- Sputnik Türkiye, 1920
MUSTAFA HOŞ İLE YOL ARKADAŞI
Haberler değişiyor, koşullar değişiyor, gündem değişiyor. Ekonomi, sağlık, eğitim, siyaset...Mustafa Hoş, hafta içi her gün 17.30 - 19.00 saatleri arasında gündemden haberlerle ve haftanın öne çıkan başlıklarıyla Radyo Sputnik'te dinleyicilerle buluşuyor.

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu'ndan İstanbul için korkutan uyarı!

'Murat Çalık canından endişe ediyor: Beni yalnız bırakmayın'
'Murat Çalık canından endişe ediyor: Beni yalnız bırakmayın' - Sputnik Türkiye, 1920, 15.10.2026
Abone ol
Mustafa Hoş'la Yol Arkadaşı'nın bugünkü konukları Meteoroloji ve Afet Yönetimi Profesörü Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve İyi Parti Ekonomik Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgıny oldu.
İstanbul’da sel felaketini, yaşamını yitirenleri ve daha önce yaptığı uyarıları değerlendiren Meteoroloji ve Afet Yönetimi Profesörü Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, dere yataklarının betonla kapatılmasına ve kentin kontrolsüz büyümesine tepki gösterdi. Kadıoğlu, “Arama kurtarmayı afet yönetimi sanıyoruz. O da ölenleri geri getirmiyor” dedi. İstanbul’un artık yalnızca deprem değil, sel gibi birçok afet açısından da büyük bir risk taşıdığını vurgulayan Kadıoğlu, kentin nüfus kapasitesinin bilimsel olarak belirlenmesi gerektiğini savundu.

“Derelerin yüzde 64’ü doğal yapısını kaybetmiş”

İstanbul’daki sel felaketini değerlendiren Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, dere yataklarının yapılaşma ve betonlaşma nedeniyle doğal özelliklerini kaybettiğine dikkat çekti. Derelerin üzerinin kısmen kapatıldığını, çevrelerine yollar ve binalar yapıldığını belirten Kadıoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Allah bizi ıslah etsin hocam. O dere ıslah dedikleri de dünyada öyle bir ıslah yok. Yüzde 64 doğal yapısını kaybetmiş. Beton, kanal, kısmen kapalı dereler. Üstünde yol yapmışız, ev yapmışız. Olmuş dere boyu caddesi. Böyle bir şey yok.”
Dere yataklarının çevresindeki boş alanların da yapılaşmaya açıldığını söyleyen Kadıoğlu, rant odaklı yaklaşımın doğal alanları daralttığını savundu.

“Arama kurtarmayı afet yönetimi sanıyoruz”

Afetlere yaklaşımın değişmesi gerektiğini belirten Kadıoğlu, yaşanan can kayıplarının ardından yürütülen arama kurtarma çalışmalarının tek başına yeterli olmadığını vurguladı.
Kadıoğlu, “Bakış açımız çok tuhaf. Gerçeklerle yüzleşmeden bu problemi nasıl çözeriz bilmiyorum. Ölen ölüyor işte. Bir sürü kayıp var. Arama kurtarmayı afet yönetimi sanıyoruz. O da ölenleri geri getirmiyor” diye konuştu.
Afet yönetiminin yalnızca felaket sonrasında müdahaleden ibaret olmadığını ifade eden Kadıoğlu, riskleri önceden azaltmaya odaklanan bir anlayışa ihtiyaç olduğunu belirtti.

“İstanbul büyük bir güvenlik problemi haline geldi”

İstanbul’un mevcut nüfus ve yapılaşma yoğunluğunun kenti birçok açıdan kırılgan hale getirdiğini söyleyen Kadıoğlu, kentin yalnızca deprem riskiyle değerlendirilmemesi gerektiğini dile getirdi.
Kadıoğlu, İstanbul’un nüfus kapasitesinin bilimsel verilerle belirlenmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“İstanbul’un bilim adamlarıyla kapasite nüfusunu çıkarırım. Yolların kapasitesi, ne kadar su havzası var, ne kadar insanı su besler… Havası, suyu, toprağı ne kadarlık insana, arabaya yeter? Onun gerisini Anadolu’ya gönderirim. Yapacak başka bir şey yok.”
İstanbul’un artık taşıma kapasitesini zorladığını savunan Kadıoğlu, “Burası artık doldu taşıyor. İstanbul büyük bir risk havuzuna dönüştü. Artık büyük bir güvenlik problemi haline geldi. Sadece deprem değil, sel; her şey İstanbul’da afete dönüşüyor” ifadelerini kullandı.

“Bütün Trakya’nın, Batı Karadeniz’in sularını topluyoruz”

İstanbul’daki yoğunlaşmanın yalnızca kentte yaşayanları değil, çevre bölgeleri de etkilediğini belirten Kadıoğlu, su kaynakları üzerindeki baskıya dikkat çekti.
Kadıoğlu, “Bu İstanbul ne kadar büyümeyi düşünüyor? Bu durum böyle devam edemez. İstanbul’un zaten çok büyük bir alanı yok. Rant çok büyük ama şehri mahvediyoruz. Bütün Trakya’nın, Batı Karadeniz’in sularını topluyoruz buraya. Oradaki insanların da suya ihtiyacı var” dedi.
Kent nüfusunun ve ekonomik faaliyetlerin Anadolu’ya daha dengeli dağıtılması gerektiğini savunan Kadıoğlu, Anadolu’da yeni merkezler oluşturulmasını, iş yerleri ve fabrikaların farklı kentlere yayılmasını önerdi.

“Derelerin çevresini boşaltıp milli park ilan edelim”

Kadıoğlu, İstanbul’da taşkın riskini azaltmak için dere yataklarının çevresindeki yapılaşmanın geri çekilmesi gerektiğini söyledi. Ayamama, Sazlıdere ve Ayazağa derelerini örnek veren Kadıoğlu, dere çevrelerinde geniş koruma alanları oluşturulmasını önerdi.
Kadıoğlu, önerisini şu sözlerle anlattı:
“Bu derelerin etrafını boşaltsak, sağlı sollu 50 metre bıraksak, burayı milli park ilan etsek… Buradaki insanları da başka yere taşıtsak çok iyi olur. Çünkü bu derelerin etrafı zaten alüvyon.”

“Bu iş münferit değil, kamu gözetiminde organize suç”

İYİ Parti Ekonomik Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın, Radyo Sputnik’te yaptığı değerlendirmede fon vurgununun üzerinden geçen bir ayı değerlendirdi. Dalgın, iktidarın krizi yönetme biçiminin birkaç aşamadan oluştuğunu savunarak, kamuoyunun yaşananlara alıştırılmaya çalışıldığını ileri sürdü.
Dalgın, “Oyun planı belli iktidarın. Birkaç aşamalı bir şey oynuyorlar. Birincisi, bu işin alışılması. Bir ay geçti. İnsanlar paralarını kaybettiler, ümitlerini kaybettiler. Biz onlarla her gün temas halindeyiz” diye konuştu.
Dalgın, iktidarın yaşananları birkaç kişinin hatasına indirgemeye çalıştığını öne sürdü. Fon vurgununun sistemsel bir sorun olduğunu savunan Dalgın, sorumluluğun yalnızca bazı kişilere yüklenmesinin asıl meselenin üzerini örteceğini söyledi.
Dalgın, “Bu iş birkaç kişinin hatası haline getirilmeye çalışılıyor. Halbuki biz birinci günden itibaren diyoruz ki bu iş bir kamu gözetiminde organize suçtur. Çok açık bir şey söylüyorum: Kamu gözetiminde organize bir suçla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

“Mağdurların sayısını azaltmaya çalışıyorlar”

Dalgın, iktidarın mağdurlara yönelik belirli tutarlardaki ödemeler üzerinden etkilenen kişi sayısını azaltmaya çalıştığını da iddia etti. Bu yaklaşımın, sorunun kapsamını daraltarak daha az sayıda mağdurla muhatap olmayı amaçladığını savundu.
Muhalefete yönelik eleştirilerin de tartışmanın seyrini değiştirdiğini belirten Dalgın, siyasi partilerin birbirlerinin belediyelerinde yaşanan olayları gündeme getirerek karşılıklı suçlamalara yönelmesini eleştirdi. Dalgın, muhalefetin hatalı bilgi paylaşımının da konunun ciddiyetine zarar verebileceğini belirterek bu konuda dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

“Çözerse Tayyip Bey çözer havası yaratılıyor”

Dalgın, iktidarın bir yandan sorumluluğu münferit kişilere yüklediğini, diğer yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın devreye girerek sorunu çözeceği yönünde bir algı oluşturmaya çalıştığını savundu.
Oysa sürecin aydınlatılması için somut adımlar atılması gerektiğini belirten Dalgın, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yönetiminin görevden alınmadığını ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kamuoyu önünde yeterince görünür olmadığını söyledi.
Dalgın, “Bu işin sonuna kadar gidecek olan kişilerin yapması gereken, mesela SPK yönetimini görevden almak. Görevden alındı mı? Hayır. Bütçe Komisyonu’na geldi mi? Hayır. Bu işin başından beri Mehmet Şimşek’i ortalarda gören var mı? Hayır” dedi.

“Üç büyük kayıp var: Birikimler, güven ve Mehmet Şimşek”

Dalgın, fon vurgununun Türkiye açısından üç temel kayba yol açtığını savundu: vatandaşların birikimleri, devlete duyulan güven ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kamuoyu önündeki görünürlüğü.
Şimşek’e doğrudan seslenen Dalgın, “Üç tane büyük kayıp var burada. Birinci kayıp milletimizin birikimleri. İkinci kayıp devlete olan güven. Üçüncü kayıp Hazine ve Maliye Bakanı. Sayın Mehmet Şimşek, size buradan da sesleniyorum. Neredesiniz ya? Neredesiniz yani? Kayıpsanız bir ses verin de sizi gelip kurtaralım” ifadelerini kullandı.

“Manipülasyon olan hisseler olduğunu biliyoruz” açıklaması

Dalgın, konuşmasında manipülasyon yapıldığı belirtilen hisselerin varlığının bilindiğine ilişkin açıklamaya da dikkat çekti. Bu bilginin ardından gerekli müdahalelerin neden yapılmadığını sorgulayan Dalgın, üç olasılık sıraladı.
Dalgın’a göre ilk olasılık, yetkililerin meselenin büyüklüğünü ve etkilerini anlayacak bilgiye sahip olmaması; ikinci olasılık, durumdan haberdar olmalarına rağmen önemsememeleri; üçüncü olasılık ise müdahale etmelerinin birileri tarafından engellenmesi.
Bu ihtimallerin her birinin ciddi sorunlara işaret ettiğini savunan Dalgın, uluslararası kuruluşların uyarılarının ardından harekete geçildiği iddiasını da gündeme getirdi.
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала