Gürses’e göre ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırgan politikaları, henüz sınırları netleşmemiş yeni dünya düzeninde mümkün olan en büyük payı kapma arzusundan besleniyor. Gürses, bu yaklaşımın ABD’yi uluslararası sistemde ciddi bir çıkmaza sürükleyeceği görüşünde.
Sitede oku
ABD Başkanı Donald Trump, uluslararası sistemdeki alternatif güç merkezlerini tasfiye etmek ve küresel kaynakları kendi eksenine bağlamak için devreye soktuğu askeri ve ekonomik baskı mekanizmalarına hız veriyor. Trump yönetiminin Grönland’a dönük tehditleri, sadece bir toprak talebi değil NATO müttefiklerini ‘hizaya getirme’ mesajı da taşıyor.
Venezuela petrolünü Çin’e karşı bir koz olarak masaya süren ABD, İran’da ise ekonomik sebeplerle sokağa çıkan halkı kışkırtarak ülkenin iç işlerine dahil olmayı hedefliyor. Yeni dünya düzeninin sınırlarını kendi lehine çizmekte kararlı olan Trump’ın saldırgan tutumlarına karşı Rusya ve Çin ise temkinli duruşunu koruyor.
Trump’ın saldırgan politikalarını ve İran’da yaşananların çıktılarını Prof. Dr. Emin Gürses ile konuştuk.

‘ABD uluslararası sistemde sıkıntıya düşecek’

Prof. Dr. Gürses’e göre Trump’ın saldırgan tutumunun ardında, henüz sınırları oturmamış yeni dünya düzeninden kendine olabildiğince fazla pay almak var. Bu politikanın bir noktada tıkanacağını belirten Gürses, ABD’nin küresel sistemde sıkıntıya düşeceği görüşünde:
“Trump hamlelerini Amerikan devletinin bilgisi haricinde yapmıyor. Amerikan devleti Trump’ı bu işlerde kullanıyor. Saldırgan politikalarla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Trump ve Netanyahu, uluslararası sistem oturmadan evvel elden geldiğince kazançlı çıkmaya çalışıyorlar. Çünkü sistem oturduğu andan itibaren bunu yapamazlar. Netanyahu’ya İsrail için bir şeyler yaptırmaya çalışıyorlar ama sonra tasfiye edecekler. Artık Netanyahu da Trump da dünyada lider olarak kalamayacak. İki lider de ‘Sistem oturmadan evvel bu kargaşada ne kadar kaparsak, ne kadar kar elde edersek iyidir’ diye bakıyor. Bu Amerika’ya zarar veriyor. Yahudiler mazlum bir toplumdu ancak artık dünyanın her yerinde zalim olarak görülmeye başladılar. Amerika da uluslararası sistemde sıkıntıya düşecek. Avrupa da kendisine güvenlik için başka yollar arayacak. NATO üyesi ülkeler bile artık toprak bütünlüğünü Rusya’ya değil Amerika’ya karşı koruyamıyor. Avrupalılar ‘Amerikalılar bizim toprağımızı istiyor’ demiyor. NATO zaten Amerika’nın kendisi. Amerika NATO’yu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki aktör olarak kurdu. Amerika’nın ‘NATO’ya ihtiyacımız yok’ demesine bakmayın. NATO, Avrupa’yı sıkıştırmak için kurulmuş bir kurumdur. Böyle giderse Avrupa başka yapılanmalara gider. Amerika’dan ‘NATO bize lazım değil’ açıklamaları geliyor. Ancak bu, Avrupa’ya ‘Atacağımız adımlara dikkat edin’ demek için mesajdır.”

‘Grönland’ın kiralanması gündeme gelebilir’

Prof. Gürses, Grönland’ın doğrudan ABD tarafından satın alınmasının NATO içinde ciddi bir kriz yaratacağını belirterek, bu nedenle kiralama modelinin daha olası göründüğünü söyledi. ABD’nin izlediği baskıcı politikanın kalıcı olamayacağını ifade eden Gürses, belirli bir noktadan sonra Çin ile uzlaşma yoluna gidileceğini kaydetti:

Grönland ya 49 ya da 99 yıllığına Amerika’ya kiralanacak gibi görünüyor. ‘Hemen aldım’ olursa NATO ülkeleri toprak bütünlüğü güvencesini kaybetmiş olur. NATO, kendisine bağlı ülkeleri korumakla görevli. Bir sıkıntı olursa sorun çıkar. Bu yüzden Grönland kiralanabilir. 49 yıl sonra dünyada bambaşka şeyler olacak, silah sektörü kaybolacak. Kiralama meselesi gündeme gelebilir.

Öte yandan ABD ile Çin iş birliğinin yapma zorunluluğu var. Çin, Batı pazarına bağımlı. Amerika Çin ile ilişkiyi keser, gerginliği artırırsa dünyadaki kriz daha da hızlanacak. Bu da ABD için felaket olur. Amerika, bütün uluslararası sistemdeki alternatif merkezleri tasfiye etmeye, kaynaklarını kendine bağlamaya çalışıyor. Sonra Çin ile oturup anlaşacaklar. Amerika Çin ile anlaşırsa Tayvan eskisi gibi devam eder. Tayvan konusunda yeni kurulacak uluslararası sistemde ABD ve Avrupa intihar etmeye kalkarsa kırılma olur.

ABD, ‘Çin’in ihtiyacını Venezuela’dan karşılayacağız, benden alın diyor’ ancak Çin sadece oradan petrol almıyor. Çin tek kaynağa bağlı bir ülke değil. Önce korkutursun ama sonradan oturup o ülkeyle anlaşman gerekir. Venezuela petrol gelirlerini sağlık sektöründe kullanacaklarını söyledi. Trump ise ‘Venezuela’yı yeniden inşa edeceğiz’ diyor. ‘Önce savaşı kazanayım sonra masaya oturayım’ bakış açısı vardır askeriyede. Amerika ‘Ürküttüm, masaya da şimdi oturayım’ diyor. Bu saldırganlık sürekli olmaz, saldırgan Trump bu ülkelerle oturup konuşmak zorunda kalacak.”

‘Ukrayna krizinin devamı için en çok çabalayan ülke İngiltere’

Ukrayna krizinin sona ermemesi yönünde en fazla direnç gösteren aktörün İngiltere olduğunu ifade eden Gürses, Londra’nın çatışmanın uzamasını kendi jeopolitik çıkarları açısından gerekli gördüğünü kaydetti. Gürses’e göre Avrupa’daki savaş ve güvenlik krizinin nasıl şekilleneceği, kıta ülkelerinin iradesinden çok, İngiltere ile ABD’nin iki dudağı arasında:
“Avrupa içinde bir birlik yok. İngiltere hala Almanya ve Rusya’nın burnunun sürtmesini istiyor. Almanya ve Rusya bir dayanışma içine girerse İngiltere’nin esamesi Avrupa’da okumaz. Bu yüzden İngiltere savaşın devamı için elinden geleni yapıyor. Avrupa’nın içinde bir dağınıklık var. Sadece Danimarka’yı savunmak için bile birçok kez toplantı yaptılar ama karar veremediler. Avrupa’nın geleceği İngiltere’nin Amerika ile ‘Bu kadar savaş yeter’ demesine kadar sürecek. Rusya ile Almanya arasını önemli ölçüde bozdular. Bunu en çok isteyen İngiltere idi. Bu savaşı bitirecekler ama İngiltere bitmesin diye diretiyor. Amerika da İngiltere’yi tam olarak dışlamıyor çünkü Avrupa’daki ayağının İngiltere olduğunu biliyor.”

‘Trump, İran’ın tasfiyesi için her şeyi yapıyor’

İran’a yönelik politikaların yalnızca baskı kurmayı değil, devleti tamamen işlevsiz hale getirmeyi hedeflediğini savunan Prof. Gürses, bunun uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğunu belirtti:
“İran’da sıkıntı çok. Azeri bölgesinde bir sıkıntı yok gibi gözüküyor. Güneyde de bir sessizlik var. Devrim Muhafızları şiddeti artırırsa İran’ı bölünmeye götürürler. İran’da Devrim Muhafızları İran ordusundan daha güçlü ve örgütlü. Bunlar da radikal gruplar. 80-88 dönemi savaşta ölenlerin yakınlarından oluşuyor. Cumhurbaşkanı gerginliği azaltmak için uğraşıyor ama Amerika ‘İran ile kesinlikle görüşmeyeceğim’ açıklaması yaptı. Bu da gelişmelerden memnun oldukları anlamına geliyor. Trump, İran ile ilgili ‘Kurumları ele geçirin’ ifadesini kullandı. Orada örgütlü yapı olduğu anlamına geliyor. Halk değil örgütlü yapı kurumları ele geçirebilir. Trump’ın konuşmasından bu anlam çıkıyor. Devrim Muhafızları şiddeti artırır da insanlar ölürse karşı tarafı silahlandırma da başlar. Şu an yeterince yapamıyorlar. İran’da bir kontrol mekanizması var. İran’ı tasfiye etmek için her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Rusya’nın sıkıntısı var Çin’in de geleneğinde dışarıya müdahale etmek yok. İran’da gerginlik artar da saldırganlık yükselirse İran tekrar 79 senesine döner.”

‘İran’daki gelişmeler Türkiye’yi de etkileyecek’

Türkiye’nin, komşusu İran’daki gelişmelerden etkileneceğini belirten Prof. Dr. Gürses, ABD’nin Venezuela petrolündeki acelesinin ise İran’a müdahaleyi hızlandırmak istemesinden kaynaklandığını düşünüyor:
“İran’da sıkıntı büyüyebilir. Türkiye bundan etkilenir. Türkiye zaten şu anda Suriye’nin batısındaki YPG’lileri Amerika ve İsrail ile anlaşma doğrultusunda Fırat’ın doğusuna göndermeye çalışıyor. Bu, ‘Fırat’ın doğusu sizindir’ demektir. Amerika ve İsraillilerle bir anlaşma yapıldı. Burada Türkiye’nin yapacağı tek şey aşiretleri silahlandırmaktı. Ancak Şam bu işleri ABD ve İsrail’in onayıyla Türkiye ile görüşerek yapıyor. İran’daki gelişmeler elbette Türkiye’yi olumsuz etkiler. Amerika İran’a saldırmak için Venezuela’daki petrolü devreye sokacak. Bunu sokmadan saldırırsa boğaz ve körfezi İran’ın kapatması durumunda dünyadaki petrol fiyatları 80 doların üzerine çıkar. Bu Rusya’nın işine yarayacağı için Amerika bunu 70 doların altında tutmaya çalışacak. Bu yüzden Venezuela petrolünde acele ediyor. Bir kısım petrolü aldı. Bunu dünyaya da duyurdu. Bunu da olası bir krizde petrol fiyatlarının artmasını engellemek için duyurdu. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahale etmesine ise İran ve İsrail izin vermeyecek. Çin Suudi Arabistan ile anlaşmalar yaptı. Suudi Arabistan Amerika’nın arka bahçesi olduğu için Çin oraya giremez. Hemen ardından İsrail, Kızıldeniz’in girişini kontrol altına almak için Somali’nin kuzeyini tanıdı. Kızıldeniz’in kuzeyini kontrol altına alırlarsa Çin’i de sıkıntıya sokarlar. Çok karmaşık bir denklem var.”
Yorum yaz