EKSEN

'Suriye'de rejim devirmeye itiraz etmeyip, Venezüella tehdit edilince karşı çıkmak tutarlı değil'

Prof. Gürses’e göre Putin’in Adana Mutabakatı'nı anması, Ankara’yı ‘tampon bölge’ yerine 2011 tarihli ve hala geçerli olan anlaşma gereği sınır güvenliğini Şam’la sağlamaya itme anlamına geliyor. Gürses, anlaşmaya atfen “Öyle girdim, istediğimi yaparım” diye madde olmadığını, danışmanlarının Erdoğan’ı yanlış bilgilendirdiğini belirtti.
Sitede oku

Putin ile Erdoğan, 2019’un ilk görüşmesini gerçekleştirdi: Şubatta üçlü zirve yapılacak
Türkiye, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘ekonomiyi çökertme' tehditli tweet'inde ‘güvenli bölge' tesisini anmasından bu yana Suriye içerisinde ‘güvenli bölge' tesis edilmesini tartıştığı gibi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in son Moskova zirvesinde andığı ‘Adana mutabakatını' tartışıyor. Putin'in atfını ‘yerinde' bulan ancak bunu Türkiye'nin Suriye içlerine girmesi olarak yorumlamış görünen Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak yakında Fırat'ın doğusuna yönelik harekete geçileceğini dile getirdi. Erdoğan oluşturulacak ‘güvenli bölgeye' de Türkiye'deki 4 milyon sığınmacının yerleştirileceğini belirtti. Rusya ise son olarak Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un ağzından Adana Mutabakatı'nın Ankara'nın sınır güvenliğini sağlamanması için kullanılabileceği mesajı vermiş durumda.

Gelişmeleri Sakarya Üniversitesi'nden Prof. Emin Gürses ile konuştuk.

‘ADANA MUTABAKATINA DAYANAN 2011 ANLAŞMASI HALA GEÇERLİ'

Prof. Emin Gürses, Türkiye ile Suriye hükümetlerinin Adana Mutabakatı'nı tutanakla kayıt altına aldığını ancak bu mutabakatı pekiştiren asıl anlaşmanın 2011'de Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde yapıldığını anlattı. Meclis onaylı bu anlaşmanın hala geçerliliği bulunduğunu belirten Gürses, Putin'in ise bu anlaşmaya temel teşkil eden mutabakatı anmasının sebebinin Ankara'ya adres olarak Şam'ı göstermesi olduğunu belirtti:

Lavrov: Türkiye ve Suriye'nin Adana Mutabakatı'nı sınır güvenliğinin sağlanması için kullanması mümkün
"Adana mutabakatı zaten 1998'de bir tutanakla kayıt altına alınmış. Yani orada bir tutanak var. Tutanakta zaten açıkça söylüyor. Terör örgütleri PKK, bazıları isim değiştirdi, değişik isimlerle faaliyetler, yasal ya da yasa dışı diyor. Yasal ya da yasa dışı terör örgütleri ile hiçbir faaliyete izin verilmeyecek diyor. Yani örgüt ile bağlantılı yasal faaliyetlere de izin verilmeyeceğini tutanak altına almışlar, 19-20 Ekim 1998'de. Fakat bu sonra resmi belgeye dökülmüş. 2011'de Şubat'ın 9'unda resmi belge imzalanmış, altında da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın imzası var. Bunun son maddesinde zaten üç yıllık süreyle geçerlidir. Eğer itiraz olmazsa otomatik olarak yenilenir diyor. Yani süresi açık anlamına geliyor. Anlaşma hala geçerli. Bu anlaşmanın bir üçüncü bölümü var. Burada zaten açıkça taraflarla ilgili ne yapacaklar, ne edecekler bunların hepsi yazıyor. Bu anlaşmada iki taraf hem Suriye Dışişleri hem Türk Dışişleri bunu imzalamışlar. Burada Putin'in söylediği Türkiye'nin muhatabı Şam'dır diyor. Terörle ilgili Türkiye ikide bir neyi dile getiriyor: ‘Terör örgütleri var, bunlar bize zarar veriyor. Biz BM Sözleşmesinin 51. maddesine göre hareket ediyoruz'. Fakat Putin'in Türkiye'ye aslında Türkiye üzerinden bir mesaj daha var. Biz BM Sözleşmesinin 51. maddesine göre müdahale edebilirsin. Ama bunu Güvenlik Konseyi'ne bildirmek zorundasın. Sorun bittiği zaman geri çekilmek zorundasın. Sorun bitmiyorsa o zaman 2010'da varılıp 2011'de imzalanan metnin resmi olarak meclisler imzalamış, bu metnin hala geçerli olduğunu görüyoruz. Bu metne göre Suriye beraber bu sorunları çözecek. Putin, Türkiye'ye aslında bu sorunların çözülme makamı, sen Suriye'de bulunuyorsan, Suriye diyor. Tayyip Bey orada doğru diyor, Amerika buraya çağrılmadı. Putin de Moskova görüşmesinde ne dedi, ‘Amerika burada yasa dışı olarak duruyor'. 1998 mutabakatı ve 2011'de meclislerde kabul edilen anlaşma var. Bu anlaşmalarda iki ülke karşılıklı olarak sürdürecek yazıyor. Türkiye tek başına yapmaz bu işi."

‘DEMEK Kİ ŞAM'LA ORTA DÜZEY GÖRÜŞMELER OLUYOR'

Türkiye'nin Suriye'de tek başına güvenli bölge oluşturamayacağını, ancak Şam ile bu anlaşmaya göre oluşturabileceğini belirten Gürses'e göre, Ankara'nın Şam hükümetiyle birlikte hareket etmesi gerekiyor. Danışmanlarının Erdoğan'ı yanlış bilgilendirdiği görüşündeki Gürses, "Öyle ben girdim, istediğim gibi yaparım diye bir madde yok burada" anımsatmasında bulunurken, Cumhurbaşkanı'nın sözlerinden ise Şam yönetimi ile orta düzeyde bazı görüşmeler olduğu sonucunu çıkardığını söyledi. Gürses, Türkiye'nin ABD'nin çekildiği bölgelere kendi kendine yerleşmeyi planlaması halinde bunun ‘yanlış olacağını' söylerken, "Amerika çekildiği bölgeye seni şöyle yerleştirir. PKK'nın görevini üstlenirsen sana bu izni verir. Türkiye bu görevi kabul ediyor mu? Türkiye bu görevi herhalde kabul etmez" diye ekledi:

‘Şam ve Ankara PKK ile mücadelede işbirliği yapacak’
"Türkiye kendi başına güvenli bölge oluşturamaz. Bu anlaşmaya göre oluşturulabilir, Şam ile beraber kararlaştırılır. Türkiye, Amerikalıların boşalttığı yere ben girerim dedi, ama anlaşmada böyle bir şey yok. Şam ile Ankara beraber hareket edecek. Türkiye tek başına burada ben güvenli bölge oluştururum diyemez, anlaşma öyle. Karşılıklı olarak yapılacak diyor anlaşmada. Cumhurbaşkanı en son üst düzey görüşme olmaz dedi. Demek ki orta düzey görüşme oluyor. Bu sözleşmede istihbarat birimleri, genelkurmay vs. hepsi faaliyet gösterecek diyor. Demek ki genelkurmay, MİT düzeyinde böyle faaliyetler yürütülüyor anlamına geliyor bu. Tayyip Bey'e yanındaki akıllı adamlar yanlış bilgi vermişler. Uzman geçinenler SETA grupları var bunlara akıl veren. Anlaşma önümüzde. Anlaşmaya göre iki taraf yapar diyor, genelkurmay, MİT, istihbarat, güvenlik birimleri aracılığıyla yapar diyor. Öyle ben girdim, istediğim gibi yaparım diye bir madde yok burada. İsmail Hakkı Pekin dün bir açıklama yaptı. Hakan Fidan ile Mayıs'ın 2011'inde görüşmüş, Fidan da ‘Biz Suriye'de Amerika ile birlikte hareket edeceğiz' demiş. Siz Amerika'yı güçlü buldunuz, Amerika'dan korkuyorsunuz. Tehdit ediyor sizi, PKK'ya destek veriyor. Amerika'ya bir şey diyemiyorsunuz. Ama Amerika bizim müttefikimizdi, biraz daha kibar davransın diye yalvarıyorsunuz. Zaten başında bunlar beraber çalışmışlar. Suriye'de 2011'in Mart'ın da olaylar başladı. Herkes silahlandırılmaya başlandı. Kim yaptı bunları, dışarıdaki güçler. Bunlar Mayıs'ında da Hakan Fidan açıklama yapıyor, ‘Biz Amerika ile birlikte çalışacağız' diyor. demek i bunlar hep beraber çalışıyorlar. Geldikleri nokta Putin aslında Tayyip Erdoğan'a yol gösterdi. Erdoğan'ın da peşinden yaptığı açıklama üst düzey görüşme olmaz dedi. Ben buradan şunu anlıyorum. Orta düzeyde genelkurmay, MİT başka türlü yürütecek. Diğer türlü Suriye'nin izni olmadan Amerika'nın çekildiği bölgeye ben yerleşeyim diyeceğim. Amerika çekildiği bölgeye seni şöyle yerleştirir. PKK'nın görevini üstlenirsen sana bu izni verir. Türkiye bu görevi kabul ediyor mu? Türkiye bu görevi herhalde kabul etmez."

‘AMERİKA ÇEKİLİRSE, BİR DAHA GİREMEZ'

Öte yandan Gürses, ABD'nin Suriye'den çekilmesi konusunda ‘karamsar', ABD'nin Suriye'den çekilmesi durumunda tekrar giremeyeceğini belirten Gürses, bu durumda ABD'nin Suriye'nin kuzeyinden Akdeniz'e bir hat çizme planlarının ta tümüyle boşa gideceğini anımsattı. Trump yönetimi Suriye'ye savaşın izlerinin ortadan kaldırılması için mali katkı yapacak ülkeleri şimdiden yaptırım uygulayacağı mesajı vermişken Gürses, Türkiye'nin de Suriye'nin inşası konusunda Şam'la birlikte hareket etmemesi halinde başarılı olamayacağını ekledi:

Adana Mutabakatı yeniden gündemde: Ankara’nın Şam yönetimine elini uzatmasının zamanı geldi
"Suriye Dışişlerinden yeni bir haber geldi, beraber inşa edelim diye. Bu işi ancak Suriye ile yaparsın. Amerika sana da yaptırım uyguluyordu. Amerika'nın ne yaptığı belli değil. Çünkü şu anda Avrupa bile Amerika'dan koptuğu için karşısında yer almış durumda. Avrupa bile yarın sana yaptırım uygulayabilir. Türkiye bunları kabul edemez. Nasıl İran'a yaptırımları kabul etmedi, Suriye'ye yaptırımlara da kabul edemez. Tayyip Bey şunu düşünüyor, ‘3-4 milyon insan var burada. Burada bir bölge oluşturursam, onları buraya yerleştiririm diye'. Bunu yapmanın en doğru yolu Şam ile görüşürsün bu anlaşmaya göre. Dersin ki ‘Şunları güvenli bölgeye yerleştirelim'. Şam da der ki ‘Ortak güvenlik sağlayalım. Çünkü ortak güvenlik tesis etme konusunda 2011'deki anlaşmada yer alıyor. Ama bu Şam ile beraber olur. Türkiye, PKK'nın görevini üstlenirse, Amerika buradan çekilir. Amerika bu girdiği yerden çekilirse, bir daha buraya giremez. O zaman 1999'dan beri yapılan bütün planlar boşa gider. Yani Suriye'nin kuzeyinden Akdeniz'e bir hat çizme planları boşa gider. Mümkün değil bunu yapması. Türkiye'nin burada yapacağı gitsin ihracatçılar meclisinde konuşsun, Suriye'nin potansiyeli nedir diye. Yıllık 8-10 milyar liralık potansiyeli var yıllık. Türkiye'deki bütün ekonomik kriz çözülür. Amerika'nın ambargosu da bir işe yaramaz. Türkiye'nin yapacağı şey Suriye ile 1998'te yapılan mutabakat ve 2011'in ikinci ayında imzalanan resmi belgeye uygun olarak burada güvenliği sağlayıp Türkiye'deki mültecileri gelip bu bölgelere yerleştirirler. Ondan sonra altyapı için uluslararası finans çevreleri mi girer devreye, BM mi girer… Ondan sonra Türkiye buradaki yeni yapılandırmaya gider ama Şam ile beraber gider. Türkiye'de adam Amerika'ya Avrupa'ya ihracat yapıyor, İran'a da yapıyor. İran'ın ihracat tutarı çok düşük olduğu için Avrupa ve Amerika pazarını kaybetmemek için İran ile ilişkilerini azaltıyor. Bunu yapıyor. Yoksa Türkiye, İran'dan gaz almayı durdurmadı ki."

‘SURİYE'DE REJİMİ DEVİRMEYE İTİRAZ ETMEYİP, ABD VENEZÜELA'YI TEHDİT ETTİĞİNDE KARŞI ÇIKMAK TUTARLI DEĞİL'

Gürses, ABD'nin Venezüela'da rejim değişikliği tehditlerini de değerlendirdi. Gürses, Türk hükümetinin Suriye'de rejim değişikliğine soyunurken, ABD'nin Venezüela'da rejimi değiştirmesine itiraz etmesinin çifte standartlı bir yaklaşım olacağını vurguladı. Türkiye'nin son dönemde Venezüela ile petrol ve değerli madenlerle ilgili anlaşmalar yaptığını anımsatan Gürses, Ankara'nın bu ülkedeki çıkarlarına dikkat çekti. Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerin Türkiye gibi Caracas yönetiminin arkasında durduğunu belirten Gürses'e göre ABD işleri askeri müdahaleye vardırırsa kayıplara uğrar:

‘Venezüella, altınlarını Türkiye, Rusya gibi dost ülkelerde rafine etmek zorunda'
"Suriye'de rejimi devireceğim. Ama Amerika, Venezüella'da rejimi devirirken ona karşı çıkacağım'. Tutarlı değil. Seçimle gelmiş adam. O zaman seçimle göreve gelmiş adamları sen de görevden aldın. Seçimle göreve gelmek tek başına yeterli olmuyor demek ki. Ama Venezüella ile Türkiye birçok anlaşma yaptı. Maden, petrol anlaşmaları yapıldı. Venezüella, Kolombiya tarafından sıkıştırılıyor. Kolombiya ile Amerika 2018'de NATO ile anlaşma yaptı. Kolombiya'yı yanına çekti Amerika. Avrupa zaten Venezüella'ya açıkça cephe almaya başladı. Türkiye'nin de çıkarları var Venezüella'dan. Ticari ilişkiler geliştirildi. Bundan dolayı Venezüella'yı bırakmaları mümkün değil. Tabii ki Türkiye yalnız değil. Rusya, Çin, İran da Türkiye'nin yanında. Rusya'nın yer alması bile tek başına yeterli. Ama Çin de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda açıkça tavır aldı Amerika'nın bu yaptırımlarına. Fakat Amerika'dan bugün yine haberler geliyor, askeri müdahale yapacağız diye. Askeri müdahale olursa daha büyük kayıplara uğrar Amerika. Hegemonya çökerken daha da saldırganlaşır. Amerika'da da öyle bir hava esiyor. Cumhurbaşkanı açıkça tavır da aldı Maduro'nun yanında olduğuna dair. Zaten ambargo var. Askeri müdahale işine girişirse, Küba'ya yapılanın bir değişik versiyonu olabilir. Venezüella'dan bir önemli bir nüfus göçü oldu Kolombiya'ya. Bunların bir kısmının eğitildiği de söyleniyor. Bunlar üzerinden yapabilirse, o zaman da büyük bir kargaşa olur bölgede. O zaman devreye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Çin ve Rusya'nın tavrı öneli olacak. Libya'da da aynısını yaptılar. Sonra 300 milyon dolar para gönderildiği söylendi. Hala Libya'da kargaşa var. Libya'nın çözümünde de İtalya'da bir toplantı yapıldı. Toplantıya Cumhurbaşkanı Yardımcısı da gitti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı sonra anladı ki İtalya, Fransa, Mısır katılıyor toplantıya. Libya'nın doğusunu kontrol edemiyorlar. Mısır'a diyorlar ki ‘Sen aracı ol da buradaki petrol kaynaklarını işletelim'. Bizim Cumhurbaşkanı Vekili durumu anlayınca toplantıyı yarıda bırakıp, çıktı. Orada yağma oldu, en büyük zararı da Türkiye gördü. Libya hala toparlanamadı. Aynı şey Venezüella'ya olabilir. Çünkü Venezüella'nın yeni kaynakları ortaya çıktı. Bundan 5-6 sene evvel 70-80 milyar varil petrolden bahsediyorduk. Şimdi 200 milyar varilin üzerinde kaynaklardan bahsediliyor. Büyük kaynak bunlar. Bunu Amerika, Venezüella'yı bir Birleşik Arap Emirlikleri gibi yapabilir. O kadar büyük kaynağı var buranın. Amerika kendi kontrolünde olsun istiyor. Eğer Venezüella, Bolivarcı sosyalistlerin elinde böyle bir şey yaparsa, Amerika burada domino etkisinden korkuyor. Nasıl ki Vietnam'a müdahalesinin amacı Vietnam'ın çamurları topraklarını almak değilse… Bölgede sosyalizmin yayılmasının engellemek için yaptıkları bir faaliyetti. Burada da bundan korkuyor Amerika."

Yorum yaz