“Türkiye, en ufak yanlışta etrafındaki ateş çemberine girebilir”

© Sputnik
Abone ol
Ahmet Süha Umar, etrafı ateş çemberi olan Türkiye’nin, dış politikadaki yanlışları sonucunda bu çemberin içine girebileceği görüşünde. Türkiye’nin kendisine dönük bir hareket olmadığı sürece hiçbir çatışmanın içinde olmaması gerektiğini vurgulayan Umar, Mekke Anlaşması kapsamında yaşanabilecek gelişmeleri de buna dahil etti.
Doğu Akdeniz’deki askeri hareketlilik, NATO’nun genişleme süreci ve Orta Doğu’da tırmanan krizler, Türkiye’nin dış politikasında köklü ilkelerine dönmesi yönündeki gerekliliği bir kez daha öne çıkarıyor. Ulusal güvenliğe doğrudan bir tehdit yönelmediği sürece bölgesel çatışmaların dışında kalmayı öngören geleneksel dış politika çizgisinden uzaklaşılması; İsrail, ABD ve bazı Batılı müttefiklerin bölgedeki hamleleri karşısında Türkiye’yi ciddi risklerle ve yüksek maliyetlerle karşı karşıya bırakıyor. Ege adalarının silahlandırılması, Güney Kıbrıs ile Girit’teki askeri varlığın artırılması ve Doğu Akdeniz’deki hak ihlalleri sürerken müttefik ülkelerin Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarına ve ulusal çıkarlarına aykırı tutum sergilemesi dış ilişkilerde net bir duruş sergilenmesini zorunlu kılıyor. Sadece savunmada kalmak ya da krizlerin gelişmesini beklemek yerine; güçlü bir ekonomi, liyakatli bir diplomasi kadrosu ve kararlı bir müzakere süreciyle zamanında ve orantılı adımların atılması, bölgedeki kuşatmayı kırmak ve bağımsız dış politikayı korumak açısından kritik bir önem taşıyor.
Türk dış politikasında öne çıkan başlıkları Emekli Büyükelçi Ahmet Süha Umar ile konuştuk.
“Türkiye’nin ABD politikalarının peşine takılmasının maliyeti milyarlarca dolar oldu”
Türkiye’nin çevresini saran tehlikelere vurgu yaparak sözlerine başlayan Umar, ABD’nin politikalarına uyum sağlamanın bedelinin pahalıya patladığını söyledi. Umar’a göre Türkiye’nin, Yemen dahil Orta Doğu’daki sorunların içine girmemesi için çok fazla sebep var:
“Türkiye’nin durumunu ‘ne yapacağını bilememek’ olarak değerlendiriyorum. Türkiye’nin etrafı tam bir ateş çemberi. En küçük bir yanlışta o çember Türkiye’yi de içine alabilir. Bunun farkında değilmiş gibi davranıyoruz. Türkiye, Orta Doğu politikasını başarıyla yürüttü. Orta Doğu ülkeleri içindeki çatışmalara hiçbir şekilde katılmamak ve bunların içinde olmamak ilkemiz vardı. Bu ilkenin doğruluğu kanıtlandı. Türkiye; ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda iş birliği yaptığı için kazanımlar da elde etti. Ancak daha sonra Turgut Özal döneminde ilk kez ABD’nin politikalarının peşine takılarak Orta Doğu’daki sorunların içine girmeye hevesli göründü. Bunun bize maliyeti milyarlarca dolar oldu. Orta Doğu’nun sorunlarının içine girmemiz için herhangi bir neden yok. Bunların dışında kalmamızı gerektiren neden ise çok. Mekke Anlaşması’nı yazarak söyleyerek anlatmaktan bıktık. Yemen’de olup biten iki keskin tarafın çatışması. Bu tarafların biri Suudi Arabistan-ABD. Ancak bu birliktelikte İsrail de var. Yemen’deki Husilerin mücadele ettiği devletlerin başında İsrail geliyor. Orta Doğu’daki Arap ülkelerin neredeyse hiçbiri Filistin’e destek olmadı ve olmamaya da devam ediyorlar. Filistin’de olan bitene tepki gösterenlerden biri Husiler diğeri de Lübnan’daki Hizbullah. Mekke Anlaşması’nı şu anda yorumlandığı şekline katılır ve Trump’ın yoluna girersek ne yapmış olacağız? Biz İsrail’in yaptıklarının karşısında değil miyiz? Hakan Fidan İsrail Cumhurbaşkanı Azerbaycan’da konuşurken İsrail’e tepki için salonu terk etti. İsrail’e bu kadar tepkiliysek İsrail’in peşinde olduğu ve desteklediği bir hareketin içinde nasıl olacağız? Bu bir durum saptaması. Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği açısından Türkiye’nin kendisine yönelik bir hareket olmadığı sürece hiçbir çatışmanın içinde olmaması gerekir. Bu bize Atatürk’ün vasiyetidir. Bu vasiyeti tutabildiğimiz için İkinci Dünya Savaşı dahil dünyanın yaşadığı birçok sıkıntıyı yaşamadık. Elde avuçta yokken ekonomisini kurup yaşatan bir ulus devlet haline gelebildik. Bu politikayı terk etmek için hiçbir gerekçe yok. Başımıza geleceklerin haddi hesabı olmayabilir.”
“Türkiye’nin ülkeler karşısında boynunun bükük olmaması gerek”
Türkiye’nin müttefikleriyle ve iş birliği yaptığı Batılı ülkelerle ciddi bir müzakere süreci yürütmesi gerektiğini altını çizen Umar, düşman tutum içinde olan ülkelere karşı boynumuzun bükük olmaması gerektiği görüşünde. Bu ülkelere çanak tutan bir siyaset izlendiğini ifade eden Umar, Mekke Anlaşması’nı da bu çerçevede okuyor:
“Ukrayna’da da bizim herhangi bir şekilde yaşamsal bir çıkarımız söz konusu değil. ABD’nin ve Batı’nın yaptığı yanlış sonucu Rusya, Ukrayna’ya saldırdı. Bunu da ABD ve NATO kışkırttı. Bu saldırının sonucunda ortaya çıkan durum ilave başka durumlar yarattı. Biz NATO üyesiyiz ve savunma yüklenimlerimiz var. İsveç ve Finlandiya’nın 1500 kilometre daha NATO’nun sınırlarını artırmasına yol açan bir harekete biz neden ‘evet’ dedik? Bunun bize nasıl bir ek yük getirdiğini hesaplamadık. Yunanistan da tarihi boyunca tek başına değil yanında başka ülkeleri gördüğü zaman Türkiye’ye karşı harekata kalkışmıştır. Şu an yine aynı şeyi yapıyor. Yunanistan’a ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri destek oluyor. Bu ülkeler bizim NATO’da müttefikimiz ve ortaklık anlaşması yürüttüğümüz ülkeler değil mi? ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ diye bir laf vardır. Türkiye Cumhuriyeti müttefikleriyle ve iş birliği yaptığı Batılı ülkelerle ciddi bir müzakere süreci açmalı. ‘Biz müttefiksek müttefik gibi davranın, değilsek de söyleyin bilelim’ denmeli. ‘Siz bizim ulusal çıkarlarımıza aykırı her türlü hareketin arkasındasınız. Bize karşı bu hareketlerle başa çıkmamızı sağlayacak F-35’ler gibi olanakları bize vermiyorsunuz. Yoksa biz de başımızın çaresine bakalım’ dememiz gerekiyor. Bunları diyemiyoruz çünkü bunları diyebilmek için Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin bunları söyleyebilecek konumda olması lazım. Bu ülkeler karşısında boynunun bükük olmaması lazım. Bunu yapamadığımız gibi o ülkelerin bu davranışlarına çanak tutacak başka hareketlerin içinde oluyoruz. Mekke Anlaşması da bunlardan biri”
“Ağlanacak halimize gülüyoruz”
Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail’den oluşan ittifakın arkasında ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri olduğunu belirten Umar, Türkiye’nin pasifize edilmek istendiğini söyledi. Umar, ülkenin çıkarlarına karşı atılan adımlara zamanında ve orantılı karşılık verilmesi gerektiğini ifade etti:
“Doğu Akdeniz çok belirgin bir örnek. Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi ve İsrail, gözümüzün önünde Doğu Akdeniz’de bizim hakkımızı çiğneyecek bir davranış biçimi içinde. Yunanistan bizim güya müttefikimiz. Bunların destekçileri ABD, Fransa, Avrupa Birliği ülkeleri ve İngiltere. Şu an Güney Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin büyütülmesi konuşuluyor. ABD, Girit’teki üssünü takviye ediyor. Dedeağaç’ta askeri varlık bulundurmaya başlıyorlar. Silahsızlandırılmış Ege adalarında Yunanistan ile birlikte silah ve asker bulunduruyorlar. Bunları yaparken de İsrail başta olmak üzere Türkiye’nin gücünden, Suriye’deki etkisinden ve gücünün savaşla ortadan kaldırılmamaya çalışılmaması gibi görüşleri tartışıyorlar. Bir yanda Türkiye’yi yüceltir gibi davranırken öbür taraftan her türlü olanaktan ve adımdan yararlanarak Türkiye’yi pasifize etmeye çalışıyorlar. Ağlanacak halimize gülüyoruz. Dış politikada bekleyip adım atmak akıllıca bir davranış değildir. Her adıma orantılı karşılık verildiğinde başınızı büyük dertlere sokmaktan kurtulursunuz. Savaşlar son dakikaya kadar beklemekten ötürü çıkmıştır. Türkiye her olayı dikkatle incelemeli ve bunlara orantılı tepkisini zamanında göstermeli. Bütün bunları yapabilmek için bunları yapacak güçte ve düşünce yapısında olmak gerekir. Öte yandan bir ülkenin içinde olanlar dış politikayı ilk elden etkiler. Türkiye’nin ekonomisi bu durumdayken kesilen ahkamlar gülümseyerek seyredilir ancak. Karadeniz’de de gemilerimiz vuruyor ve biz sessiz sedasız oturuyoruz. Gidip biz de gemi vurmamalıyız ancak müzakere süreçlerini vakit kaybetmeden başlatmamız lazım. Bu tür müzakereleri yürütecek bir dışişleri kadrosu kaldığından da kuşkuluyum. Öte yandan Trump, ABD’yi batırabilecek adam. Trump’ın hangi söylediğine inanalım. Zelenskiy’e yapılana bakın. Onun yerinde olmak istemezdim. Zelenskiy’i Rusya ile savaşa yönlendirdiler ve desteklediler. Aniden Zelenskiy’nin gitmesi gerektiğini söylemeye başladılar. Ayrıca, Türkiye gibi bir ülkenin kimseye güvenmeye ihtiyacı olmamalı.”

