DÜNYA

'Rusya artık sahada, 2013 şartlarına dönülemez'

Alptekin Dursunoğlu’na göre Doğu Guta’nın temizlenmesiyle Batı açısından Suriye savaşının sürdürülebilirliği bitecek. Bu yüzden kimyasal silah iddiasının da kullanıma sokulabileceğini belirten Dursunoğlu, “Rusya artık sahada, 2013 şartlarına dönülemez” dedi.
Sitede oku

Suriye ordusu başkent Şam'ın kırsal kesimindeki Doğu Guta'yı İslam Ordusu, Fetih el Şam (eski adıyla El Nusra Cephesi), Faylak el Rahman ve Ahrar'uş Şam gibi terör örgütlerinden temizleme operasyonuna başladı. BMGK'da oy birliğiyle kabul edilen ateşkes tasarısı IŞİD ve el Kaide ve onlarla hareket eden örgüt ve her türlü kurumu dışarıda tutarken, Rusya ve Suriye orduları da sivillerin çıkması için koridor oluşturdu. Ancak militanların ilk işi bu noktaları vurmak oldu.

Rusya: Militanlar sivillerin Doğu Guta’dan çıkışına engel oluyor
Doğu Guta'nın önemini ve savaşın gidişatındaki yerini Suriye savaşıyla ilgili kitaplarıyla tanınan ve Yakın Doğu Haber Sitesi Yayın Yönetmeni olan araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu'yla konuştuk.

‘DOĞU GUTA VEKALET SAVAŞININ BAŞLATILDIĞI YERDİ'

Alptekin Dursunoğlu, şu an Doğu Guta'da yaşananların perde arkasını anlatırken, 2012 yılında Suriye Cumhurbaşkanlığı sarayına saldırı düzenleyecek kadar güçlendirilmiş olmalarına dikkat çekti. Ancak Suudi Arabistan başta olmak üzere yabancı destekli bu grupların 2013 yılında Suriye ordusunun kontrolü yavaş yavaş ele almasıyla birlikte burada sıkıştıklarını belirten Dursunoğlu, bugün yaşanan durumun da bu sıkışmışlığın tezahürü olduğunu anlattı:

Kalın: 700 sivil Erdoğan'ın talebinden bir hafta sonra Doğu Guta'dan tahliye edildi
"Batı açısından Doğu Guta'nın en önemli özelliği 18 Temmuz 2012'de Şam'daki Ulusal Güvenlik Binası'na bombalı saldırı düzenlenerek bu saldırıda Suriye yönetiminin üst düzey yöneticilerinin, aralarında savunma bakanı, genelkurmay başkanı ve yardımcısı, içişleri bakanı ve diğer üst düzey bütün askeri yetkililerin olduğu toplantının hedef alınıp, öldürülmeleriydi. Bunun ardından özelikle başkenti özellikle hedef alan çok güçlü bir saldırı başlatıldı. Yani aslında Suriye'deki vekalet savaşının tam olarak başlatıldığı tarih 18 Temmuz 2012'ydi. Şu an Doğu Guta ile ilgili bahsettiğimiz şeyler bunların sonucudur. Çünkü başkenti, yani devletin yönetim merkezini ele geçirmek üzere silahlandırılan ve desteklenen silahlı gruplar, Suriye ordusunun 2013'ten sonra yavaş yavaş şehri kontrol altına almasının ardından şu an Doğu Guta'ya sıkışmış bulunuyorlar. Yani 2012 Temmuz'unda rejimi devirmek hedefiyle desteklenen bu gruplar hedefe çok yakındılar. Hatta dönemin Türkiye Dışişleri bakan Ahmet Davutoğlu 24 Ağustos'ta NTV'ye verdiği demeçte ‘artık rejimin devrilmesi için aylardan değil haftalardan söz ediyoruz' demişti. Bu söylem o güveni yansıtıyordu. Desteklenen silahlı gruplar Şam'ın hemen içerisindeydi ve bunlar 2012'de cumhurbaşkanlığı sarayına bile saldırı düzenleyecek çapta güçlüydüler. 2013'ten sonra Suriye ordusu büyük ölçüde Şam'ı kontrol altına almaya başlayınca bunlar Doğu Guta denilen bölgeye sıkıştılar."

‘SAHADAKİ ŞARTLAR İDLİB YERİNE DOĞU GUTA'YI ÖNCELİKLI KILDI'

Suriye ordusunun 2017 yılı boyunca çok bir büyük bir alanı temizleyip, IŞİD'in toprak hakimiyetini bitirdiğini anımsatan Dursunoğlu'na göre IŞİD sonrası temizlenmesi hedeflenebilecek yerlerden olan Doğu Guta'yı sahadaki bazı şartlarla birlikte Zeytin Dalı harekatı Suriye ordusu açısından öncelik haline getirdi:

Rusya: Doğu Guta’da Şam’ın kimyasal silah kullandığı iddiaları saçmalık
"Bu bölge şu ana kadar öncelik arz etmiyordu. Ancak şu an Suriye ordusu açısından öncelik haline geldi. Neden öncelik haline geldi? Çünkü Halep'in kurtarılması ülkedeki en büyük ikinci kentin kurtarılması anlamına geldiği için orduyu rahatlatmıştı ve Ocak 2017'den günümüze kadar da Suriye ordusu bir taraftan Şam'ın güney kırsalından Ürdün sınır boyunu, bir taraftan da Humus'un doğusundan Irak sınırına kadar olan bütün bölgeyi temizledi. Bu dediğimiz şey 2017 yılı boyunca yaşandı. Buralar temizlendikten sonra Ocak 2018 itibariyle Suriye ordusu açısından terör örgütü olarak nitelenen IŞİD ortadan kalktığına göre, yani IŞİD'in toprak hakimiyeti ortadan kalktığına göre bundan sonraki hedef ne olacak? Ortada bir Türkiye'nin sınır hattı boyunca uzanan İdlib var, ikincisi Doğu Guta, üçüncü olarak da Dera ve Kuneytra'da İsrail'in desteklediği silahlı grupların bulunduğu alanlar var. Çok yakın zamana kadar Suriye ordusu İdlib'e doğru —yani bu Zeytin Dalı'nın da başlamasına gerekçe teşkil eden- bir operasyon başlattı. Bu operasyona Türkiye'nin şöyle bir itirazı olmuştu: ‘Rejim, Nusta bahanesiyle ılımlı muhaliflere saldırıyor' denmişti. Ebu Duhur askeri havaalanının kontrol altına alınmasıyla Hama, Halep ve İdlib kırsallarının kontrol altına alınması acaba Suriye ordusu İdlib'e mi yönelecek yönünde bir beklentiyi gündeme getirmişti. Ancak Zeytin Dalı operasyonun başlaması ve sahadaki bazı şartlar Suriye ordusunun İdlib'den ziyade Doğu Guta'ya yönelmesini beraberinde getirdi ve Doğu Guta operasyonu geçtiğimiz hafta resmen başladı."

‘DOĞU GUTA'NIN TEMİZLENMESİ BATININ KOZUNU BİTİRECEK'

Başkent Şam'ın yanı başında ve ona tehdit oluşturur halde olan bu bölgenin temizlenmesinin Batının elindeki kozu kaybedeceği anlamına geldiğini belirten Dursunoğlu, tıpkı Halep'te olduğu gibi burada da sivil söylemi üzerinden savaşın engellenmeye çalıştığına dikkati çekti:

Rusya: Doğu Guta'dan 'insani mola'nın ikinci gününde de ayrılabilen sivil olmadı
"Batılılar açısından Doğu Guta'nın temizlenmesi demek Suriye'deki savaşının sürdürülebilir olmasını ortadan kaldıran bir gelişme demek. Çünkü onun dışındaki bölgeler, Türkiye sınırındaki İdlib, İsrail sınırındaki Dera ve Kuneytra taraflarındaki bölgeler tamamen Suriye'nin toprak bütünlüğü çerçevesinde konuşabilecek savaşlar. Ancak Şam'ın yani başkentin hemen yanı başında var olan bir silahlı grup egemenliği başkenti sürekli tehdit edebilecek ve dolayısıyla sürekli rejim dayatması ya devirmesi şartlarını gündeme getirebilecek bir savaş. Buranın temizlenmiş olması Batılıların ya da Suriye'de savaşı destekleyenlerin artık bu kozu kaybedeceği anlamına geliyor. Yani başkentten temizlenecek bu silahlı grubu küçümsememek lazım. Bunlar 2015'te bir resmi geçit töreni yapmışlardı. Onlarca tankın, zırhlı aracın resmi geçit töreniydi bu. Dolayısıyla bu durumu, yani bir devletin hemen başkentinin dış mahallesinde tanklarıyla, toplarıyla, roketleriyle resmi geçit yapacak kadar kendini rahat hissetmesi ve rehin aldığı kişileri kafeste dolaştırarak bunları canlı kalkan olarak kullanmasını kimse izah edemez. Tıpkı Halep'te olduğu gibi burada da sivil söylemi üzerinden bu savaş engellenmeye çalışıyor."

‘DOĞU GUTA'DAKİ GRUPLAR SİVİLLER İÇİN AÇILAN KORİDORU VURDULAR'

BM'nin 2401 sayılı kararının sadece Doğu Guta'yı ilgilendirmediğini ve kayıtsız şartsız ateşkesi öngörmediğini belirten Dursunoğlu'na göre Doğu Guta'da sivillerin güvenli geçişi için açılan koridorun oradaki gruplar tarafından vurulması siviller üzerinden dillendirilen söylemin basit ve ucuz bir propaganda olduğunu ortaya koydu:

Peskov: Moskova ve Şam, Doğu Guta'da insani molaların uygulanması için tüm çabayı gösteriyor
"Ancak geçtiğimiz gün yaşananlar siviller söyleminin ne kadar yanıltmaca olduğunu, basit ve ucuz bir propaganda olduğunu ortaya koydu. BM'nin 2401 sayılı kararının ardından sanki bu karar sanki Doğu Guta'yı ilgilendiriyor ve sadece Doğu Guta'da kayıtsız şartsız ateşkes öngörüyormuş gibi bir propaganda yapıldı. Halbuki kararda Nusra ve IŞİD gibi ve BM'nin terör listesinde bulunan örgütler kapsam dışında tutuluyor. Bunlara ilaveten Rusya Devlet Başkanı Putin bir de insani gerekçelere dayanarak saat 10 ile 15 arasındaki zaman dilimini insani mola olarak belirlenip, bununla ilgili önlemlerin alınması talimatını verdi. Rusya ve Suriye o aralıkta sivillerin geçişi için saldırıları durdurdular ve sivillerin tahliyesi için güvenli koridor oluşturdular. Şimdi dün silahlı gruplar bu güvenlik koridorunu roketlerle vurdular. Böylece bu gruplar orada bulunan sivillere ‘sizin buradan çıkmanızı engelleriz' mesajı vermiş oldular. Aynen Halep'te yapıldığı gibi. Siviller orada canlı kalkan gibi kullanılmaya çalışılıyor. Bir yandan siviller katlediliyor söylemi sürerken diğer yandan silahlı grupların sivilleri kullanarak oradaki varlıkları korunmak isteniyor. Ancak BM kararı çok açık olduğu ve terörist diye sayılan grupları istisna saydığı için bunların orada tutunabilme ve varlıklarını sürdürebilme ihtimali yok. Ya Suriye devletiyle ‘ulusla uzlaşma' çerçevesinde anlaşacaklar ve tıpkı Halep'te olduğu gibi tahliye edilecekler İdlib'e. Ya da savaşı sürdürecekler."

‘KİMYASAL SİLAH KULLANILDIĞI İDDİASI SÜRPRİZ DEĞİL, PROPAGANDA DÜZEYİNDE KALACAK'

Batılı ülkelerin Suriye'ye yönelik kimyasal silah iddialarının sürpriz olmadığını, bu söylemlerin savaş boyunca birçok kullanıldığına dikkat çeken Dursunoğlu'na göre bu söylemler işlevsel değil ve propaganda düzeyinde kalacaklar:

Rusya: Doğu Guta'daki militanlar provokatif kimyasal saldırı hazırlıyor
"Doğu Guta olayları başlamadan önce de kimyasal silah iddialarını yeniden konuşabileceğimizi, bunun gerekçe gösterilerek Batılı ülkelerin müdahale edebileceğini tahmin ediyordum. Bu benim çok öngörülü olmamdan kaynaklanmıyordu. Suriye'deki yaşanan gerçeklik boyunca biz bunu hep gördük. Düşünün ki 2013'teki o ilk kimyasal silah saldırısının söz konusu edildiği şartlarda Suriye devleti BM'yi ülkeye ‘Muhalif gruplar kimyasal silah kullanıyorlar gelin bunu inceleyin' diye çağırmıştı ve tam BM heyetinin geldiği gün Doğu Guta'da kimyasal silah saldırı ‘düzenleniyor' ve 300 kişi ölüyor. Yani BM heyetini çağıran Suriye hükümetinin tam da o heyetin geldiği gün Doğu Guta'ya, yani başkentin dibine kimyasal silah attığı söylenebildi. Bunun üzerinden de gerçekten çok büyük askeri senaryolar söz konusu edildi. Şimdi bu kimyasal silah iddiaları Doğu Guta olayında da beklenmeyecek bir şey değil ve bu durum sürpriz olmaz. Fakat 2013'te bile bu iddialar ve tehditler kapsamlı bir askeri müdahaleye dönüştürülemedi. ABD ve müttefiklerinin ya da muhalifleri destekleyen çevrelerin konumları şu an 2013'ten bile çok daha geri konumda. O yüzden ben kimyasal silah iddialarının bir propaganda düzeyinde kalabileceğini ve çok işlevsel olmayacağını düşünüyorum."

‘RUSYA ARTIK SAHADA, 2013 ŞARTLARINA DÖNÜLEMEZ'

Batılı güçlerin kimyasal silah kullanımı iddiası gerekçesiyse askeri müdahale gerçekleştirebilme ihtimallerinin artık Rusya'nın sahada olmasıyla daha düşük olduğunu belirten Dursunoğlu'na göre sahanın ABD ve İngiltere'nin müdahalesine uygun hale getirilmesi mümkün gözükmüyor:

Rusya: Suriye’deki teröristlere hoşgörü gösterilmeyecek
"Kimyasal silah iddialarıyla birlikte Batılı güçlerin askeri müdahale ihtimali 30 Eylül 2015 öncesi güçlü olabilirdi. Eylül 2015'in önemi şu: Rusya artık sahada. Rusya ile birlikte İran ve Suriye'nin diğer müttefiklerinin artık sahada çok ciddi bir ağırlığı var. Sahada köklü değişiklikler var. Yani düşünün Şam'dan Irak sınırına ve bütün Ürdün sınırı boyunca on binlerce kilometrelik alan temizlendi. Bu dengelerin tekrar 2013 şartlarına dönüştürülmesi ve ABD ve İngiltere'nin müdahalesine uygun hale getirilmesi mümkün gözükmüyor. Ancak bunlar Doğu Guta'daki operasyonu engellemek için her şeyi yapacaklar. Bunlar sahadaki gelişmeleri çok etkilemeyecek ama tabii ki süreyi uzatacak, tabii ki ortamı zehirleyecek gelişmeler olarak kalacak. Ama bence yeniden o şartlara dönmenin imkânı artık yok."

‘ABD'NİN YPG İLE YAPTIĞINI TÜRKİYE ÖSO İLE YAPIYOR'

Dursunoğlu'na göre ABD'nin YPG ile yaptığını Türkiye ÖSO adını verdiği gruplarla yaparken, Suriye'nin toprak bütünlüğüne dair edilen laflara karşın ‘lisan-ı hal' farklı şey söylüyor:

"Türkiye 2016 yılı itibariyle zorunluluktan kaynaklanan çok ciddi bir makas değişikliği yaptı. Bu Astana sürecine geçişten söz ediyorum. Türkiye, ‘Suriye Dostları Grubu' adı verilen ve bu yıkım sürecini yöneten uluslararası konsorsiyumun en ateşli üyesiydi. Ancak 2016'da İran ve Rusya'nın öncelik ettiği bu sürece katıldı. Fakat bu durum bana Türkiye'nin bu projeden gönüllü olarak ve kendisine yönelik tehdidi gördüğü için caydığını düşündürmüyor. Türkiye'nin lisanı ile lisan-ı hali farklı şey söylüyor. Lisan olarak Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğü vurguluyor. Bu çok doğru. Suriye toprak bütünlüğünün yok olması kendisi için de tehdittir. Ancak Türkiye, Suriye'nin ulusal güvenliğini ve toprak bütünlüğünü garanti edecek adımlar atmak yerine tam tersine bunu parçalayacak adımlar atıyor. Yani ABD'nin YPG ile yaptığı şeyin aynısı ÖSO adını verdiği gruplarla yapıyor. Türkiye, ABD'ye diyor ki: ‘Siz IŞİD ile mücadele ediyordunuz ve bu amaçla buraya girmiştir. Şu an IŞİD yok peki siz niye hala ordasınız?' Aynı soruyu ABD de Türkiye'ye sorabilir: ‘Sizin Fırat Kalkanı harekatını düzenlerken sebebiniz IŞİD ile mücadele etmekti peki siz şu an neden oradasınız?"

‘TÜRKİYE, SURİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNUYORSA AFRİN'E GİRMESİNDEN RAHATSIZ OLMAMALI'

Alptekin Dursunoğlu son olarak Türkiye'nin, Suriye'nin toprak bütünlüğüne dair ettiği lafları davranışlarıyla da ortaya koymak istemesi durumunda Suriye'de kontrol ettiği toprakları devretmesi ve Afrin'e Suriye ordusunun girişinden rahatsız olmaması gerektiğini vurguladı:

Perinçek: Esad'ı Ankara'ya davet edeceğim
"Benzer bir durum Zeytin Dalı için de geçerli. Türkiye'nin gerçekten Suriye'nin toprak bütünlüğünü diliyle söylediği gibi davranışlarıyla da ortaya koyması durumunda şunu yapması beklenir: silahlı gruplardan temizlenen bölgelerin Suriye devleti ile koordinasyon içerisinde Suriye devletinin kontrolüne bırakması gerekir. Suriye devlet güçlerinin Afrin'e gelmesinden Türkiye'nin rahatsız olmaması gerekir. Sorunumuz eğer oradaki YPG/PKK varlığı ise oranın Suriye devletinin kontrolü altına girmesi demek oranın 2011 öncesi şartlara kavuşması gerek. Türkiye'nin 2011 öncesi Afrin ile ilgili bir sorunu var mıydı? Yoktu. 2011 öncesi Afrin'e dönülmesi kadar Türkiye'nin ulusal güvenlik ihtiyacı karşılayan başka bir şey yok. Dolayısıyla Türkiye'nin zahiren söylediği sözlerden ziyade zihninin arka planındaki yeni Osmanlıcı denilebilecek politikalarla bölgesel hakimiyeti sağlamaya çalıştığı veya başka şekillerde bir takım menfaat peşinde koştuğu gibi bir izlenim söz konusu. Ancak bunlar bir başka yoruma göre de tamamen iç politikaya için yapılıyor. Sebep hangisiyse sonucu değiştirmiyor. Sonuç Türkiye'nin ulusal güvenliği açısından bu tehditlerin devam etmesi anlamına geliyor. Yani Suriye'nin toprak bütünlüğü garanti edilen bir çözümle sonuçlanmayana kadar Türkiye'nin bu kaygıları devam edecek."

Yorum yaz