“APEC büyük güç diplomasisinin kapısını aralayacak, Putin yeni bir alan çizdi”

© Sputnik
Abone ol
Merve Suna Özel Özcan’a göre jeopolitik bir bilek güreşinin yaşanabileceği APEC zirvesinde büyük güç diplomasisinin kapısı aralanacak. Özcan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Valday’da yaptığı açıklamalarla yeni bir alan çizdi.
Uluslararası sistem, güç merkezlerinin yer değiştirdiği ve uzun süredir askıda tutulan bölgesel krizlerin yeniden tırmandığı kritik bir eşikten geçerken Washington ve Pekin hattındaki nüfuz mücadelesi nadir toprak elementleri, yapay zeka teknolojileri ve stratejik deniz geçişlerinin denetimi üzerinden şekilleniyor. Enerji nakil hatlarına yönelik hamleler ile altyapı tesislerini hedef alan saldırıların küresel piyasalarda oluşturduğu baskı sürerken Moskova’nın güvenlik sınırlarını vurgulayan sert caydırıcılık mesajları ve Avrupa cephesindeki diplomasi eksikliği askeri gerilimi tırmandırıyor. Mevcut tırmanış karşısında, küresel aktörlerin katılımıyla gerçekleşebilecek olası zirveler ve diplomasi kanallarının yeniden çalıştırılması, yeni dünya düzeninin dengelenmesi açısından en önemli belirleyici unsur olarak öne çıkıyor.
ABD-Çin zirvesini, Pekin’den gelen uyarıları ve APEC zirvesini Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan ile konuştuk.
“Çin, kritik madenlerin ticaretini durdurursa pek çok sektör darbe alır”
Dondurulmuş çatışma alanlarının çözünmeye başladığını belirten Özcan, uluslararası sistemde merkezlerin değiştiğini söyledi. Özcan’a göre ABD-Çin rekabetinde eli güçlü taraf olan Çin’in kritik madenlere sahip olması Pekin yönetimini bir kaldıraç rolüne sokuyor:
“Küresel sistemde en zorlu dönemlerden birini yaşıyoruz. Her yüz yılda bir büyük güç değişir. Şi Cinping’in Trump ile görüşmesinde dikkat çektiği noktalardan biri de Tukidides Tuzağı idi. Sistem bu yükü yeniden hissediyor. Büyük güçlerin mücadelesi içinde dondurulmuş çatışma alanları çok hızlı şekilde çözünmeye başladı. Trump turnusol kağıdı etkisi yarattı ve bütün sorunlar yeniden ortaya çıkmaya başladı. Her biri aslında dondurlmuş çatışma alanıydı. 90’lar ve 2000’ler biraz daha tek merkezli ilerlediği için sorunlar çok görünmüyordu. Ancak şu an uluslararası sistemde merkezler değişti. ABD-Çin görüşmelerinde ticari açıdan biraz daha iyi başlıklar bekliyordum ancak dondurulmuş bir rekabet alanı yeniden ortaya çıktı. Çok daha büyük başlıkların ele alınacağını düşünüyordum. Çin-Amerika rekabetinde nadir toprak elementleri ve kritik madenlerin farklı bir başlıkla okunması gerekiyor. Çin ‘Kritik madenlerin ticaretini durduracağım’ derse teknoloji alanındaki pek çok sektör darbe alır. Sadece savunma sanayi zarar görmez. Enerji güvenliğinden uzaya gönderilen uydulara kadar Çin’in kritik madenler konusunda stratejik kaldıraç rolünde olduğunu çok net görüyoruz. Trump koltuğa oturduğu an iki şey başlattı. ‘Yer altı kaynaklarını ve onların geçtiği güzergahları kontrol et’ düsturuyla hareket ediyor. Bir jeosömürgecilik başlattı. Şu an Amerika başta olmak üzere eski sömürgecilik reflekslerini uygulamıyor. Trump yeni bir bakış açısı getirdi. Grönland ile ilgili bir paylaşım daha yaptı örneğin. Madeni çıkartmak ya da bunu sisteme dahil etmek değil bunun geçiş alanını da kontrol etmek son derece önemli. ABD bu yüzden hem Hürmüz’de hem Babülmendep’te hem Grönland’da hem de Meksika Körfezi’nde alan oluşturmaya çalışıyor. Artık kırılmalar çok net görülüyor. Bunu Çin’in kritik madenler konusundaki ağırlığını sınırlandırmak için yapıyor. Yapay zeka vazgeçilmez alanlardan biri. ABD-Çin rekabetinde de en stratejik cephelerden biri. Askeri ve ekonomik güç, küresel standartların belirlenmesi konusundaki yetkinlik yapay zekaya bağlanmaya başladı. Yapay zeka üzerine yeni bir diyalog konusu açmak üzerine mi uzlaşacaklar yoksa Trump’ın deyimiyle ‘Süper zeka’ üzerindeki çatışmalar devam mı edecek? Yapay zekanın kapasitesini artırması konusunda ABD’nin alt birimlere de ulaşması gerekiyor. Bu yüzden Çin ile devam eden ilişkileri farklı bağlamlarda yorumlamalılar. ABD, savunma sanayi alanında en dikkat çeken aktör. Bu iki başlık da birbirini besliyor. Yapay zeka şirketlerinin açıklamaları, artık durdurulamayacağı yönündeki başlıklar...Yapay zeka stratejik caydırıcılığın bir parçası haline geldi. Bu kadar kritik veri akışının olduğu bir dönemde bu doğrudan ulusal güvenlik sorunlarını beraberinde getiriyor. Aktörler üstünlük arayışından ziyade ortak noktalarda çalışabilecekleri bağlamlara yoğunlaşabilirler. Tarife ve ticaret savaşlarının devam ettiği bir dönemde 20’nci yüzyılın büyük güç mantığıyla hareket edilemeyecek arka planlar oluştu. Bunu yorumlamak ve anlamak zaman alıyor. Şi Cinping’in duruşu daha sakin bir şekilde karşımıza çıktı. Trump ise heyecanlıydı. Üçüncü kez bir araya geldiler ve bu son derece önemli. Ucu açık o kadar çok başlık var ki taraflar da sıkça bir araya geliyor.”
“Enerji güvenliğinin pazarlığı olmaz”
En kırılgan alanlardan birinin enerji alanı olduğunu söyleyen Özcan, Hürmüz ve Babülmendep’teki kriz kaynaklı kaybın yüzde 30’a tekabül ettiğini ifade etti. Özcan, savaşların yeni aracının enerji altyapılarını vurmak olduğunu söyledi:
“Enerjinin en kırılgan alanlardan biri olduğunu gördük. Aktörler şu an hem enerjiyi hem geçiş güzergahını korumaya çalışıyor. Hürmüz krizi ile birlikte küresel sistemde yüzde 20’lik bir azalışın sistemi felç ettiğini gördük. İkinci bir konu da Babülmendep. Bu ikisi birbiriyle bağlantılı düşünülmeli. Orada da yüzde 13’lük bir dilim var. Bölgedeki bir kapanma yüzde 30’luk bir azalma demek. Enerji olmazsa hiçbirimiz hayatımıza devam edemeyecek durumdayız. Enerji güvenliğinin pazarlığı olmaz. Enerji güvenliği sistemde sağlanamazsa sistem çöker. Taşımadan sigortaya, rafine kapasitesinden Çin’in dizelle ilgili aldığı kararlara kadar her şey değişiyor. ‘Sistemde petrol var mı?’ diye sormuyoruz artık. ‘Petrolü ve rafine ürünü hangi maliyetle üretiyoruz ve hangi rotadan geçiyor?’ diye soruyoruz. ABD’nin Hürmüz üzerindeki baskısı ve enerji fiyatları artıyor. Ancak bir yandan da enerji şirketleri kazanıyor. Biz bireyler olarak enerjideki sistemi çok fazla hissediyoruz. Şubat ayında 70 dolar civarında olan varil fiyatları 100 doları geçti. Bu da hepimiz üzerinde baskı oluşturuyor. Avrupa, Körfez’den alamadığı bütün enerjiyi ABD’ye kaydırıyor. Uluslararası deniz taşımacılığında yol ve maliyet de değişmeye başladı. Avrupa’nın acil petrol stokunun ne kadar olduğunu da bilmiyoruz. Belki bu çok daha fazla azalmıştır. Ayrıca Ukrayna, Rusya’daki enerji altyapılarını vuruyor. 21’inci yüzyıl savaşlarının yeni aracı enerji altyapılarını vurmak. Enerji altyapısı vurulduğunda birkaç yıl enerji sağlanamıyor. Üretimin alternatifi de yok. Çin de sistemde kendisine güvenli alan sağlamaya çalışıyor. Dizel sistemin en önemli unsurlarından biri haline geldi. Eldeki rezerv değerli hale geldi.”
“APEC’te bir jeopolitik bilek güreşi olabilir”
Barış ve iş birliğine ihtiyaç olduğunu ifade eden Özcan, APEC zirvesinde bir jeopolitik bilek güreşi yaşanabileceğini söyledi. Özcan’a göre APEC’te büyük güç diplomasisinin kapısı aralanabilir:
“Umarım APEC’ten bir üçlü zirve çıkar. Barışa ve iş birliğine ihtiyacımız var. APEC masasında serbest ticaret ve ekonomik iş birliği konuşulur. Ancak burada jeopolitik bir bilek güreşi olabilir. Japonya ve Güney Kore’nin ABD ile ilişkisi üst düzeyde. Bunlar aynı zamanda Çin’in Tayvan bağlamıntan ötürü en fazla karşı karşıya geldiği aktörler. APEC kapsamında Trump-Şi Cinping ve Putin görüşmesi ihtimali oldukça önemli. Amerika açısından gündem Çin ile ticaret mi ya da Çin ile devam ettireceği rekabet mi? Ticaret dendiğinde iş birliğinin artacağı bir arka plan ortaya çıkacaktır. Çin açısından ise bir denge söz konusu olacak mı? Çin, ABD ile ekonomik ilişkileri devam ettirecek ancak bölgede Japonya ve Güney Kore’nin dahil olduğu bir diğer başlık ortaya çıkacak. Rusya açısından APEC sembolik görülebilir ancak büyük güç diplomasisinin kapısını aralayan bir arka plan oluşacak. Hem ABD ile hem de Çin ile üst düzey bir diyaloğun oluşturulması son derece önemli. Trump, Şi Cinping ve Putin’in oturması yeni bir uluslararası sistemin nasıl çalışacağına dair ipucu verecek. Tek taraflı kuralların koyulmaması gereken bir dönemdeyiz. Bu açıdan olumlu bir havanın ortaya çıkmasını umuyoruz. Üçlü zirve gerçekleşmezse gündemdeki sorunların nasıl çözüleceğini ayrıca yorumlamak gerekiyor. Şu an sistemde diplomasiye ihtiyaç var. NATO Avrupasının en büyük sorunu bu. Avrupa sorunları savaşla çözmeye odaklı ancak masaya diplomasiyi getirmesi gerekiyor”
“Rusya kendi doğrularıyla hareket ediyor”
Özcan’a göre Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Valday’daki açıklamaları yeni bir alan çizdi. Rusya’nın kendi doğrularıyla hareket ettiğini söyleyen Özcan, Putin’in Avrupa’ya net mesajlar verdiği görüşünde:
“Valday’daki açıklamalar son derece önemliydi. Putin’in orada yeni bir alan çizdiğini söyleyebiliriz. İki nokta vardı bu zirvede. Biri Kaliningrad ile ilgili söylemleriydi. Bu bence Baltık ve Doğu Avrupa ile okunmalı. İkincisi de nükleer söylemiydi. Rusya’nın sistem içinde nasıl okunduğunu iyi anlamak gerekiyor. ‘Rusya akılla anlaşılmaz, sıradan ölçütlerle değerlendirilemez. Rusya’ya ancak inanılır’ diye bir şiir var. Rusya kendi doğrularıyla hareket ediyor. Putin’in Valday konuşmasında bunu çok net gördük. Tek başına Ukrayna’yı anlatmadı Putin. Batı’nın yaptıklarını da anlattı. Kabaca, ‘Kriz Ukrayna’dan kaynaklanmıyor’ dedi. Rusya-Ukrayna savaşının arka planında NATO Avrupası olduğunu söyledi. Bu yüzden nükleer caydırıcılık çizgisini tekrar hatırlattı sanırım. Nükleer çok dile getirmemesi gereken bir konu ancak Rusya’nın sınırsızlıkları eksenine baktığımızda caydırıcılığını burada çizdiğini görüyoruz. Bu, güvenlik ikilemini oluşturuyor. NATO Avrupası, Rusya üzerinden bir ötekilik yaratıyor Rusya da NATO Avrupası üzerinden. Bu caydırıcılığı güçlendirmiyor. Aksine tarafları birbirleriyle sınırlıyor. ‘Kuralları kim koyuyor?’ diye sormuyoruz. ‘Savaşlar ne zaman bitecek?’ diye soruyoruz. Diplomasi kapısının kapatılmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Valday’da Putin NATO Avrupasına ‘Rusya’nın güvenlik sınırlarını test etmeyin’ dedi. Zelenskiy’nin 40 günlük saldırıları içinde Ukrayna savaşı Rusya’ya taşıdı. Rusya’ya taşırken küresel sistem üzerindeki baskının da arttığı bir arka plan gördük. Rusya da sahadaki saldırılarını daha da agresifleştirdi”

