“Mekke İttifakı ülkelerinin önceliği Ensarullah, ABD bu ülkelere alan açabilir”

© Sputnik
Abone ol
Fatih Yaşlı’ya göre Birleşmiş Milletler toplantısında ABD yokmuş gibi yapılan İsrail eleştirileri ve ‘Dünya beşten büyüktür’ söyleminin somut bir karşılığı yok. Mekke İttifakı ülkelerinin önceliğinin Yemen’deki Ensarullah Hareketi olacağını belirten Yaşlı, ABD’nin ittifak üyesi ülkelere alt emperyalist proje kapsamında alan açabileceği görüşünde.
Türkiye, dış politikasında Batı ve ABD ile ekonomik ve stratejik hat üzerinden şekillenen yeni bir denge arayışına girerken iç kamuoyuna yönelik söylemler ile sahadaki pratik adımlar arasındaki makas giderek açılıyor. Ankara; küresel finansman ihtiyacı, enerji koridorlarındaki konumu ve ticari anlaşmaların etkisiyle Rusya ile ilişkilerini sınırlayıp Washington hattına yaklaşma emareleri gösterse de F-16 ve F-35 tedarik süreçlerinde CAATSA yaptırımları nedeniyle tıkanıklık yaşamaya devam ediyor.
Uluslararası arenada kullanılan sert eleştiriler ve bölgesel çıkışlar iç siyasetteki desteği tahkim etmeyi hedeflerken Birleşmiş Milletler zemininde ve kritik krizlerde ABD'nin küresel konumunu doğrudan hedef almaktan kaçınan temkinli bir çizgi izleniyor. Diğer taraftan Suudi Arabistan ve Pakistan ile temelleri atılan ve karşılıklı savunma taahhütleri içeren yeni ittifak arayışları, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Yemen veya Afganistan kaynaklı bölgesel risklerle karşı karşıya getirme potansiyeli taşırken ABD'nin Orta Doğu'daki güvenlik yükünü devretme planları doğrultusunda Türkiye-Körfez hattında İran'ı çevrelemeye dönük askeri bir yapı şekilleniyor.
Yemen ve İran’daki gelişmeleri ve Türkiye’nin tutumunu Doç. Dr. Fatih Yaşlı ile konuştuk.
“Geleneksel tutumlar Birleşmiş Milletler toplantısında devam etti”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler toplantısındaki açıklamalarını merkez sağ siyasetinin bir parçası olarak okuyan Yaşlı, Birleşmiş Milletler’in işlevsizleşmesine değinilmeyen söylemlerin ve ABD yokmuş gibi yapılarak takınılan tutumun somut bir karşılığı olmayacağı görüşünde. Yaşlı, aynı siyasetin Filistin konusunda da yürütüldüğünü ifade etti:
“1946’dan beri ABD başkanlarıyla görüntü vermek Türkiye’de merkez sağ siyaseti açısından her zaman önemli olmuştur. Bu bölgesel denklem ve Türkiye’nin iç siyasetini domine etmek açısından önemlidir. Erdoğan da buna önem veriyor. Trump ile iyi anlaştığını söyleyebiliriz. Trump’ın ikinci döneminde özellikle onu kızdırmamaya yönelik genel bir duruş var. Bu sadece Erdoğan’ın kişisel tavrı üzerinden açıklanamaz. Türkiye’nin İran ve enerji koridorları açısından ABD ile giderek daha yakın bir ekonomik çizgi izlediğini görüyoruz. Mahan Air’in uçuşlarının durdurulması gibi yaptırımlara dahil olundu. Ancak son bir yılda Türkiye’nin LNG ve petrol ihracatında ABD’nin giderek ön plana çıktığını ve Rusya ile olan ticaretin gerilediğini görüyoruz. Türkiye son birkaç senedir enflasyonla mücadele programı izliyorken Carry Trade uygulamasıyla çok ciddi faiz yükümlülükleri altına girdi. Buradan çıkamıyor ve buna fon krizi de eklendi. 20 milyar dolar civarında bir paradan bahsediliyor. Bunun da ekonomiyi zorlayacağı şimdiden belli. Buradan çıkış ABD ile yakınlaşmak ve birtakım tavizler vermekten geçiyor gibi görünüyor. Birleşmiş Milletler toplantısına gidilmeden hemen önce Erdoğan ve Trump’ın yan yana gelip gelmeyeceği konuşulmuştu. Ancak NATO zirvesinde Trump Türkiye’ye geldiğinde onun için düzenlenen törenlerde görüşmeler yapılmıştı. Orada birtakım kararlar alınmış ve Türkiye’nin NATO içindeki pozisyonu yeniden tahkim edilmişti. Barrack iki devlet arasındaki görüşmelerde son derece aktif bir pozisyonda. Trump, tüm enerjisini Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmeye ayırdığı için ülke liderleriyle birebir fotoğraf vermedi ve buna Erdoğan da dahil. Erdoğan ve AKP dış politikası açısından geleneksel tutumların bu zirvede de devam ettiğini gördük. ‘Dünya beşten büyüktür’ sloganı etrafında Birleşmiş Milletler’in yeniden yapılandırılması düzenli olarak gündeme getiriliyor. Popülist sağ siyaset, müesses nizama hem ülke sınırları içinde hem de dışında meydan okur gibi yapmak zorunda olunan bir siyaset biçimi. Bunun Türkiye’deki somutlaşması Birleşmiş Milletler ve Erdoğan özelinde ‘Dünya beşten büyüktür’ iddiası üzerinden oluyor. Ancak bu iddia konuşulurken Birleşmiş Milletler’in neden işlevsiz hale geldiği ve ABD’nin, Birleşmiş Milletler’in statüsünün değişmesinden neden rahatsız olduğu ya da değişse bile bunu nasıl kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleştireceği konusunda somut öneriler gündeme gelmiyor. ABD sanki yokmuş gibi yapılarak bir uluslararası müesses nizam eleştirisi yapılıyor ancak bu mümkün değil. Bugün uluslararası müesses nizamın bunun merkezindeki hegemon güç hala Amerika Birleşik Devletleri. Dolayısıyla ABD’nin dış politikasına, rolüne ve ABD’nin Birleşmiş Milletler’e bakınca doğrudan eleştiriler getirmediğiniz sürece Birleşmiş Milletler’in yapısının değişmesi üzerine söyledikleriniz inandırıcı olmuyor. Bunun daha çok ülke içerisine yönelik ‘Bakın dünyaya kafa tutan lider’ algısını güçlendirmek için yapıldığı kanatindeyim. Erdoğan İsrail başlığını da gündeme getirdi. Erdoğan, Birleşmiş Milletler kürsüsünü, 7 Ekim saldırıları ve sonrasındaki Gazze’ye dönük büyük yıkım politikasına tepki bağlamında İsrail karşıtı bir pozisyonu tahkim etmek için kullanıyor. İsrail’in Gazze ve Lübnan’a dönük saldırılar gündeme getiriliyor. Ancak tıpkı Birleşmiş Milletler’in yapısında olduğu gibi ABD’nin bu işteki pozisyonu, İsrail’in arkasında durması, Trump-Netanyahu ilişkileri, ABD-İsrail’in İran’a dönük saldırıları ve ekonomik yaptırımlar yine yokmuş gibi yapılarak bir bölgesel analiz yapılmaya çalışılıyor. Bu eleştiriler, İsrail’in arkasında bir kolektif Batı ve ABD desteği yokmuş gibi yapılıyor. Bu da eleştirel duruşa sahip analistler tarafından meselenin esas yapısal boyutlarına eğilmeyen bir bakış açısı olarak değerlendirildi. İsrail nasıl ki iç politikaya dönük hamleleri Erdoğan üzerinden yapılıyorsa benzer bir şeyin Erdoğan tarafından da yapıldığını söyleyebiliriz. Birleşmiş Milletler toplantılarında ilişkiler kuruluyor ancak öncelikli olarak iç politika gözetiliyor. Bir tür müsamere niteliği taşıyor bu toplantılar”
“ABD’nin F-16 ve F-35 konusunda yakınlaşma içinde olacağını düşünmüyorum”
“Türkiye’nin ABD’ye yakınlaşma hızı ile ABD’nin buna yanıt verme hızı arasında bir açı farkı var. İran yaptırımlarına dahil olma, Rusya ile ilişkilerin değişmeye başlaması, Türkiye’nin; ABD enerji kaynaklarının ithalatçısı konumuna gelmesi Trump hükümetiyle kurulmak istenen ilişkilerin ekonomik tezahürleri. Boing Anlaşması da buna eklenebilir. Bu da Trump tarzı siyasete uygun. Trump dış politikayı tüccar mantığıyla yürütmenin doğru olduğuna inanan biri. Boing Anlaşması Türk Hava Yolları’nın uçak filosunu yenilemek için imzalandı. Ancak F-16’larda herhangi bir ilerleme yok. Suudi Arabistan’da öyle değil. Suudilere F-35 verilmesi konusunda ilerlemeler var. S-400’ler meselesi halledilemediği için ve Türkiye de hala CAATSA yaptırımlarının bir parçası olduğu için bu konularda adım atılmıyor. Türkiye S-400’ler konusunda ABD’nin beklediği adımları atabilir mi ve Rusya ne der bilmiyorum. Ancak S-400’lerin Türkiye sınırları dışına çıkmadan ABD’nin ne F-16 ne de F-35 konusunda herhangi bir yakınlaşma içinde olacağı kanaatinde değilim”
“Mekke Savunma Anlaşması’nın sahadaki karşılığını bilmiyoruz”
Mekke Anlaşması’nın en kritik maddesinin NATO’nun 5. Maddesi’ne benzetilen madde olduğunu söyleyen Yaşlı, ittifak üyesi ülkelerin önceliğinin Ensarullah Hareketi olacağı görüşünde:
“Gelişmeler zamanın ruhuyla ilgili. Parlamentoların giderek etkisiz hale gelmesi, yaşanan temsil krizi...Trump İran’a saldırdığında ‘Ben buna savaş demiyorum operasyon diyorum, savaş dersem senatodan onay almam gerekir’ demişti. Mekke İttifakı diye bir anlaşma var ancak anlaşmanın altı maddelik taslağı dışında ayrıntılarının neler olduğunu bilmiyoruz. Meclis’e getirilmiyor. Meclis siyasetin merkezinde yer alan yer olmaktan çıkartılmıştı. Denge ve fren mekanizmaları işlemiyor. İktidar bu anlaşmayı Meclis’e getirmeyi ve ayrıntıları paylaşmayı tercih etmiyor. Bu talepte bulunabilecek güçte bir muhalefet de yok. Anlaşmadaki en kritik madde NATO’nun 5. Maddesi’ne benzetilen madde. ‘Birimiz saldırıya uğrarsa bu hepimize yönelik bir saldırı kabul edilir’ maddesi. ‘Suudiler Husiler ile savaşırsa ne olacak? Pakistan, Taliban ile savaşırsa buraya Türk askeri mi gidecek?’ şeklinde bir değerlendirmede bulunmuştum. Ensarullah Hareketi ve Suudiler ile destekledikleri güçler arasında yeniden çatışmalar başladı. Sınırda Taliban ile Pakistan arasında da çatışmalar var. Bu soruyu tekrar sormak gerekiyor. Bu saldırı diğerine de yapılmış sayılıyorsa ve müdahale edilecekse bu nasıl gerçekleşecek bunu bilmiyoruz. Hakan Fidan da kendisine sorulan bir soruya ‘Henüz yolun başındayız’ yanıtını verdi. ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi James Jeffrey’i şahit göstererek ‘NATO’nun 5. Maddesi’nin kaç kere işlediğini gördün?’ diye sordu. Jeffrey de ‘Bir kere’ yanıtını verdi. Fidan da ‘Kaç yıllık NATO dahi bu maddeyi bir kere işletmişken yeni kurulan bir ittifaktan bu maddeyi işletmesini beklemek doğru olmaz’ diyerek kendince mantıklı bir cevap verdi. İşleyen bir mekanizmanın oluştuğunu da görüyoruz. Merkez komutanlık oluşturuluyor ve bunun başına Pakistanlı bir isim atandı. Hakan Fidan, Suudilere destek vereceklerini de söyledi. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin askeri düzeyde yetkililerin bir araya geleceğini ve önceliğin Ensarullah Hareketi olacağını biliyoruz. Ancak sahada ne yapılacağını bilmiyoruz. Şu an kimse Türk askerlerinin Yemen’e gönderileceğini düşünmüyor ancak Suudi Arabistan’da ortak bir karargah kurulursa ve oraya bir grup asker ya da birimler gönderilirse ne olur bilmiyoruz. Ensarullah Hareketi’nin Türkiye tarafından da bir tehdit ve müdahale edilmesi gereken bir unsur olarak görüldüğü anlaşılıyor. İktidara yakın gazeteler Ensarullah Hareketi’nin Sünnilere düşmanlık yaptığı, mezhepçi karakter taşıdığı yönünde bir propaganda da var. O cenahı takip eden kişiler alttan alta bir şeylerin pişirilmeye çalışıldığını görebiliyor. Önümüzdeki süreçte ne olacağını göreceğiz”
“Trump, ABD’nin yükünü ittifaklara bırakma niyetinde”
ABD’nin askeri yükünü bölgesel ittifaklar aracılığıyla dağıtma niyetini henüz somutlaştırmayan Trump’ın; Türkiye, Pakistan ve Arabistan üçlüsüne bir proje alanı açabileceğini söyleyen Yaşlı, Sünni blok oluşturulmak istendiğini belirtti:
“Trump bir süredir dünyanın çeşitli bölgelerindeki ABD’nin askeri yükünün bir kısmını bölgesel ittifaklara bırakmaya dair bir niyet içinde. Somut hamleler yapılmadı. Ancak ABD, Türkiye-Pakistan-Arabistan üçlüsüne bölgenin dizaynında bir alt emperyalist proje kapsamında alan açabilir. Bu ülkeler ABD ile ilişkilerinde ‘Biz senin yeni dış politikana destek oluruz’ mesajı verecek mi bunu göreceğiz. Bu da üç ülkenin yapabileceklerinin sınırlarını ve ABD ile ilişkilerini de belirleyecektir. Türkiye ile İran bir savaşa girdiğinde bunun ucağı bucağı görünmez. Mantıksal sınırlarda bakınca bu ülkenin konvansiyonel savaşa tutuşmamasının gerekli olduğunu söylemek durumundayız. Ancak dünya bilinen rasyonalitede işlemiyor. Emperyalizmin yaşadığı kriz, bir tür hibrit savaş konseptini tüm dünyaya dayattığı için kimi kısmi karşı karşıya gelişler mümkün. Türkiye-İsrail, Türkiye-Yunanistan gibi başlıklarda da giderek militarize olan söylemlerin söz konusu olduğunu görüyoruz. Sadece Türkiye özelinde de değil. ABD, Türkiye ve Körfez’in de dahil olduğu toplantıya bakınca bir Sünni blok oluşturmak istiyor. İran’ın direniş eksenini Şiilik üzerinden, karşısındaki mukavemet eksenini de Körfez+Türkiye olarak kodluyor.”

