Spor ekonomisi uzmanı Tuğrul Akşar: “Türk futbolunda güven ekonomisi çökmüş durumda”

Abone ol
Gazeteci Güçlü Özgan’ın Radyo Sputnik’teki Yeri ve Zamanı programının bugünkü konuğu, Spor Ekonomisi Uzmanı Tuğrul Akşar oldu. MHK soruşturmasını Türk futbolundaki yapısal sorunlar üzerinden değerlendiren Akşar, “Futbolun temel sermayesi güven sermayesidir. Burada güven ekonomisi çökmüş demektir” dedi.
Merkez Hakem Kurulu Başkanı’na yönelik adli soruşturma ve hakem atamalarına ilişkin iddialar, Türk futbolunda güven ve şeffaflık tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Konuyla ilgili Yeri ve Zamanı programında gazeteci Güçlü Özgan’a konuk olan Spor Ekonomisi Uzmanı Tuğrul Akşar, yaşananların yalnızca hakemler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, Türk futbolunun kurumsal yapısında daha geniş bir sorun bulunduğunu söyledi.
Akşar, şöyle konuştu:
“Türkiye’de bugün futbol; güç, siyaset, müteahhit kulüp başkanları ve federasyon arasında çıkar ilişkileriyle amacından çıkartıldı. Kuralsız ve liyakatsiz düzenin saha içindeki kontrol meselesi olan hakemlik müessesesi de mobbing ve manipülasyonla yozlaştırıldı. Buradaki asıl tehlike, bu skandalın kişiselleştirilerek büyük resmin gözden kaçırılması ve kendi atadıkları kurallar çıkarlarına ters düştüğünde ortalığı ayağa kaldıran kulüplerin ikiyüzlülüğünün perdelenmesidir. Bu olay münferit, tek bir olay değildir.”
“Futbolun temel sermayesi güven sermayesidir”
Akşar, hakem tartışmaları ve soruşturmaların futbolun ekonomik yapısını da doğrudan etkilediğini belirterek, güven, adil rekabet, öngörülebilirlik ve kurumsallığın önemine dikkat çekti:
“Ben bu olayda güven ekonomisinin çöküşünü görüyorum. Futbolun temel sermayesi bana sorsanız güven sermayesidir. Günümüz futbolu ve onun ekonomisi üç önemli sütun üzerine yükselir. Adil olacak, öngörülebilirlik olacak ve kurumsallık olacak. Hakem tartışmaları, hakem soruşturmaları, bahis iddiaları bu üç sütunda çatlaklar oluşturuyorsa, bu taşıyıcı kolonları zayıflatıyorsa burada güven ekonomisi çökmüş demektir. Futbolda güven olmadan oyunun sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi mümkün olamaz. Çünkü burada mesele birkaç hakem meselesi değildir. Sistemin kurallarının herkes için eşit işlemediğine ilişkin yaygın bir inanç var. Rekabetin adil yürüyeceğine, sahaya çıkan her takımın bütçesi ne olursa olsun eşit şartlarda ve taraf tutulmadan yarışacağına dair bir inanç olması gerekir. Bu maalesef ülkemizde yok.”
“Başarısızlık kalıcılaştırılmış ve normalize edilmiş”
Akşar, MHK krizinin Türk futbolundaki günübirlik sorunların ötesinde yapısal bir dönüşüm için ele alınması gerektiğini söyleyerek mevcut sistemin başarı üretemediğini savundu:
“Bana göre MHK krizinin Türk futbolunu böyle günübirlik kriz yönetiminden kurtarıp kalıcı bir avantaja dönüştürmesi lazım. Ama bugünkü mevcut TFF yönetimi bunu yapabilir mi? Koskocaman hayır diyorum. Sistemi kişilerden bağımsız kılacak şekilde yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Olay burada sadece bireysel hatalardan kaynaklanan bir nitelik taşımıyor. Bu, toplumsal çürümenin yeşil sahaya yansımasıdır. Mevcut sistem başarı getirmiyor. Patolojik bir yapıya sahip. Başarı üretmediği gibi keyif vermiyor ve sürekli kriz çıkartıyor. Kulüpler memnun değil, yayıncı memnun değil, taraftar zaten iyi futboldan beslenmiyor. Dünya kadar para harcıyor. Başarısızlık kalıcılaştırılmış ve bu normalize edilmiş. İnsanlar kötü futbola mahkûm edilmiş. Haksız rekabet yüceltiliyor. Kulüpler arasında ekonomik ve finansal anlamda dengesizlik var.”
“Liyakat biata dönüşmüş durumda”
Akşar, mevcut MHK yapısının siyasi ve kulüp etkilerine açık olduğunu savunarak, hakemlik sisteminin TFF’den daha bağımsız bir yapıya kavuşturulması gerektiğini belirtti:
“İlk önce yasal ve idari yapı kapsamında Türkiye Futbol Federasyonu’nun statüsünü değiştirmemiz gerekiyor. Çünkü MHK, Türkiye Futbol Federasyonu bünyesinde, başkanın iki dudağı arasında kurulan bir alt kurul. Siyasi etkiye çok açık, kulüplerin etkisine çok açık. Bu durumun yapısal çözümü mevcut TFF kuruluş kanununun değiştirilmesiyle gerçekleşebilir. TFF ile Kulüpler Birliği’nin eşit ortak olduğu, tamamen bağımsız bir hakemlik şirketi kurulmalıdır diyorum. Bu şirketin yönetim kurulu eski hakemler, uluslararası spor hukukçuları ve kurumsal yönetim uzmanlarından oluşan bağımsız bir heyet olabilir. Yabancı dil bilen, finansal temizliği ve yönetim tecrübesi olan, dünya futbolunu iyi takip eden insanlar objektif liyakat kriterleriyle seçilmeli. Burada liyakatin altını çiziyoruz. Bugün toplumsal çürümenin geldiği yer zaten liyakatin biata dönüşmesidir. Bu Türkiye Futbol Federasyonu’nda da vardır. Objektif liyakat kriterleri olmadığı sürece başarı gelmez.”
“Hakemlik ek iş olmaktan çıkarılmalı”
Akşar, hakemlik sisteminin finansal açıdan da bağımsız hale getirilmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Finansal yapı sürdürülebilir ve bağımsız bir fonlama modeline kavuşturulmadığı sürece her türlü soruşturma çıkar. Bu soruşturmada da ortaya çıkan şüpheli para trafikleri ya da birtakım uygulamalar, hakemliğin ne kadar kırılgan ve dış müdahalelere açık olduğunu bize gösteriyor. Yapısal çözüm olarak hakemlik şirketinin yayın gelirlerinden kanunla kurulacak yüzde 2-3 oranında sabit bir payla doğrudan ve bağımsız olarak fonlanması gerektiğini düşünüyorum. Hakemlik, ek iş olarak yapılan bir hobi olmaktan çıkarılmalı. Tam zamanlı, yüksek gelirli, tazminat hakları güvence altına alınmış kurumsal bir meslek haline getirilmelidir.”

