- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

“Türkiye oyun kurucu olabilir, Yemen gerçeğini ise değiştiremezler”

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 14.10.2026
Abone ol
Gökhun Göçmen’e göre Türkiye, Mekke İttifakı kapsamında Yemen’de yaşanacak gelişmelerde oyun kurucu olabilir. Göçmen, Suudi Arabistan’ın arkasına dünyanın desteğini alsa dahi Yemen gerçeğini değiştiremeyeceği görüşünde.
Mekke Anlaşması çerçevesinde Suudi Arabistan'a sevk edilmesi gündemde olan askeri unsurlar ve hava savunma sistemlerine ilişkin belirsizlikler sürerken ABD'nin düzenlediği harekatlardan istediği sonucu alamayarak çekilmesi bölgedeki güvenlik mimarisini yeniden tartışmaya açıyor. Washington yönetiminin bölgedeki riskleri devrederek odağını Çin ve İran'a kaydırma stratejisi izlediği bu dönemde, asimetrik savaş koşulları ve coğrafi hassasiyetler nedeniyle Suudi Arabistan'ın güvenliğinin yalnızca askeri tırmanışla garanti edilemeyeceği vurgulanıyor. Hem Suudi Arabistan hem de İran ile diplomatik kanallarını açık tutabilen Türkiye ise bölgesel denklemde askeri caydırıcılığının yanı sıra tarafları müzakere masasında buluşturabilecek ve tıkanan diplomasi trafiğine yeniden ivme kazandırabilecek en potansiyelli aktör konumunda bulunuyor.
Mekke İttifakı kapsamında Yemen’deki gelişmeleri ve Türkiye’nin pozisyonunu gazeteci Gökhun Göçmen ile konuştuk.

“Ne yapılırsa yapılsın Suudi Arabistan’ın güvenliği garanti altına alınamayacak”

Mekke Anlaşması’nın maddelerinin belirsizliğinden ötürü bir muammaya dönüştüğünü belirten Göçmen, İsrail’in de Yemen’e karşı bir harekata katılmak istediğini söyledi. Göçmen, ‘oyun kurucu’ pozisyondaki Türkiye’nin dahi Suudi Arabistan’ın sorunlarını çözemeyeceği görüşünde:
“Mekke Anlaşması büyük bir muamma oldu. İmzalar atıldığı andan itibaren maddeleri çok tartışıldı. Bunlar kamuoyuna net olarak açıklanmadığı için gazeteciler ve uzmanlar fal bakmaya başlamıştı. Son zamanlarda gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı açıklamalar gerekse diğer yetkililerden gelen açıklamalar bize bir şeyler gösteriyor. Konuşlandırılacak askeri gücün Suudi Arabistan ile sınırlı olacağını, muharip bir kuvvetin yer almayacağını anlıyoruz. İktidara yakın gazetelerden öğrendiklerimize göre kutsal yerlerin korunacağı yönünde mesajlar verildi. Enerji altyapısının korunmasına dönük kimi görevlendirmeler olacağı söyleniyor. Türkiye, kendi envanterindeki yerli ve milli hava savunma sistemleri Suudi Arabistan’a sevk edebilir. Havadan bir savunmanın yapılıp yapılmayacağı ya da Türk pilotların görev alıp almayacağı konusunda bir belirsizlik var. Bildiğimiz birkaç şey var. Her ne olursa olsun Husilerin İsrail ile savaştığı bildiğimiz gerçeklerden biri. 7 Ekim 2023’ten sonra Yemen’deki Suudi destekli gruplar değil Husiler İsrail’e karşı bayrak açtılar. Bunun karşılığında da bedel ödediler. İsrail’i de bu denklemde hatırlamak gerek o yüzden. Netanyahu da bir ortak düşman istercesine Suudi Arabistan ile bir yakınlaşma ve onları Abraham düzenine çekmek için Husiler havaalanına saldırınca bir baş sağlığı diledi. Haretz gazetesindeki habere göre İsrail, Suudi Arabistan ile birlikte Yemen hareketine katılmak istiyor. Eldeki gerçeklerden biri bu. Her ne yapılırsa yapılsın Suudi Arabistan’ın güvenliği garanti altına alınamayacak. Bu da ikinci gerçek. Suudi Arabistan, bölgenin yüz ölçümü olarak en büyük ülkelerinden bir tanesi. Ülke doğudan batıya çok hassas noktalarla dolu. ‘Doğu-batı’ derken Suudi Arabistan’ın Yanbu Limanı üzerinden aktarıldığı hattan bahsediyorum. Bu hattı korumak çok kolay değil. Türkiye’nin elinde de sihirli bir değnek yok. Türkiye askeri anlamda girdiği bölgelerde oyun kurucu olmayı ve denklem bozmayı başaran bir devlet. Ancak bu sihirli değnek Suudi Arabistan’ın sorunlarını tamamen çözmez. Suudi Arabistan bugün dünyanın en fazla askeri harcama yapan sekizinci ülkesi. Yani yokluk içinde değiller. ABD’den patriotlar aldılar. Fransızlardan erken uyarı sistemi, İsviçre’den sistem aldılar. Suudi Arabistan çok açıkta olan bir devlet değil. Ancak günümüzün asimetrik koşulları ve savaşın doğası değişti. Suudi Arabistan’ın öncelikle anlaması gereken nokta bu. Üçüncü gerçeklik ise Husilerin sahada kaydettiği ilerleme. Silah sevkiyatını kolaylıkla yapabiliyorlar. Uluslararası ticareti baskı altına alabilecek kritik noktaları da ele geçirdiler. Parametreler Husiler lehine değişti. Doğrudan bir hava harekatı serisi, kuşatmanın devreye sokulması lazım ancak ABD bunu iki kez denedi. 2024’te 7 ay süreyle 31 bin sorti yaptılar. Yemen binlerce saldırıya maruz kaldı. Yüzün üzerinde gemiden Tomahawk atıldı. 80’in üzerinde füze atıldı. Amerikan ordusu büyük bir yıkım yaratmaya çalıştı. Ellerine hiçbir şey geçmedi. Husilerin saldırılarını belirli oranda azalttılar ancak bu bir stratejik zafer getirmedi ABD’ye. Trump 2025’te gelince Husilere karşı tekrar bir saldırıya girişti. 1100’ün üzerinde saldırı yapıldı. ABD, karşılığında iki tane uçağını kaybetti. Trump sonrasında hemen anlaşma yaptı. Trump, ‘Husilerle konuştum ve bizi vurmayacaklarını söylediler. Yemen operasyonunu sonlandırıyorum’ dedi. Bunu sonlandırırken ne Suudi Arabistan’ın ne de İsrail’in güvenliğini masaya getirdi. Bölgeden ayrılmak zorunda kaldılar. Şu an yarım ağızla Suudi Arabistan’ı destekleyeceğini söylüyor ama elindeki mühimmata ve İran’a yoğunlaşmaya dönük emarelere bakınca Yemen ile pek ilgilenmeyeceğini söyleyebiliriz. Bunu Mekke İttifakı’nın üzerine atmak isteyecek”

“Türkiye, riskleri hesap edecektir”

Bölgeden çekilen ABD’nin oluşacak güvenlik boşluğunu Türkiye ve diğer ülkelere yıkmak istediğini ifade eden Göçmen, Ankara yönetiminin muhtemel riskleri hesap edeceğini söyledi:
“Mekke İttifakı’nı iki boyutla ele almak gerek. Bunlardan biri ABD bölgeden çekilirken oluşması muhtemel güvenlik mimarisi. Bölgenin büyük bir aktörü olarak ABD kendi güvenlik mimarisini kurmak isteyecektir. Bu bağlamda İsrail’in Türkiye’ye karşı hasmane tutumunu göz önünde bulunduracak olursak bir güvenlik mimarisini oluşturmak anlamlı olabilirdi. İsrail, Türkiye’nin stratejik çevresini kuşatmak istiyor. Türkiye de böyle bir karşılık verebilirdi. Mekke İttifakı ile bu karşılık kısmen verildi. Ancak gelinen noktada ABD gibi aktörler bu anlaşmayı kendilerine çekmek istiyorlar. Bu noktada epey memnun olduklarını söylemek mümkün. Eski Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey de ağzındaki baklayı çıkarıp ‘Çin ve İran ile uğraşıyoruz. Siz bizi anlarsınız’ dedi. Türkiye onlar yerine risk alsın istiyorlar. Türkiye’de de bir devlet aklı var ve riskler hesap edilecektir. Güvenlik mimarisinin diplomasi yoluyla inşa edilmesi gerekirdi ve hala bunun için açık kapılar var. Öte yandan Husilerin kontrol ettiği bölge küçük ancak devlet kurumlarının yer aldığı noktaları Husiler yönetiyor. Nüfusun yüzde 80’ine tekabül eden kısmı da Husiler yönetiyor. Yemen’in toplam nüfusu içindeki Zeydilerin oranı yüzde 40. Yani bir o kadar da kendi mezheplerinden olmayan insanlarla yaşıyorlar. 2022’den 2025’e kadar bu bölgelerde bir ayaklanma ve karışıklık çıkmadı. Suudi Arabistan’ın destkelediği kuvvetler tanınıyor olabilir ancak eşyanın tabiatına aykırı bir durum var.”

“Türkiye bölgenin önemli bir aktörü”

Göçmen’e göre Türkiye, bölgedeki gelişmelere karşı bir müzakere masası kurmak noktasında etkili olabilir. Göçmen, tüm dünyanın desteği alınsa dahi Yemen gerçeğinin değiştirilemeyeceği görüşünde:
“Türkiye müzakere masası kurmak yönünde etkili olabilir. Bölgenin bir aktörü olmayan Çin bunu daha önce başardı. Çin’in elindeki kaldıraçlar farklı. Devasa ekonomik güçleri en önemli anahtarlardan biri. Ancak Türkiye de bölgenin önemli bir aktörü. Bir eli Suudi Arabistan’a diğeri İran’a uzanabiliyor. Türkiye’nin İran ile ilişkisi kötü durumda değil hala karşılıklı temaslar sürüyor. Çin bir zemin hazırlayıp başarmıştı. 2022’deki ateşkesin ardından Husi heyetinin Suudi Arabistan’a gelip görüşmeler yapması ve uçuşlara izin verilmesi gibi şeyler başarılmıştı. Bu zemini yeniden değerlendirmek ve oraya bir ruh üflemek Türkiye’nin yapabileceğ bir husus. Öte yandan Suudilerin de bir şeyleri fark etmesi gerekiyor. Bu iş harekatlarla olmuyor. Husiler coğrafyayı silah larak kullanabiliyor, savaşın değişen doğasını öğrenmişler. Suudilerin de Birleşik Arap Emirlikleri’nin de destekledikleri vekil güçleri de başarılı olamıyor. Husilerin çok daha disiplinli olduğu aşikar. Pakistan’ın elindeki hava savunma sistemlerini aldılar. Bu mesele Suudi Arabistan için bir krize dönüştü. Dünyanın bütün desteğini alsalar da büyük bir kıyım ya da katliam olmazsa Yemen gerçeğini değiştiremeyecekler. Ne oldu da 2022’den bu yana ateşkes devam ederken bir uçak İran’dan geliyor diye bunlar oldu? Sonra bir şey oldu ve bir anda Sana’da havalimanına saldırdılar. Bu da en önemli muammalardan biri. İran’dan mühimmat geldiği için saldırdıklarını söylediler ancak bu kadar kritik bir dönemde havalimanının bombalandığını ve Suudilerin ABD ile birlikte Irak’ta ortak operasyon düzenlediğini de unutmamak gerek”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала