“Türkiye’nin dış politikası oksimoron bir durum yaratıyor, Mekke İttifakı bölüşümün parçası”

© Sputnik
Abone ol
Hasan Erel’e göre seçim öncesi İran’a saldırı hazırlığı sinyalleri veren Netanyahu ve Trump’ın kaderleri birbirine bağlı. Mekke İttifakı’nı bölgedeki yük paylaşımının bir parçası olarak okuyan Erel, Türkiye’nin İsrail yanlısı ülkelerle iş birliği yapmasını ‘oksimoron’ bir durum olarak görüyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları hızlandıracağına dönük sinyaller, iki ülkede de seçimlerin yaklaşmasından ötürü bölgede taşları yeniden oynatacak niteliğe sahip. Ankara’nın da dahil olduğu Mekke İttifakı da bölgedeki dengeleri değiştirecek bir unsur olarak öne çıkarken Yemen’de Ensarullah Hareketi Suudi Arabistan’a dönük saldırılarını sürdürüyor. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de karşısında durduğu İsrail eksenli müttefiklerle aynı cephede buluşturan Mekke İttifakı, dış politikada da bir anlaşmazlık yaratıyor. Öte yandan küresel finans kapitalin vesayeti altındaki Avrupa liderlerinin, Çin rekabetindeki ekonomik çöküşü ve ucuz Rus enerjisinin kaybını aşmak için toplumu krizden çıkış adı altında savaşa ve zorunlu askerliğe yönlendirmesi, sokaklardaki halk ayaklanmalarıyla birlikte dünyayı nükleer tehlikenin gölgesinde hibrit bir üçüncü dünya savaşının merkezine taşıyor.
İran ve Yemen’deki çatışmalardan Doğu Akdeniz’e kadar yaşanan son gelişmeleri Siyasi Analist Hasan Erel ile konuştuk.
“Netanyahu ve Trump’ın kaderleri birbirine bağlı”
ABD ve İsrail’in seçimlerden önce İran’a saldırıda bulunacağını belirten Erel, Trump ve Netanyahu’nun kaderlerinin birbirine bağlı olduğunu söyledi. Erel’e göre Mekke İttifakı bölgedeki yeni yük paylaşımı çerçevesinde okunmalı:
“Trump her zamanki gibi yalan söylüyor ve bence İsrail’de seçimlerin yapılacağı 27 Ekim’den önce İran’a saldıracak. Netanyahu’nun koltuğu sallantıda ve devrilebilir. Bu da çok şeyi değiştirir. Netanyahu ile Trump’ın kaderleri birbirine bağlı gibi gözüküyor. Üç günlük bir saldırı için talimat verildiği söyleniyor. Savaş uçaklarının tekrar hareketlenmesi gibi gelişmeler de bir saldırı olacağını gösteriyor. İki lider de buna mecbur ve ikisi de zor durumda. İkisi de seçimlerde bir yenilgi alabilir. Amerika ve İsrail’in İran’a saldıracağını düşünüyorum. Mekke İttifakı’nın da bu yük paylaşımının bir parçası olduğu netleşti. İran’ın da katılmasıyla bölgede müstakil bir savunma ittifakı olaağını yorumladık ancak böyle olmadığı ortaya çıktı. Yemen’deki Ensarullah’a Suudi Arabistan’ın saldırı düzenlemesi büyük tepkilere yol açtı. Ankara açısından sıkıntılı bir durum var. Mekke İttifakı için teknik yardım ve savunma sanayi gibi lanse edildi. Riyad’daki toplantı sonrası ise asker ve uçak gönderilebileceği söylendi. Türkiye bunu biraz düşük profilli götürmeye çalışıyor ancak asker ya da danışman niteliğindeki bazı isimler gitmiş gibi gözüküyor. Bu işin hukuki alt yapısı da yok. Asker göndermek için oylama yapılması ve onay alınması gerekiyor ancak şu an öyle bir şey yok. Aceleye getirilmiş bir anlaşma bu. ABD-İsrail’in ‘Husilerle Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye uğraşıp Babülmendep’i açsın biz de Hürmüz’ü açalım’ gibi bir görev paylaşımı var gibi. Babülmendep tamamen Ensarullah’ın elinde. İkinci büyük şehir Taiz’i de kuşattılar. İran uçağının Sana’ya indiği sırada başlattıkları saldırıda kendilerini mağdur gibi gösterdiler. Oysa korkunç sayıda insan öldürdüler. Binlerce Yemenli çocuk öldü. Gazze’dekine eş değer bir katliam var. Ancak Suudi Arabistan kendisini mağdur gibi gösteriyor. Türkiye de maddi imkanlar karşılığında bu işe girişti. Husiler akıncı SİHA’sını düşürdüklerini söylediler. Riyad’da havaalanına inen uçakta Pakistan ve Türk uzmanların olduğu uçağın vurulduğunu söylediler. Sahte bayrak operasyonları hikayesi de var. Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail’in Suudilerle tezgahladığı bir durum var. Yemen, Gazze’dekilere yardım eden İran harici tek taraf. Mekke’ye saldırı olmadı. Ensarullah’ın Mekke ve Medine gibi kutsal şehirlere saldırması abesle iştigal. Bu yüzden sahte bayrak operasyonu olduğu ortada. Şii-Sünni ayrışması yaratmaya çalışıyorlar. Pakistan’ın tutumu da çok ilginç. Pakistan savaş uçaklarının saldırıda bulunduğu haberleri geliyor. Bunu yalanladılar ancak sahadakilerle masa başında söylenenler birbirini tutmuyor. Seçimden önce İran’a karşı yeniden saldırıya geçileceğini düşünüyorum.”
“Babülmendep ve Arap Yarımadası Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmiyor”
Türkiye’yi Babülmendep ve Arap Yarımadası’ndan ziyade Yunanistan ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin yakından ilgilendirdiğini ifade eden Erel, Ankara’nın Yemen’de de doğrudan taraf olmasını gerektirecek bir mesele olmadığı görüşünde:
“Suudi Arabistan ve İsrail’in çıkarları için Yemen’e karşı itifaka giriyoruz diğer taraftan İsrail, Yunanistan ile Mısır ile Türkiye’ye karşı bir ittifak kurdu. Dost kim düşman kim anlayamadık. Babülmendep veya Arap Yarımadası’nın uçları bizi doğrudan ilgilendirmiyor. Hayati olarak ilgilendiren mesele Yunanistan ya da Doğu Akdeniz’deki çıkarlar. Uçağımızın olmadığını söylüyoruz ancak uçağımızı Baltık Denizi’ne NATO’ya tatbikata gönderiyoruz. Kısıtlı sayıdaki uçağı Baltık’a, Suudi Arabistan’a göndermek gibi maceralara giriyormuşuz gibi gözüküyor. Bu ivmeye ve ittifakın açıklanmasından bugün gelinen noktaya bakınca işlerin hızlandığını görüyoruz. Somali’deki askerlerin Yemen’e gönderileceği söyleniyordu. Orada da Türkiye’nin bir üssü var. Bizim doğrudan taraf olmamızı gerektirecek hiçbir şey yok. Karadeniz’de de aynı şekilde. Gemilerimizi Ukrayna vuruyor ama Türkiye Ukrayna’ya yardım yapıyor. Türkiye dış politikasının nereye gittiğini anlayamıyoruz. Asli çıkarlar için esas olarak Doğu Akdeniz ve güney sınırlarında tertibat alması gerektiğini düşünüyorum. Karadeniz’de de önlem alınmalı. Ege’de Yunanistan sürekli bize karşı bir kışkırtma çabasında. Türkiye’nin Arabistan’da Baltık’ta da işi yok. Olayın özü bu. Ancak demek ki ekonomi o kadar sıkıntı da ki her yere başvuruluyor.”
“Savaşın faturası Avrupa’ya çıktı”
Türkiye’nin Fransızlarla Suudi Arabistan’ı korumak için iş birliği yapmasını ‘oksimoron’ olarak nitelendiren Erel, devletlerle finans kapital arasındaki çelişkiyi bu oksimoron tablonun tamamlayıcısı olarak okuyor. Ukrayna savaşının faturasının Avrupa’ya kesildiğini belirten Erel, AB ülkelerindeki isyanların toplumun her kesimine yayıldığını söyledi:
“Fransızlar Türkiye’ye karşı Rum kesimini destekleyip savaş gemisi gönderiyorlar. Buna karşı Kızıldeniz’de biz Fransızlarla Suudi Arabistan’ı korumak için iş birliği yapacağız. Bu oksimoron bir durum. Fransa açıkça Yunanistan, Amerika ve Rum kesimi tarafında yer alıyor. Macron, finans kapitalin getirdiği bir yönetici. Macron Rotschild’ın Merz de BlackRock’ın Almanya’daki temsilcisi. Ukrayna’nın arkasından da BlackRock çıktı. Ulus devletlerle finans kapital arasındaki çelişki bugünkü oksikmoron tablonun açıklayıcısı olabilir. Biz sözde İsrail ile düşmanız ancak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İsrail’in yanında olanlarla birlikte oluyoruz. Amerika liderliğindeki neoliberalizm Avrupa’yı da sosyal devletleri de kamu girişimlerini de yıprattı. Ukrayna savaşıyla Avrupa büyük zarar gördü. Bu savaşın faturası Avrupa’ya çıktı. Avrupa ülkelerini Rusya ile savaştırmak gibi bir proje ortaya kondu. Ekonomik krizden çıkış için kitleleri savaşa yönlendirecekler. Volkswagen’in kapanan fabrikalarını silah fabrikalarına dönüştürecekler. Çünkü Çin rekabet edemiyorlar. Avrupa’daki halk bunu kabul etmeyecek. Sokaklar sürekli hareketli halk memnun değil. Avrupa Birliği bir otoriteye dönüştü. Başında Ursula von Der Leyen gibi seçilmemiş bir diktatör var. Merz gibi bir BlackRock adamı Almanya’ya zorunlu askerlik getirmeye kalkıyor. Macron savaşa girmeye zorluyor. Ekonomileri kötü ve Rusya’dan gelen ucuz enerjiden de oldular. Amerika’nın Çin yaptırımları Avrupa’yı da vurduğu için ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor. Brüksel de, Yunanistan da, Almanya da, İspanya’da çeşitli halk kesimleri ayaklanmış durumda. Fransa’da öğrencilerin başlatığı ayaklanma tplumun geniş kesimine yayılıyor. Aslında tepki Avrupa ülkelerinin mandater yönetim altında olmasına. Amerika’nın Avrupa üzerindeki tahakkümü Avrupa’yı batırıyor ve savaşa sürüklüyor. Batı demokrasileri manipülasyona açık. Bağımsız karakterli bir lider görmüyoruz. Sahte bir demokrasi kurulmuş durumda. Türkiye de bundan farklı değil. Her şey neoliberal bir sistemin içine hapsedilmiş. Bu da zengin kesimin yönetebileceği bir sisteme dönüştü. Avrupa’nın şu anda Rusya ile savaşmaya ihtiyacı var mı? Putin her defasında Avrupa ile bir derdi olmadığını söylüyor. Avrupalılar ise düşman bulmaya çalışıyor. Avrupalılar bir düşman arıyorlar. Ancak nükleer bir tehlike varken bir üçüncü dünya savaşı mümkün mü? Şu an hibrit bir üçüncü dünya savaşının içindeyiz.”

