‘Dış politika organiktir, her şey Trump’ın istediği gibi şekillenmez’
“Nükleer Anlaşma’dan çekildikten sonra 2018 maksimum baskı politikasını uygulayan da Donald Trump’tı. O zaman da İran’ın petrol ticaretini hedef almıştı ve ‘İran ile iş yapanlar da benim hedefimde sayılacaklardır’ demişti. Aslında Trump yine bildiği ekonomik baskı unsurları üzerinden İran’ı şekillendirmeye çalışıyor. Fakat İran’ın kaynaklarını kullanmak, İran toplumunun canını önemsememek, İsrail’in güvenliği için İran’ı parçalara ayırmak ya da Çin ve Rusya ile stratejik işbirliği anlaşması bulunan İran’ı değil de kendisine biat eden bir İran yaratma arzusu var. Toplumlar, dış politika organiktir; her şey Trump’ın istediği gibi şekillenemez. İçinde yaşadığımız uluslararası rejim zaten çok yara aldı ama bir yıldır Amerikan başkanının politikaları ile bu yaralara çok daha yenileri eklendi. Aslında Venezuela müdahalesi de İran’a yönelik her gün gerçekleştirdiği söylemler de dünyada İsrail harici 191 devleti hedef alıyor. ‘Ya benimlesiniz ya da sizin için heybemden ne çıkarırsam onu uygulayabilirim’ diyor. Bu, sistemi çıkmaza sokan bir gerçek.”
‘Ambargo ve yaptırımlar İran ekonomisini kırılganlaştırarak müdahaleyi kolaylaştırma amaçlı’
“Haziran 2025 büyük bir kırılma noktasıydı. İran’daki protesto kültürü de düşünüldüğünde, dışarıdan istihbaratın olmuş olan ve olası müdahaleleri düşünüldüğünde bu noktada şaşırtıcı bir şey yok. İlk başta protestolar organik olarak başladığında şaşırdığımı söyleyemeyeceğim. Ekonomi üzerindeki 47 yıllık ambargo ve yaptırımlar zaten ekonomiyi kırılgan hale getirmek için uygulanmaya başlanmıştı. Bu da yarım yüzyıllık bir Amerikan politikasının ürünüydü.
İran’da gerçekleşen olayları küresel sistemin geldiği noktadan bağımsız okumamak gerekiyor. Bir başka deyişle İran, Gazze soykırım savaşı çerçevesinde egemenliğine saldırılan 7 devletten biriydi. Amerika ve İsrail’in İran’a başlattığı savaş Trump’ın ‘Ateşkes oldu’ deyişiyle son bulmamıştı. Netanyahu ikinci aşamadan bahsediyordu ve bunun da ötesinde İran üzerinde hem bölgesel olarak birtakım hesaplar hem de aslında Amerika’nın hegemonyasına hizmet edecek bir İran görme arzusu var; ‘İsrail’e tehdit oluşturmasın, kaynaklarını Amerika’ya kullandırsın’ Fakat bu noktada İran toplumunun ekonomiye dayalı söylemleri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti’nin gelecek perspektifine yönelik eleştirileri açıkçası bir karmaşaya dönüştü. Yani dış müdahalelerle içerideki organik konu birbirine karıştı. Bu şaşırtıcı değildi, bunu daha önce de gördük.”
‘Ekonomik yaptırımlar, iç işleyişe müdahalenin aracı haline geldi’
“İran toplumu çok eğitimli bir toplumdur. Amerika’dan ve İsrail’den İran toplumunun lehine bir güzel gelecek gelmeyeceğini bilecek kadar bilinçli bir toplumdur İran toplumu. Ama ekonominin geldiği nokta sonuç olarak büyük bir probleme işaret ediyordu. Amerika ve İsrail’in İran ile 47 yıldır diplomatik bir bağı yok. Fakat İsrail ve Amerika’ya karşıt bir İran olduğu için istihbarat ile içeriye müdahil olmaya ve şekil vermeye çalışıyorlar. Bu ABD’nin birçok devlete yaptığı bir gerçeklik. Fakat 90 milyonluk nüfusun hayatını tehlikeye atıyorlar, ki aynı aktörler Haziran ayında bin 100 İranlıyı öldürdüler. Çıkmaz dediğimiz nokta tam olarak burada başlıyor. Hem yönetim hem sokaklar açısından bir çıkmaz. Çok büyük bir coğrafya ve baktığınızda ekonominin de sistematik olarak geldiği noktada hem yönetime yönelik eleştirilerde bulunabilirsiniz hem de Amerikan ambargo ve yaptırımlarını söyleyebilirsiniz. Ama o noktada içeriden insan devşirmek çok daha kolaylaşıyor. Yani sadece istihbarat değil, ekonomik şartlar da buna biraz zemin hazırlıyor. Dolayısıyla neden bir ekonomik baskı unsuru olarak ambargo ve yaptırımların kullanıldığı aslında bütün devletlere bir ders niteliğinde ortaya çıkıyor.”
‘İran halkının ABD’nin yardımına ihtiyacı yok’
“Tedirgin edici nokta şu; içeride bu karışıklıklar varken orada 90 milyonluk nüfusu görmezden gelip bir taraftan İran’a sert güçle müdahaleyi normalleştirmeyi çalışan bir Amerikan başkanı var. Birleşmiş Milletler’e kesinlikle aykırıdır, devlet egemenliğine saldırıdır, normalleştirip kabul edilebilecek bir şey değildir. Amerika’nın İran halkına yardım edemeyeceğini bütün dünya bilir ve İran halkının da Amerika’nın yardımına ihtiyacı yoktur. Daha fazla istikrarsızlık yaratmaktan başka hiçbir şeye yaramaz. 1979’da İran’da devrim olurken İran şahına Amerika’nın şahı diye bakılıyordu, bunu da unutmamak gerek. 47 sene sonra şuan hala Tel Aviv ve Washington tarafından desteklenen Pehlevi’nin adının konuşuluyor olması da ayrı bir talihsizlik.”
‘Amaç sadece rejim değil, Çin ve Rusya’yı da sınırlandırmak’
“İran’ın kaynaklarını, petrolünü, gazını, jeostratejik konumunu içeride sorunlar yaşandığında ABD kendisi için kullanmak isteyecektir. İsrail, İran’ı fırsat bu fırsat deyip parçalara ayırmak isteyecektir. Amerika’nın müdahalesi Venezuela’da da hukuka aykırıydı, Venezuelalıların stratejik varlıklarına çökme arzusuydu ya da Çin ile Rusya’yı sınırlandırma arzusuydu. İran’da da bunun bir benzerini görebiliriz.”