Doç. Dr. Yavuz Dizdar’dan meme kanseri taramasına ilşikin uyarı: Kurcalamak yerine takip edilmeli

Meme kanseri ve sigara ilişkisi
Meme kanseri ve sigara ilişkisi - Sputnik Türkiye, 1920, 01.10.2026
Abone ol
Radyo Sputnik’in Meme Kanseri Farkındalık Ayı’na ilişkin özel yayınına konuk olan Doç. Dr. Yavuz Dizdar, “Saptanan tümörün hastalık olup olmadığını takip etmek gerekiyor. Bir şey saptanırsa çok kurcalamadan birkaç ay sonra tekrar takip edilmeli” dedi. Dizdar, tarama sürecinin bir ticaret kapısı açtığını da söyledi.
Gazeteci Fethi Yılmaz ve Selin Yazıcı, tüm dünyada kabuk edilen Meme Kanseri Farkındalık Ayı’na ilişkin özel bir yayın gerçekleştirdi. Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Dizdar’ın konuk olduğu programda meme kanserine ilişkin bilinmeyenler, sağlık sektöründeki ticarileşme ve alınması gereken önlemler gibi başlıklar konuşuldu.
Belli bir yaşın ötesine geçmiş kadınların memesinde, erkeklerin de prostatında bir sorun olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirterek sözlerine başlayan Dizdar, “Hastalıkla bir bulgu olması aynı şey anlamına gelmiyor. Tarama sonucunda devasa boyutlara gelmiş troit tümörleri görüyorduk. Şu an ise bunların çoğu milimetrik nodüller şeklinde saptanıyor. Teknolojinin artışıyla paralellik gösteriyor. Saptanan tümörün hastalık olup olmadığını takip etmek gerekiyor. Dikkatli takip yapmaktansa hemen müdahale ediliyor. Bu da bir ticaret kapısı açtı” ifadelerini kullandı.

“Meme kanserine yaklaşım şu an para makinesine dönüşmüş durumda”

Saptanan nodüllerin izlenmesi gerektiğini vurgulayan Dizdar, “Mamografilerin yaptığı baskıdan hastalar çok şikayetçi. Mamografide görüntü alınabilmesi için makinenin memeyi sıkıştırması gerekiyor ve bu da doku içi yırtık yaratacak kadar hasar bırakabiliyor. Bu yüzden ultrasonla bakıldığında bir şey bulunursa bunu kurcalamak yerine birkaç ay sonra tekrar bakılabilir” dedi.
“Bizde ‘Bir şey olursa, yayılırsa’ korkusu sebebiyle özellikle empoze ediliyor ki işler dönmeye başlasın” diyen Dizdar, şunları söyledi:
“Tarama programlarının esas amaçları ekonomiktir. Tarama programları daha büyük maliyetlere neden olabilecek durumu erken saptamak üzerine kurulu. Ancak meme yaklaşımı kanserine yaklaşım şu an para makinesine dönüşmüş durumda. İnsanları bu ay boyunca korkuya sevk etmenin anlamı yok. Menapoza girmeden bir meme ultrasonu yapılmalı ve sonra çok kurcalatılmamalı”
Memenin streil bir doku olmadığını söyleyen Yavuz Dizdar, memedeki yumrunun mikroorganizmaların etrafındaki dokuyla yaptığı iş birliği sonucu ortaya çıktığını söyledi. Bunun bir ‘savaş senaryosu’ olmadığını belirten Dizdar, tümör ve hastalık tanısının farkını şu sözlerle açıkladı:
“Ortada hastalık değil de tümör tablosu varsa bu başka bir şey. Tümör hepimizde var. Hastalıkta ise dokuda bozulma meydana geliyor. Bu bozulma da kişinin genel sağlığını etkiliyor. ‘Ayan beyan bir tümörü takip edelim’ demiyorum. Doktorlar, ‘İzleyelim’ deme cesaretini gösteremiyor. İzleme meselesindeki cesaret otoritelerin kararına bağlı. Çoğu otorite prostatı taramaktan vazgeçti örneğin. Tedavi protokolünde ilk üç yılın maliyeti 100 bin liraysa son üç ayın maliyeti 3 milyon lira oluyor. Bunu hiçbir ülke üstlenmiyor. Özel sigorta bir kereliğine ödeyebiliyor. Bu programların amacı masraflardan kurtulmak. Teknoloji ilerledikçe saptanan şeyler de farklılaşıyor. Bugün vücudunda herhangi bir tümör dokusu bulunmayan insan yoktur”
Doç. Dr. Dizdar, gıdalardaki işleme sistemin değiştiğini ifade ederek “Gıdayı bozulmaz hale getirmeye çalışıyorlar. Sağlıklı beslenme için yoğurdun evde yapılması gerek” diye konuştu.
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала