Eski Dışişleri Bakanı Gürel: ‘Batı’nın çöküşü Ukrayna’da başladı’

‘Batı yalnızca ayağına değil, kafasına da sıktı'
“Ukrayna meselesinin başlangıcından itibaren Batı, Rusya’yı kültürel açıdan da dışlamayı seçti. 'Rusça kitap okunmaz, Dostoyevski yasak, Çaykovski dinlenmez' anlayışı ortaya çıktı. Bütün bunlar, Batı’nın yalnızca ayağına değil, kafasına da sıkması demek. Buradan itibaren kültürel bir yozlaşma ve çözülme başladı.
Ardından, Batı’nın da katkısıyla oluşan uluslararası hukuk hiçe sayılmaya başlandı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra barış ve istikrarı korumak, saldırganlığa karşı birlikte hareket etmek amacıyla önce Milletler Cemiyeti, ardından İkinci Dünya Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler kuruldu. Ancak bütün bu ilkeler yok sayıldı. İsrail, herkesin gözünün önünde büyük katliamlara girişti. Buna karşı çıkmak ise Batı’da suç hâline getirildi. Siyonizme ve bu saldırganlığa karşı çıkmak suç sayılmaya başlandı. Düşünce özgürlüğü gibi ilkeler de ortadan kalktı. Dolayısıyla Batı dünyası bir çöküş hâlinde. Yalnızca ekonomiden bahsetmiyorum. Ekonomide de silah endüstrisine ve silah satmaya dayanıyor. Ukrayna meselesinden sonra Avrupa battı. Düşünebiliyor musunuz, ucuz enerji sağladığınız hattı kesiyorsunuz. Bu da kendi ayağına kurşun sıkmak demek.”
‘İttifak anlaşması neden Meclise getirilmiyor?’
“Buna imza atanlar anlaşmanın içeriğini biliyorlar mı, yoksa önlerine getirilen bir metni mi imzaladılar? Bu anlaşma nerede imzalandı, kimlerle görüşüldü? Dışişleri Bakanlığından bu müzakerelere katılan oldu mu? Bunları bilmiyoruz. Yoksa Atlantik ötesinde hazırlanan bir metin, üç devletin temsilcilerinin önüne konuldu ve onlar da imzaladı mı? İmza atanlar da mı içeriğini bilmiyor?
Bu anlaşmanın bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına sunulamamasının bir nedeni olmalı. Galiba Türk milletinin bunu bilmesini istemiyorlar. Çünkü milletin Meclisteki vekilleri anlaşmanın içeriğini öğrenirse ister istemez Türk milleti de öğrenecek.
Her gün “Getireceğiz, getirdik, getiriyoruz” deniliyor ama anlaşma bir türlü Meclise gelmiyor. Dolayısıyla burada ne olduğunu sormak gerekiyor.
Bir ittifak anlaşması varsa hepimizin içeriğini bilmesi lazım. Artık bu çağda böyle bir anlaşmanın gizli hükümleri olmamalı. Dolayısıyla anlaşmanın Meclisin gündemine gelmesi gerekiyor.”
‘ABD, Türkiye’ye 60 binden fazla asker konuşlandırmak istedi’
“ABD, Türkiye’yi kullanarak Irak’a kuzeyden cephe açmak istiyordu. Bunu çok istiyordu. Bizden talepleri arasında Sabiha Gökçen, Trabzon ve Gaziantep havalimanları vardı. NATO çerçevesinde kullanılan diğer havalimanlarını da savaş amaçları için kullanmak istiyordu. Trabzon Havalimanı’nın Irak’la bir ilgisi yok tabii. Belki Gürcistan’a müdahale için düşünülüyordu. Limanlar arasında da Trabzon Limanı vardı. Düşünün, Montrö’ye rağmen Karadeniz’e güç sokabilmek için Trabzon Limanı’nı istiyorlardı. Güneyde ise İskenderun ve Mersin limanlarını savaş amaçları için kullanmak istiyorlardı. Güneydoğu’daki bütün kara ve demir yollarını da kullanmak, 60 binden fazla askerini Antep civarında konuşlandırmak istiyorlardı.
Benim hükümetim adına verdiğim cevap şuydu: ‘Eğer bu müdahaleyi meşru bir zemine oturtmazsanız Türkiye’nin herhangi bir desteği olamaz. Ama bunu meşru bir zemine oturtsanız bile Türkiye’nin yapabileceği, İncirlik’i askeri değil, insani amaçlarla kullanmanıza izin vermekle sınırlıdır. Bizden başka bir şey beklemeyin.’
Bir de şunu söyledim: ‘1989-1990 dönemindeki tecrübemizden hareketle, siz müdahaleyi başlattığınız anda biz de kendi güvenlik önlemlerimizi alacağız. Bir kolorduyla Kuzey Irak’a 50 kilometre girerek derinlik kazanacağız.’ Bunları söyledim.”
‘Türk askerini Yemen’de kullanmak istiyorlar’
“Yemen, geçmişte de bölünmüş ve yeniden bölünmeye elverişli bir ülke. Stratejik konumu nedeniyle hem bölgedeki hem de bölge dışındaki devletlerin dikkatini çekiyor. Kızıldeniz’in girişinde, Süveyş Kanalı’nın işlevsiz hâle getirilebileceği bir noktada ve Hint Okyanusu’na açılan kapıda bulunuyor. Karşısında Cibuti, Somali ve Eritre; onların arkasında ise Habeşistan, yani Etiyopya var. Son derece stratejik ve zengin bir yer olmasına rağmen insanları sefalet içinde yaşatan bir düzen var. Bu düzene karşı mücadele eden gruplar da kendilerine uluslararası müttefikler arıyor. Örneğin İran, Husilerin müttefiki. Herhâlde Çin de arkadan destekliyordur; doğrudan olmasa bile İran üzerinden destek veriliyor olabilir.
Şimdi Yemen’deki mesele başka bir boyuta taşınıyor. Özellikle İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasının, İsrail’in de Lübnan’da Hizbullah’ı etkisiz hâle getirmeye çalışmasının ardından, Husilere karşı yürütülen mücadelenin büyük ölçüde İsrail ve ABD’nin işine yarayacağını görüyoruz.
Suudi Arabistan bu işi kiralık askerler eliyle yürütmeye çalışıyor. Birleşik Arap Emirlikleri de işin içindeydi ancak büyük ölçüde bu kiralık asker düzeniyle baş edemediği için çekilerek işi Suudi Arabistan’a bıraktı. Yalnızca kiralık askerlerle bu iş olmuyor. Para her şeyi çözmüyor. Savaş meydanında gerekli kararlılığı gösteremiyorlar. Bunu gördükleri için Türkiye’yi de mutlaka işin içine katmak istediler. Zaten başından beri Türkiye’yi İran’a karşı kullanmak istiyorlardı. Şimdi yeni bir fırsat çıktı. “Kâbe’ye saldırılıyor” gibi bahanelerle Türkiye’deki Müslüman kamuoyunu harekete geçirmek istediler. Ama bence kamuoyu bunu kabul etmedi. Türkiye’ye bu rolü yüklemek isteyenler büyük ölçüde emperyalizmin isteğini yerine getiriyor olmalılar. Türk askerini kullanmak istiyorlar, Türk milleti buna razı olmayacaktır.”

