- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

“Türkiye-Azerbaycan gerginliği eskiye dayanıyor, dış politika nüanslar üzerine inşa edilir”

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 26.10.2026
Abone ol
Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre NATO’nun 5. Maddesine benzeyen 2. Maddesi oldukça sorunlu olan Mekke Anlaşması’nda kritik teknik eksiklikler var. Türkiye-Azerbaycan gerginliğinin birkaç yıl öncesine dayandığını belirten Ünal, ‘klavye mücahitlerinin İsrail söyleminin tosladığı’ görüşünde.
Mekke İttifakı kapsamındaki güvenlik anlaşmasının NATO’nun 5. maddesini andıran hükümleri ve 10 yıl boyunca çıkışı engelleyen bağlayıcı maddeleri, Türkiye’yi bölgede tırmanma riski yüksek askeri sorumluluklarla karşı karşıya bırakıyor. Anlaşmanın kapsadığı istihbarat ve terörle mücadele maddelerinin muğlaklığı ile iktidar değişimlerinde dahi devam eden yükümlülükler Meclis’in onay sürecinde kritik bir boyut kazanırken ABD etkisinin gerilediği Orta Doğu’da kapsayıcı diyalog mekanizmaları yerine kapsama alanı dar bloklaşmalara gidilmesi bölgesel istikrarı zorlaştırıyor.
Diğer taraftan Doğu Akdeniz’de Libya ile atılan deniz yetki adımı, adaların kıta sahanlığı haklarına yönelik iddiaları sınırlandıran hukuki altyapısıyla geçerliliğini korurken bölge ülkeleriyle yürütülen ilişkilerde iç işlerine karışmama ilkesine bağlı kalınması ve Azerbaycan örneğinde olduğu gibi ikili ortaklıkların tek taraflı dayatmalardan uzak tutulması sürdürülebilir bir dış politikanın temel şartı olarak öne çıkıyor.
Mekke İttifakı kapsamındaki gelişmeleri ve Türkiye-Azerbaycan gerilimini Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.

“Mekke Anlaşması’nın 2. Maddesi çok sorunlu”

Mekke Anlaşması’ndaki NATO’nun 5. Maddesine benzeyen 2. Maddenin sorunlu olduğunu söyleyen Ünal, teknik eksiklerine de değinerek anlaşmadan 10 yıl çıkılamıyor olmasını eleştirdi. Ünal’a göre bölgede Mekke İttifakı ve benzeri hiçbir ittifaka gerek yok:
“Çıkan metinde NATO’nun 5. Maddesine benzetilen 2. Madde çok sorunlu. ‘Bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır’ maddesi var. Hakan Fidan, ‘Suudi Arabistan’a savunma amaçlı asker göndereceğiz’ demişti ancak savunmada da olsanız saldırıda da olsanız ikisinin adı da savaştır. Savaşlarda ‘tırmanma’ kavramı vardır. Sınırlı birlik gönderirsiniz ancak savaş tırmanırsa ne yapılacak? Terörizmle ilgili bölüm çok genel yapılmış ve bu doğru değil. İstihbarat da aynı şekilde. En garip olanı ise bu anlaşmadan 10 yıl çıkılamıyor olması. Anlaşmalarla ilgili çalışan yetkililer de daha önce böyle bir şart görmediklerini söylediler. Metne göre 10 yıl sonra çıkılabiliyor ancak başlatılan projeler sürdürülmek zorunda. Bu anlaşmaya Türkiye’yi sokan hükümet seçimi kaybederse o hükümetin üstlendiği sorumluluklar tamamlanmadan yine çıkılamıyor. Umarım Meclis’teki vekiller bu maddeleri dikkatle okur. Konu sadece parti dayanışması çerçevesinde değerlendirilmez umarım. Türkiye’nin ciddi yükümlülükler altına gireceği değerlendirilir. O çerçevede iktidar milletvekillerinin de hayır demesini ümit ediyorum. Bugün bölgenin böyle bir ittifaka ihtiyacı yok. Bölgenin ittifaka ihtiyacı yok. İran savaşından sonra ABD ve İsrail’in gücünün zayıflamaya başladığı dönemde böyle bir anlaşma imzalamanın mantığı da yok. Bölge ülkeleri arasında kapsamlı bir diyalog yürütülmeliydi ve bu diyalogun amacı da güven oluşturucu önlemler olmalıydı. 1946’dan bu yana bağımsız olan devletler ilk defa Amerikan etkisinin azaldığı bir sistemde, sorunlarını kendi aralarında müzakereyle çözmek ve yumuşatmak amaçlı girişimlerde bulunmalılardı. İttifak kurulduğu zaman başka ülkeler de başka ittifaklar kurar. Bedir İttifakı oldu örneğin. Bu ittifakların içine İran’ın alınmaması ve Mısır’ın gelmemesi faul şeyler. Bu işi her yönüyle yanlış buluyorum. Umarım milletvekilleri de konuyu böyle değerlendirir”

“Doğu Akdeniz’deki en önemli sorun Yunanistan’ın yetkisi olduğunu iddia etmesi”

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de de sorunlar yaşadığını hatırlatan Ünal, Türkiye ile Libya’nın sınırları olduğunu kabul etmeyen Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de bir kıyısı olmadığını söyledi. Ünal, Türkiye ile Mısır’ın müzakere edebileceği görüşünde:
“Mekke İttifakı kapsamında Türk dış politikasını ne kadar eleştirdiysem bir o kadar da başarılı bulduğumu söylemem gerekir. Libya konusunda 2019’da imzalanan deniz yetki anlaşmalarını Trablus’taki hükümet Birleşmiş Milletler’e götürmüştü. Bu Birleşmiş Milletler’in böyle kabul ettiği anlamına gelmiyor. Sorunları devletlerin kendi arasında çözmesi gerekiyor. Kıta sahanlığına konu teşkil edecek 400 millik açık deniz alanları yok. Dolayısıyla sorunları bu devletler müzakere yoluyla çözdü. Devletler deklerasyonlarla münhasır ekonomik alanlarını belirleyecekti ya da bir anlaşmayla bu iş gerçekleşecekti. Şu an Doğu Akdeniz’deki en önemli sorun Yunanistan’ın bu bölgede deniz yetki alanı olduğunu iddia etmesi. Oysa Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de kıyısı yok. Yunanistan Doğu Akdeniz’e uzak bir ülke. Türkiye’nin Libya ile sınırları olduğunu da kabul etmiyorlar. Bu çerçevede de Türkiye ile Libya arasında deniz yetki anlaşması yapmakta haklı olunduğu ortaya çıkıyor. Ursula von Der Leyen Avrupa Birliği’nin başını belaya sokuyor. Bunların baskısıyla Mısır da Türkiye-Libya anlaşmasını eleştiriyor ancak Mısır anlaşmayı tasdik makamı değil. İki devlet kendi aralarındaki deniz yetki alanlarını belirledi. Bu çerçevede de Mısır’ın deniz yetki alanlarında tecavüz de yok. Kıbrıs Adası’nın ne kadar deniz yetki alanına sahip olacağı konusu da Türkiye ile Mısır arasında müzakereyle düşünülebilir. Türkiye’nin tezi güçlü. Adalar, büyük devletlerin uzun deniz sınırlarına sahip devletlerin denize çıkışını engelleyemez. Bu çerçevede Türkiye, Mısır ile bunu müzakere edebilir. Türkiye’nin ilan etmeyi düşündüğü deniz yetki alanları Mısır’ın ilan edeceği ekonomik bölgeyi kapsamıyor. Buradaki sorun tamamen siyasi ve İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ile Yunanistan’ın Türkiye aleyhine yürüttüğü politikalar. Mısır zaman zaman bu politikaların dışında kalacak gibi davranıyor ancak Avrupa Birliği’nden para alma gibi işler olduğunda Mısır bu tür karşı açıklamalar yapıyor. Yunanistan ile deniz yetki anlaşması imzaladıklarında anlaşmanın Mısır tarafındaki heyet başkanı ile konuşmuştum. O, ‘Türkiye ile ilişkilerimiz kötü olmasına rağmen verdiğim tavsiyelerde Türkiye’nin hayati çıkarlarını zorlaştıracak şekilde Yunanistan’ın içi boş hayallerine kapılarak adımlar atmamamız gerektiğini söyledim’ dedi. Amerika’nın açıklaması ise gayet dengeli. Sorun varsa devletlerin bunu konuşması gerektiğini söylüyorlar”

“Klavye mücahitlerinin söyleminin toslayacağı belliydi”

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki gerginliğin birkaç yıl öncesine dayandığını ifade eden Ünal, ‘klavye mücahiti’ olarak nitelendirdiği kesimin İsrail ile ilişkiler üzerinden yürüttüğü söylemin tosladığını söyledi. Ünal, Türkiye’nin dış politikasındaki siyah-beyaz keskinliğinin doğru olmadığı görüşünde:
“Türkiye ile Azerbaycan arasındaki krizin başlangıcı birkaç yıl öncesine dayanıyor. Bunun sebebi de İsrail konusundaki tartışmalar. Klavye mücahitleri Azerbaycan’ı İsrail’in uzantısı olarak gösterdikçe bunun bir yere toslayacağı belliydi. Klavye mücahitleri ‘İsrail ile neden ilişki kuruyorsunuz?’ diyor. Ancak aynı klavye mücahitlerine ‘Siz neden İsrail ile beraber Suudi Arabistan’ın imdadına koşuyorsunuz?’ diye sormak gerek. İsrail’e bu kadar karşı iseniz Yemen ile aynı cephede olmak gerekir. Yemen İsrail’i füze yağmuruna tutuyor. İsrail karşıtıysanız Suriye’deki İsrail karşıtı yönetimi neden devirdiniz? İsrail’e tarihin en büyük zaferini altın tepside neden sundunuz? Türkiye, dış politikayı esasları üzerinden yürütemiyor. Dış politika, esasları itibarıyla nüanslar üzerine inşa edilir. Türkiye’nin dış politikası siyah ve beyaz çizgisinde gidiyor. Siyah olan şey beyaza, beyaz olan şey ise siyaha dönüyor. Ya can ciğer kuzu sarması olunuyor ya da bir anda ağza gelen her şey söyleniyor. Böyle dış politika olmaz. Devletlerin böyle ilişkileri olmaz. Bunun bir yerde kırılacağı kesinti. Türkiye’nin yani mevcut hükümetin, devletlerin iç işlerine karışmama prensibini henüz öğrenemediğini düşünüyorum. Çeyrek asırdır iktidarda olan yönetim, Birleşmiş Milletler sisteminin bir mecburiyeti olan başka devletlerin iç işlerine karışmama prensibini öğrenemedi. ‘Sen benimle kardeş ve dostsan benimle ilişkileri iyi olmayan devletlere karşı sen de tavırlı olmalısın’ düşüncesiyle hareket ediliyor ancak bu bireyselde bile olmuyor. Egemenlikten hiçbir devlet taviz vermez. Azerbaycan 30 yıl işgal altındayken Arap devletleri hiç sormadı. Azerbaycan ‘Ülkemi Ermeni işgalinden kurtarırken Amerika’daki İsrail lobisinin yardımını gördüm. İsrail ile ilişkilerime karışma’ diyor. Biz de Azerbaycan’ın hoşuna gitmeyen şeyler yapabiliriz. Türkiye’ye gelip dış politikamız üzerinden monopoly talep ederse orada da ‘Bir dakika’ denir. Bu, 2011’de Türkiye’nin Suriye’ye girmesiyle de başlamış bir kriz aynı zamanda. 2011’de Türkiye, ‘Kardeşim’ dediği Esad yönetime karşı tavır değiştirip ‘Katil’ demeye başladı. O zaman Azerbaycan dahil pek çok devlet bundan huzursuz oldu. Azerbaycan ile ilişkilerimiz bir millet iki devlet ise Suriye ile ilişkilerimiz bir devlet iki milletti. Bunların tümü yanlıştı ve yanlışlar düzeltilmiyor. Arap devletleri yıllarca birbiriyle kavga etti. Bunların yanlışlarından ders çıkarılmalıydı. Araplar temel şeylere riayet etmediği için birbirlerinin düşmanı oldular. Bir tarafta Yemen diğer tarafta Suudi Arabistan örneği var. Sonra dönüp hepsi Müslümanlık hikayesi anlattı. Türk devletlerinin bu duruma düşmemesi lazım”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала