Gazeteci Demir İran’dan bildirdi: ‘İran, yeni bir saldırıya ağır bedel ödetmeye hazırlanıyor’

‘ABD’nin amacı İran’ın kaynaklarına çökmek’
“Bana göre ABD’nin derdi ne İran’ın nükleer programı ne de yönetimi. Asıl amacı İran’ın kaynaklarına çökmek ve İran’ın bölgede ABD ile İsrail’in ayağına çelme takmasını engellemek.
İran zaten nükleer silah üretmeyeceğini söylüyor; bu konuda güvence verdiğini ifade ediyor. Geçenlerde tabloyu aslında ABD’nin kendisi özetledi. Obama kürsüye çıkıp “Ben füze kullanmadan, diplomasi yoluyla İran’la anlaşma imzaladım. İran’ın nükleer silahı yoktu, üretmiyorlardı” dedi. Donald Trump ise Obama’yı cahillikle suçlayarak “Sen İran’a para verdin, onlar da nükleer silah üretme yoluna gitti” diyor.
Obama’yı genel olarak olumlamak istemiyorum ama bu tartışmada kısmen haklı. Donald Trump anlaşmadan çekildikten sonra İran’ın uranyum zenginleştirme oranı bir anda yüzde 10’dan yüzde 60’a çıktı. Dolayısıyla bu artışa zemin hazırlayan Trump’ın kendisi oldu. Şimdi de bunu bahane olarak kullanıyor. Sonuçta İran’ın üzerine çullanmak, sokak diliyle söyleyelim, İran’a çökmek isteyen bir Trump’la karşı karşıyayız.
Öte yandan sürecin uzaması, yeniden tetiğe basılmaması İran’ın da işine geliyor. Çünkü bu durum İran’a yeni füzeler üretmesi, mevcut füzelerini geliştirmesi, yeni İHA’lar yapması ve ekonomik açıdan iç direncini güçlendirmesi için fırsat veriyor.
Ama günün sonunda öyle görünüyor ki ABD ve İsrail, belki seçimden hemen sonra, kısa süre içinde İran’a yeniden saldıracak.”
‘Hürmüz’deki internet kabloları yeni çatışmanın hedefi olabilir’
“ABD’nin Körfez’deki birçok üssü artık kullanılamaz hâle geldi. Bazıları saldırılarda zarar gördü, bazıları da yeniden vurulma endişesiyle boşaltıldı. ABD, güçlerini ağırlıklı olarak Ürdün’e taşıdı. Yeni saldırıların özellikle Ürdün, İsrail ve Umman Denizi üzerinden, Hint Okyanusu bölgesinden yapılmasının beklendiği yönünde değerlendirmeler var. ABD’nin bunun üzerinde çalıştığı söyleniyor. Ancak bu bölgeler de ağır darbeler aldı.
Tahran’ın yaklaşımı şu: “Daha önce denenmiş ve hatayla sonuçlanmış bir yöntemi tekrar denerseniz yine aynı sonucu alırsınız. İki kez saldırdınız, sonucunu gördünüz. Yeniden saldırırsanız yine göreceksiniz.” İran da buna uygun biçimde ABD’ye daha ağır maliyetler yaşatmak için hazırlanıyor.
İran, yalnızca ABD’yi değil, bu saldırılara göz yuman veya bir şekilde destek veren ülkeleri de hedef alabileceğini gösteriyor. Almanya, İngiltere ve Fransa gibi NATO ülkelerini de saldırıların bir parçası olarak görüyor.
İran’ın petrol ve enerji altyapısına yönelik saldırılar bekleniyor. İran ise buna karşılık Körfez ülkelerinde ABD’yle ortaklığı bulunan şirketleri vurabileceğini söylüyor.
Bir başka önemli konu da Hürmüz Boğazı’nın altından geçen fiber internet kabloları. Bu kabloların zarar görmesi, bütün bölgede sistemleri aksatabilecek bir gelişme olabilir. İlk bakışta “Dünyada internet mi kesilecek?” diye düşünülüyor ama Körfez ülkeleri trilyonlarca dolarlık veri akışını bu kablolar üzerinden sağlıyor. Hatlar Çin’e, ABD’ye ve Avrupa’ya uzanıyor.
Körfez ülkeleri petrol ticaretini ve gaz ihracatını da bu bağlantılar üzerinden yürütüyor. Ayrıca Amazon ve Meta gibi büyük teknoloji şirketlerinin bölgede milyarlarca dolarlık yatırımları var. Böyle bir saldırıda bunlar da riske girebilir.
İran’ın, kendisine yönelik yeni bir saldırı karşısında ağır bedeller ödetmek için bu tür hesaplar yaptığı görülüyor. Hürmüz Boğazı’ndaki internet kablolarının kesilmesinden en az etkilenecek ülkeler arasında da İran yer alıyor. Çünkü bağlantısını karadan sağlıyor.
Amerika burada İran’dan taviz almak istiyor ama bunun karşılığında hiçbir şey vermek istemiyor. İşin düğümlendiği nokta da burası.”
‘Dört ülkeden dış müdahaleye karşı bölgesel güvenlik arayışı’
“Peki İran, bu toplantıyı nasıl değerlendiriyor? Ona da bakalım.
Toplantıya ev sahipliği yapan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri General Muhsin Rızai, bu tür iş birliklerinin bölgede çok daha önce başlaması gerektiğine işaret ediyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan üst düzey yetkililerin ziyaretinin, ABD tehditlerinin dünya ülkeleri üzerinde büyük bir etkisi olmadığını gösterdiğini savunuyor.
Rızai şöyle diyor: “İran milletinin direnişi ve silahlı kuvvetlerin gücü sayesinde, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan üst düzey yetkililerle yapılan görüşmelerde yeni ve olumlu bir atmosfer şekillenmiştir.”
Burada ince bir çizgi var. Rızai, ABD’nin zayıflamasıyla birlikte bölge ülkelerinin de yeni bir arayışa girdiğine işaret ediyor. Devamında, üç ülkeden gelen üst düzey yetkililerin bölge sorunlarının çözümünün dört ülkenin birlikte hareket etmesinden geçtiğine inandığını belirtiyor. “Batı Asya’da güvenliğin bölgesel olması ve her türlü dış müdahalenin önlenmesi gerektiği sonucuna vardık” diyor. Söylemlerde bir ortaklık görüyoruz.
Suudi Arabistan’ın Yemen’deki krizi dondurmak istediği anlaşılıyor. Görüşme, aynı zamanda ABD ve İsrail’in İran’a yeni bir saldırı düzenleyebileceği yönündeki tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde yapılıyor.
40 günlük savaşta Körfez ülkeleri en ağır darbeyi alanlar arasında yer aldı. Çünkü bu ülkeler ABD üslerine ev sahipliği yapıyordu ve İran da bu üslere operasyon düzenledi. İran’a yönelik yeni bir saldırı başlaması hâlinde, Körfez ülkelerinin İran’dan bu üslere operasyon düzenlememesini ve savaşı daha geniş bir alana yaymamasını beklediği anlaşılıyor.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın da dünkü toplantıda bu beklentileri İran’a aktardığı değerlendiriliyor.”
İran’dan bölgesel ittifaka ‘yanlış hedef’ uyarısı
“İran, bu ittifakı kendisi açısından endişe yaratacak bir durum olarak görmediğini daha önce açıkladı. Ancak bunun ardından şu noktaya da dikkat çekti: “Dost ve düşman tanımını doğru yapmak gerekiyor. Eğer bu tanımı yanlış yaparsanız istediğiniz kadar bölgesel iş birliğinden söz edin.
İran’ın yaklaşımı şu: Bu ittifakı Yemen’e karşı kullanırsanız dost ve düşman tanımında hata yapmış olursunuz. Bu, çok kritik bir açıklama.
Bölgedeki en büyük istikrarsızlık kaynağı İsrail mi? Evet, İsrail. Bunda hepimiz hemfikiriz. O hâlde bir ittifak oluştururken neden Yemen’in üzerine gidiyorsunuz? İran cephesindeki yaklaşım bu. Asıl odaklanılması gereken yerin, tehdidin ana kaynağı olarak gördüğü İsrail ve ona destek veren ABD olduğunu söylüyor.
Tahran’dan gelişmeleri izleyen bir gazeteci olarak ben şöyle değerlendiriyorum: İran, bu ittifakın yanlış bir yöne kaymasını engellemeye çalışıyor.”
İran’dan toplantıda ‘Savaşsa savaş, diplomasiyse diplomasi’ mesajı
“Hürmüz Boğazı konusunda verilen yanıtta da İran’ın daha önce defalarca açıkladığı yedi şart öne çıkıyor. Bu şartlar arasında ablukanın kaldırılması, İran’ın bloke edilen varlıklarının serbest bırakılması ve savaşın Lübnan dahil bütün cephelerde sona erdirilmesi gibi başlıklar bulunuyor.
Dünkü toplantıda bu yedi şartın bir kez daha gündeme geldiği bildiriliyor. İran’ın, şartların yerine getirilmesi yönündeki talebini bu ülkeler aracılığıyla ABD’ye de iletmek istemiş olabileceği değerlendiriliyor.
Çünkü Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan gelen yetkililer, Katar ve Pakistan’ın yürüttüğü arabuluculuk sürecini diyalog yoluyla desteklemek amacıyla geldiklerini de açıklamıştı.
Toplantıda Pakistan ve İran’ın dışişleri bakanları da masadaydı. İran tarafında dikkat çeken bir ayrıntı, Muhsin Rızai’nin toplantıya askerî üniformasıyla katılmasıydı. Rızai emekli bir general ve şu anda İran güvenlik bürokrasisinin en üstündeki isim. Zaman zaman sivil kıyafetle, zaman zaman üniformalı görüyoruz kendisini. Bu toplantıya üniformasıyla katıldı.
Pakistan Genelkurmay Başkanı General Asım Münir’in ise toplantıda sivil kıyafet giydiğini gördük.
Muhsin Rızai’nin üniformasıyla masaya oturması, İran’ın “Savaşsa savaş, diplomasiyse diplomasi” yaklaşımına açık olduğunu ve kararlı duruşunu göstermesi açısından da önemli. Dışişleri Bakanı Erakçi de yanındaydı. Bir yanda Erakçi diplomasiye işaret ederken diğer yanda Muhsin Rızai askerî kanadı temsil etmiş oldu.
Muhsin Rızai’nin yardımcısı Ali Bakıri Keni de toplantıyı dün sabah ilk duyuran isimdi. Dün akşam devlet televizyonunda yaptığı değerlendirmede, “Biz bunu Mekke taraflarının buluşması olarak değil, bölge ülkelerinin buluşması olarak görüyoruz” dedi.
Bakıri Keni ayrıca, bu ülkelerin Suudi Arabistan ve İstanbul gibi çeşitli yerlerde toplantılar yaptığını, İran’ı da davet ettiklerini ancak kendilerinin hazır olmaması ve koşulların uygun bulunmaması nedeniyle katılamadıklarını ifade etti.”

