"Macron meşruiyetini yitirdi, 'Eylemler Le Pen'e yarar' tartışmaları apolitik"

© Sputnik
Abone ol
Selman Saç’a göre Fransa’daki eylemler karşısında elinde sadece baskı aygıtı kalan Macron, tüm meşruiyetini yitirmiş durumda. Saç; ‘eylemlerin, anketlerde oy oranı hayli yüksek olan Le Pen’e yarayacağı’ tartışmalarını apolitik buluyor.
Neoliberal politikaların ve kamu hizmetlerindeki küçülmenin getirdiği ekonomik kriz, Fransa’da öğrencilerden çiftçilere, sendikalardan banliyö sakinlerine kadar toplumun tüm kesimlerini kapsayan devasa bir toplumsal patlamaya dönüştü. Denizaşırı topraklarda eğitim ve yaşam maliyetlerine tepki olarak başlayan eylemler anakaraya yayılarak Macron yönetiminin otoriterleşen politikalarına karşı varoluşsal bir halk hareketine evrildi.
Eğitimden sağlığa, ulaşımdan vergi adaletine kadar her alanda niteliksizleşen devlet mekanizmasına yanıt veren sokak, iktidarın meşruiyetini yıpratırken yaşanan bu geniş tabanlı dip dalga, aşırı sağcı Le Pen’in yükselişine karşı radikal sol lider Melenchon’u ve halk hareketini merkezdeki en güçlü siyasi alternatif konumuna getiriyor.
Fransa’daki eylemleri ve çıkış noktalarını Dr. Selman Saç ile konuştuk.
“Fransa’da olaylar denizaşırı topraklarda başladı”
Fransa’daki eylemlerin ilk olarak denizaşırı topraklarda başladığını ve buradan Paris’e sıçradığını belirten Saç, 2020’den beri ülkedeki en kitlesel hareketle karşı karşıya olduğumuz görüşünde. Saç, bu eylemlerin diğer yıllardaki eylemleri aşabileceğini söylüyor:
“Gelinen noktada neoliberalizmin ancak olağanüstü bir rejimle varlığını sürdürebileceğini düşünüyorum. Dünya ölçeğinde kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar ordusu yaratıldı. Halkların kendilerini, haysiyetlerini koruma ve bir tür duvara toslamama refleksi harekete geçti. Bunların ortak temasının eğitim ve barınma hakkı, yaşam maliyetlerinin düşürülmesi talebi ile her yerde gençlerin olması tesadüf değil. Fransa’da 17 eylülde olaylar patlamadan önce eylemler aslında denizaşırı topraklarda başladı. Martinik gibi yerler yıllardır kaynayan kazan. Buralarda sömürgecilikten ötürü suç oranı yüksek ve çete savaşları var. Genç işsizliği bu bölgelerde yüzde 50. Ancak Fransız öğrencilerine benzer şekilde talepleri var buralarda sokağa çıkan gençlerin. 17 Eylül’ü başlatan şey, okulların fiziksel koşulları, birilerinin daha avantajlı olması, öğretmen yetersizliği gibi şeyler oldu. Eylemler Fransa’ya buradan sıçradı. Şu an Fransa anakarası sömürge koşullarında yaşadıklarını fark eden milyonlar olduğunu söyleyebiliriz. Zihinsel olarak bölünmüş, cumhuriyetle bağı kopmuş büyük bir kitleden bahsediyoruz. Bu yüzden 2020’den beri Fransa’daki en büyük kitlesel hareketle karşı karşıyayız. Bu bile bir istisnayla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Ben, bu eylemlerin öncekileri aşma potansiyelinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Artık bir tür birleşik hareket söz konusu. Toplumsal hareketten ziyade toplumsal hareketlerin hareketi var. Sokağa çıkanlar ilk etapta öğrencilerdi ancak daha sonra sokağa çıkanlar öğrencilerle dayanışmanın yanı sıra kendi taleplerini yükseltmek de istiyor. Sendikalar, çiftçiler, sol partiler, emekliler, öğrenciler ve banliyödekiler...Banliyödeki çocuğun konuşmasını da Paris’in göbeğindeki çocuğun konuşmasını da görüyoruz. Hepsinin birden sokakta olduğu bir birleşik hareket söz konusu. Toplumsal kesimlerin her bir parçası, kendi deneyimini hareketin içine daha fazla taşımaya başlıyor. Halk meclisleri yapılıyor bir yanda diğer yanda ticari merkezler yanıyor. Z kuşağına özgü repertuarlar görüyoruz. Mesele basit bir öğrenci talebi değil bir tür yaşam hakkı. 1968’de de gençler sokağa çıkmıştı ve 10 milyona yakın insan greve gitmişti. Bir tür tüketim toplumuna ve otoriteye karşı sokağa çıkıldı ancak orada o zaman bir gelecek umudu vardı. Şu anki insanlar ise dayanacak güçleri kalmadığı için sokağa çıktı. Bu denli büyük bir halk hareketiyle karşılaşma nedenimiz umutsuzluğun varoluşsal öfkeye dönüşmesi.”
“Fransa, sokağın politik aktör olduğu bir ülke”
Eylemlerin aşırı sağın iktidara gelmek için köpürtüldüğü ya da devrimci bir anlam yüklemenin uç yorumlar olduğunu söyleyen Saç, Fransa’da merkezle banliyöler arasındaki uçuruma işaret etti:
“Toplumsal hareketle ilgili sınır hattında yapılan iki yorum var. Birincisi aşırı sağın iktidara gelmek için yaşananları aşırı sol ile ve bir anlamda Fransız medeniyetinin işgaliyle yorumlaması. Diğerleri de kendilerine layık görülen yaşamdan bunalmış insanların eylemlerini bir tür devrimci duruma yoruyor. İkisi de uç yorumlar gibi. Bugün Fransa’da gördüğümüz şey, devletin ve iktidarların aldığı biçimin yarattığı toplumsal koşulların olağan bir sonucu. Giderek otoriterleşen ve bu otoriterliğini bir grup azınlığın servetini korumak için seferber eden bir aygıtla karşı karşıyayız. Fransa, sokağın politik aktör olduğu bir ülke. İnsanlar taleplerini dile getirmek için sokağa çıktı. 1981’den sonra Mitterrand ile büyük bir umutla iktidara geldi. Macron’un da sol geçmişi vardı. Bu iktidarlar insan hakları için ne yaptı? İnsan haklarının yurdu olan Fransa, kent çeperlerine itilmiş insanlar için ne yaptı? Macron, Beşinci Cumhuriyet’in anti demokratik yapısının nihai zirvesi. 1962’de yarı başkanlık biçimini alan Beşinci Cumhuriyet, merkez dışında partileri engellemekle işleyen ve parlamentoyu ikincilleştiren bir yapıda. O dönemde Mitterrand ve diğer aktörler herkes monarşik rejim olmakla suçluyordu. 2000’lerde bu damar daha da güçlendi. Bugün çökmüş olan merkez sağ ve solu dönüşümlü olarak neoliberal politikaları sürdürmekte ısrar etti. Politik mücadele sadece kültürel halklar üzerinden yapılırmış gibi bir manzara söz konusu. Ekonomi konusunda da aynı politikaları sürdürdüler. Macron bunu otoriteryanizmle daha da ileriye taşıdı. Macron, seçim tartışmalarına katılmayı bile zul görüyor. Sürekli kendine konuşan bir liderle karşı karşıyayız. Devletin kamusal varlığını küçülttükçe küçültüyor. Fransa’da taşrada ve kent çeperlerinde uzman doktor bulmak neredeyse imkansız. Yatak kapasitesi sürekli düşüyor. Sağlık personelleri istifa edip başka sektöre geçiyor. Eğitim alanında da öğretmen yetersizliği var. Eğitim düşük statüye dönüşmüş durumda. Eğitim yılı başlarında yüzlerce sınıf öğretmensiz kalıyor. Merkezle banliyöler arasındaki fark korkunç boyutta. Öğrenciler yüksek öğrenime neden girdiğini de anlamıyor. Ulaşım sektöründe de biletler özelleştirmeden ötürü pahalı. Fransa yoksul bir ülke değil. Vergi yükü gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 46’sı seviyesinde ancak vergi var ve hizmet yok. Bugün yaşananların varoluşsal bir öfkeden kaynaklandığını düşünüyorum”
“Aşırı sağı durduracak güç, halk hareketi”
Fransa’da son beş yıl içerisinde günde ortalama 20,5 gösteri gerçekleştiği verisini paylaşan Saç, Macron hükümetinin meşruiyetini yitirdiğini söyledi. Saç; eylemlerin, anketlerde oy oranı hayli yüksek olan Le Pen’e yarayacağı yönündeki tartışmaları apolitik buluyor:
“Fransa’da 2005’te banliyöler alt üst olmuştu. Temeli polis şiddetine, ırkçılığa ve sosyal devletin aşınmasına dair itirazlardı. Sonrasında bir dizi toplumsal hareket oldu. Küresel ölçekte şiddetli çatışmaları toplayan bir bir sivil toplum kuruluşuna göre Fransa’da son beş yılda günde ortalama 20,5 gösteri gerçekleşiyor. Başka ülkelerdekinin neredeyse üç katı. Bu veriyi analiz edenler ‘Bu eylemlerin yüzde 2’si bir isyana düşerken şu an minimum yüzde 25’i bu kategoride’ diyor. Bu, direncin boyutu hakkında önemli şeyler söylüyor. Sokak politik bir aktör ve Fransa’da sürekli direniş var. İnsanlar artık sokağa çıktığında yalnız olmayacağını biliyor. Sokakta sadece solcular yok. Sağcıların da sürekli mobilize olduğu bir durum var. Son gösteriler niteliksel sıçramayı gösteriyor. Kamusal alanı dönüştürme ve politik müdahale olmadan bu tür hareketlerin sonuç üretmekte zorlanacağını düşünüyorum. Bu eylemlerin politik bir güce evrilmesi gerekiyor ancak bunu seçimin ötesinde düşünmek zorundayız. Sarı Yelekliler temsili sistemin sorgulanmasını içinde barındırıyor. İktidar eylemleri bastırabilme gücüne sahip olabilir ancak Fransa’da sokağın siyasi aktörlüğüne bir şey dayatabilme gücü yok. İktidar açısından bir çöküşün resmi var. Macron kamusal hizmetleri kısarak bütçe yapmaya çalıştı. Şu an sendikalılar ve partililerle görüşeceğini söylüyor. Bastırma aygıtı dışında meşruiyetini yitirmiş bir Macron hükümetiyle karşı karşıyayız. Kendi kendiyle konuşan Macron’un başka bir kabiliyeti yok. ‘Eylemler Le Pen’e mi yarar?’ tartışmaları çok apolitik bir tartışma. Anketler Le Pen’i zaten ilk turda yüzde 30’un üzerinde gösteriyor. Burada Le Pen’e karşı 2002’den beri devrede olan cumhuriyetçi cephenin artık işlemeyeceğini görüyoruz. Muhafazakarlar ve kısmen milliyetçiler Le Pen’e kaymış durumda. Böyle bir atmosferde aşırı sağı durduracak güç dip dalga ve halk hareketi. Bu gösteriler sayesinde seçim kampanyaları ister istemez yakıt fiyatlarını, yaşam maliyetlerini almak zorunda. Bu da Melenchon’un en güçlü olduğu alan. Sosyalist Parti saflarında mücadele eden Melenchon 2017 sonrasında politik aktörlerle ittifak yapmayacağını söylüyordu. Gelinen konjonktürde Melenchon’un eski politikasına geri çekileceğini düşünüyorum. Kendisini halka teslim etmekten başka çaresi yok. Ayrıca Boyun Eğmeyen Fransa hiçbir partinin olmadığı ölçüde bile halkın organik bir parçası. Bu da partinin halk hareketine karşı kayıtsız kalamayacağını gösteriyor. Sokağa çıkanların gençlere odaklanmak gerek. Gençlerin seçimlere katılımı oldukça zayıf. Bunlar artık Melenchon’a oy vereceğini söylüyor. Melenchon tüm saldırıları püskürtürse ikinci tura rahatlıkla kalır. Bu yüzden Le Pen, Melenchon’a karşı yüzde 70 ile kazanamaz diye düşünüyorum. Le Pen’i yenilgiye uğratabilecek hareket Melenchon. 1936’da Halk Cephesi iktidara geldiğinde Fransız sermayesi ülkeyi terk etmişti. Melenchon kazanırsa benzer bir eğilimin olacağını söyleyebiliriz. Fransız medyasının yüzde 70’i bir grup oligarkın elinde. Aşırı sağın yakın dönemde bu oligarklarla gizli görüşmeler yaptığını biliyoruz. Le Pen’i sosyal yönünden ötürü bir tür sol olarak değerlendiriyorlar ancak bunlar halk hareketi olduğunda muhafazakar bir refleks sergiliyorlar. Müesses nizama olduğu kadar oligarklara tehdit olmadıklarını söylüyorlar. Sermayedarlar, asıl tehdidin sol olduğunu söylüyorlar. Fransız Cumhuriyetçi Cephe için yeni şeytan Melenchon ve radikal sol”

