TEPAV Maliye ve Para Politikaları Direktörü Cangöz: ‘Fon mağdurları bir araya gelerek haklarını aramalı’

‘Fon mağdurlarının zararını devletin karşılaması zor’
“Sermaye Piyasası Kurulu, BDDK ve Hazine gibi kurumların bu süreçte farklı rolleri ve görevleri var. Bir de piyasa boyutu var. Borsa İstanbul, hem kurum olarak hem de altyapının oluşturulması açısından bu sürecin içinde. Bunun yanında bu kurumları ve yapıları işletenler; mevzuatı yorumlayan, hayata geçiren, tedbir alan ve uygulayanlar var. Bu aşamada Adalet Bakanlığı, MASAK ve diğer kurumlar da devreye giriyor. Dolayısıyla devletin çok sayıda kurumu farklı açılardan sürece dahil oluyor. Tek bir kurumu sorumlu göstermek pek mümkün değil.
Geçmişte yaşanan benzer süreçlere baktığımızda, fon sistemindeki sıkıntılar bana 1980’lerin başındaki banker skandallarını çağrıştırıyor. Buradan çıkarılabilecek dersi, Hazine’nin ödeme yükümlülüğü olup olmadığı sorusuna bağlayabiliriz. Banker sisteminde de bir sigorta mekanizması yoktu. Bankerler battıktan sonra mağdurlar dernekler kurdu, çeşitli taleplerde bulundu ve mağduriyetlerini gidermeye çalıştı. Ancak devletin bunları karşılaması hem yasal çerçevede hem de bütçe olanakları açısından pek mümkün değildi.
Bugün de bundan çok farklı bir yerde olduğumuzu düşünmüyorum. Çünkü fonlar, mevduat gibi garanti altında değil. Fonların farklı kategorileri var ve bunların önemli bir kısmına yatırım yapabilmek için nitelikli yatırımcı olmak gerekiyor. Burada birtakım testlerden söz ediliyor. Bu testlerde, çevrim içi olarak yatırım araçlarına ne kadar aşina olduğunuz, bunları bilip bilmediğiniz soruluyor. Bir anlamda kendi beyanınız esas alınıyor. Bunun ise hukuki bir sonucu var. Diyelim ki yatırım aracının ne kadar riskli olduğunu bilmiyorsunuz ama çevrenizden yüksek getiri sağlandığını duyduğunuz için yatırım yapmak istiyorsunuz. Soruların hepsine “Evet, biliyorum” diyerek geçtiniz. Bu, yatırımınızdan kaynaklanabilecek riskleri ve sonuçları bildiğiniz, bunları değerlendirebilecek finansal bilgi birikimine sahip olduğunuz yönünde bir sorumluluk getiriyor. Ancak bugün bu testlerin ne kadar işlediğini de sorgulamak gerekiyor. Çünkü duyduklarımız, bu beyanlarla gerçeklerin her zaman örtüşmediğini gösteriyor.
Burada SPK’nın da elbette sorumluluğu var. Piyasayı düzenlemenin yanında, bu testlerin gerçekte ne kadar işlediğini ve vatandaşın finansal okuryazarlığını ne ölçüde temsil ettiğini değerlendirmesi, takip etmesi gerekiyor.”
‘Devletin görevi yalnızca enkazı kaldırmak değil, oluşmasını önlemektir’
“Bu aşamadan sonra yapılabilecek şey, dondurulan ve tahsilat süreçleri başlatılan fonlarda hangi varlıkların bulunduğuna bakmak. Çünkü bunların bir kısmı hisse senedi fonları, bir kısmı tahvil fonları, bir kısmı da para piyasası araçlarına yatırım yapan fonlar.
Mevcut hukuki çerçeve kabaca şöyle işliyor: Fonların veya portföylerin elinde hangi varlıklar varsa bunlar satılacak; usulsüzlük ya da manipülasyon yapanlardan, haksız kazanç elde edenlerden tahsil edilen paralar da mağdurlara ödenecek. Ancak bu yeterli değil.
Tıpkı bankerlik döneminde olduğu gibi mağdurların bir araya gelerek taleplerini dile getirmeleri gerekiyor. Çünkü burada sistemik bir problem, kurumsal ve hukuki düzenlemelerde de yetersizlikler var. Mevduatta bir koruma mekanizması bulunurken yatırım fonlarında böyle bir güvence yok. Üstelik tasarruf sahipleri bunun farkında olmayabilir ve karşılaşabilecekleri sonuçları öngöremeyebilir.
Vatandaş, TEFAS’ta işlem gören ve çeşitli kurumların gözetiminde ihraç edilen fonlara yatırım yaparken neden tereddüt etsin? Düzenleyici kurumlar izin vermiş, SPK onaylamış ve bu araçlar piyasada işlem görüyor. Dolayısıyla vatandaşın bu kurumlara güvenmesi son derece doğal. Bu nedenle yatırımcının korunması gerekiyor.
Devletin görevi yalnızca enkaz ortaya çıktıktan sonra kalan varlıkları toplayıp sahiplerine dağıtmak değildir; o enkazın oluşmasını da önlemektir. Olumsuz koşullar oluşmadan gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor.
Bu konu iki açıdan önemli. Birincisi, vatandaşın varlıklarının korunması. İkincisi ve belki daha önemlisi, sermaye ve finans piyasalarının gelişmesi. Çünkü bu piyasaların temelinde güven var. Paranızı bankaya yatırırken faiz oranı ve elde edeceğiniz getiri kadar, paranızı geri alıp alamayacağınızı da düşünüyorsunuz. Bu nedenle bazı kişiler daha düşük faiz vermesine rağmen büyük bankaları tercih ediyor, bazıları ise daha fazla risk alarak küçük bankalara yöneliyor. Buradaki fark, temerrüt riskini ne ölçüde göze aldığınızla ilgili.
Sigorta sistemi gibi bir düzenleme yerinde olur ancak bu süreçler zaman alacaktır.”
‘Merkez Bankasından sınırlı ve ‘mahcup’ bir faiz indirimi gelebilir’
“Merkez Bankası’nın eli biraz sıkışık. Savaş başladığında petrol fiyatlarının yaz aylarına doğru gerileyeceği yönünde bir beklenti vardı. Yaz aylarında bir rahatlama veya barış sağlanabileceği; barış olmasa bile Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin nispeten rahatlayacağı öngörülüyordu. Ancak artık bunun gerçekleşmeyeceği ortada. Sürecin Amerikan ara seçimlerine kadar bu şekilde devam edeceği görülüyor. Seçimlerden sonra ne olacağı da belli değil. Piyasalarda buna ilişkin birtakım fiyatlamalar şimdiden yapılıyor.
Günün sonunda ne hane halkı ne de reel kesim enflasyonun düşeceğine inanıyor. Piyasa katılımcılarının öngörüleri ve Merkez Bankası’nın hedefleriyle hane halkının ve reel sektörün enflasyon beklentileri bir türlü örtüşmüyor. Bu durum, Merkez Bankası'nın kamuoyunu ikna etme gücünün yetersiz, kredibilitesinin de zayıf olduğunu gösteriyor.
Bu koşullarda faiz indirildiğinde piyasa bunu nasıl algılayacak? Faiz sabit tutulduğunda ise ekonomi üzerindeki baskı devam edecek. Çünkü ekonomik faaliyetlerde ciddi bir yavaşlamanın işaretleri görülüyor. Ortaya çıkan tablo, büyük ölçüde yatırım harcamalarının baskılanmasından kaynaklanıyor.
Kendimizi Merkez Bankası’nın yerine koyduğumuzda, herhâlde faizi sabit tutma eğiliminde olurduk. Çünkü bankanın zaten bir kredibilite sorunu var ve aldığı kararlar yoğun biçimde sorgulanıyor. Bu tabloya baktığımızda Merkez Bankası’nın agresif bir faiz indirimi yapacağını düşünmüyorum. Belki reel kesime ve sanayiciye mesaj vermek için sınırlı, mahcup bir indirim yapabilir. Aynı zamanda “Siz inanmasanız da ben enflasyon hedefime inanıyorum” mesajı vermek isteyebilir. Ancak böyle bir indirimin devamının gelebileceğine pek ihtimal vermiyorum.
2027 ile birlikte seçim tartışmaları başlarsa hem faizlerin hem de enflasyonun uzun süre bu seviyelerde asılı kalacağı bir tablo ortaya çıkabilir.”

