Francisco de Miranda’nın Osmanlı ziyareti ve büyük hayali
Miranda, Latin Amerika halklarını birleştirme projesine hem siyasi bir model hem de uluslararası destek aramak için dünyayı geziyordu. 1780’lerde yolu Osmanlı İmparatorluğu’na da düştü.
İspanyollarla rekabet halinde olan Osmanlı’yı, bu birleşik devlet projesine lojistik ve siyasi destek sağlayabilecek bir güç olarak görüyordu. Rusya ve Avrupa seyahatlerini de kapsayan bu arayışın temelinde, Mississippi Nehri’nden Ümit Burnu’na kadar uzanacak büyük bir Amerikan-Latin birliği kurma hayali vardı.
'Monroe Doktrini birleşik bir Latin Amerika’ya karşı çıktı'
Monroe Doktrini’nin kâğıt üzerindeki iddiası Avrupa kolonyalizmini sınırlamaktı. Ancak asıl gerçek; bu doktrinin Latin Amerika devletlerini tek bir ulus altında toplama projesine karşı doğrudan bir tavır olmasıdır.
James Monroe’nun hükümete yazdığı notlarda, Miranda’nın kıtada geniş bir ulus oluşturma projesine izin verilmemesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. ABD, kendi emperyal projesini kurgularken, Güney’de güçlü ve birleşik bir bölgesel projeyle karşılaşmayı kesinlikle istemiyordu.
'İdeolojiler ölmedi, 19. yüzyıla geri dönüldü'
Bugün yaşananlar sadece petrol kavgası değil, kökleri 19. yüzyıla dayanan bir ideolojik savaştır. İdeolojilerin öldüğünü söyleyenler yanılıyor; tam aksine doktrinler üzerinden bir çatışma zeminindeyiz.
ABD, kendisine alternatif olan bölgesel birlik projelerine karşı her zaman müdahaleci olmuştur. Venezuela’da uygulanan ağır ekonomik ambargolara rağmen halkın bu mirasa sahip çıkması, Bolivarcı ruhun ve bölgesel birlik idealinin hâlâ diri olduğunu gösteriyor. Amerika'nın sıcak parasının girdiği yerin bir daha iflah olması mümkün değildir.