- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

“New York’taki şovların sebebi güvenlik mimarisinin çöküşü, Mekke İttifakı’nın boşluğu doldurabilmesi şüpheli”

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 24.09.2026
Abone ol
Emir Aşnas’a göre New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler toplantılarındaki ‘şovların’ asıl sebebi güvenlik mimarisindeki çöküş. Aşnas, ABD’nin bıraktığı boşluğu Mekke İttifakı ülkelerinin dolduramayacağı görüşünde.
Birleşmiş Milletler zirvesindeki sert söylemlerin gölgesinde Orta Doğu’da derinleşen güvenlik krizi, bölge diplomasisini ve askeri dengeleri yeni bir boyuta taşıyor. ABD’nin bölgedeki güvenlik mimarisinin çöküşe geçmesi ve Washington’ın Çin ile rekabete odaklanarak bölgedeki yükünü azaltma arayışı, Mekke İttifakı’nın bu çerçevede okunması gerektiğini düşündürüyor. Kamuoyuna onaylanmış hukuki bir metin sunulmamasına karşın savunma ve dışişleri düzeyinde teknik temasları süren Mekke İttifakı tartışmaları, bölgesel aktörlerin kapasitelerini ve İran ile olası bir karşı karşıya gelişin getireceği maliyetleri yeniden sorgulatıyor. Bir yanda Suriye’deki iktidar değişimine rağmen siyasi istikrarsızlığın, ekonomik çöküşün ve azınlıklara yönelik şiddetin tırmanması, diğer yanda bölgesel şov diplomasisi, Orta Doğu’da yeni bir kriz dalgasının kapıda olduğuna işaret ediyor.
İran’dan Yemen ve Suriye’ye uzanan bölgedeki yeni dinamikleri Siyasi Analist Emir Aşnas ile konuştuk.

“Birleşmiş Milletler toplantısında Ürdün Kralı dahi şov yaptı”

Birleşmiş Milletler toplantısında yapılan ‘şovların’ bu yıl daha geniş kapsamlı olduğunu belirten Aşnas, bu ‘şovların’ sebebinin yaşanan çatışmalar ve gerginlikler olduğunu ifade etti. Aşnas’a göre güvenlik mimarisindeki çöküşün netleşmesiyle yapılan bu şovların bir diğer boyutu da Mekke İttifakı:
“Şu anda Birleşmiş Milletler toplantıları var ve her yıl bu şovlar yapılıyor. Bu yılki şovlar biraz daha geniş kapsamlı ve daha çok sayıda lider tarafından yapıldı. Bu konuda daha önce şov yapmayan, kendine verilen görevi yapan Ürdün Kralı’nın dahi şov yaptığını gördük. Bu şov geleneğinin, İsrail’e karşı iş birliği yapıp sonra da bağırıp çağırmanın son derece yaygın ve bulaşıcı hastalığa dönüştüğünü, Ürdün’ün de Türkiye’yi örnek almaya başladığını görüyoruz. Neden bu kadar şov var? Çünkü ortalık yangın yeri. Savaş birçok cephede devam ediyor. ABD ve İsrail’in geçtiğimiz yılki saldırıdan sonra başlayan gerginlik devam ediyor. Savaş fiilen hız kesse de gerginlik sürüyor. İran’ın cevaplarının yanısıra Lübnan ve Yemen’de de gerginliği artıran hareketler görülüyor. Bu gerginlik daha çok diplomatik şova dönüşüyor. Geçmişe dönüp neden bu kadar gergin bir ortamda olduğumuzu anlatmak gerek. Bölgede Amerika’nın kurduğu güvenlik mimarisi başarısızlığa uğramış durumda. Körfez başta olmak üzere pek çok ülkenin güvenliğinin sağlanmasında bu güvenlik mimarisinin çökmüş olduğu ortaya çıktı. Bu gerginlik de bütün dünyayı sarsıyor. Türkiye’yi de içine alıyor. Mekke İttifakı’ndan da söz etmeden geçemeyiz. New York’taki şovun bir başka boyutu da bu Mekke İttifakı. Çökmekte olan bu güvenlik mimarisinin boşluğunu bölge ülkeleri ve ABD’nin doldurma çabası. Türkiye ve Pakistan’ın, güvenlik mimarisinin boşluğunun doldurulmasında Suudi Arabistan’ı ne kadar koruyacağı tartışma konusu. Her iki ülkede de tartışmalar ve çelişkili açıklamalar devam ediyor. Türkiye’de de kısmen cumhurbaşkanının temsil ettiği yürütme ses çıkarmazken iyi-kötü polis rolündeki Hakan Fidan kılıç sallayarak bunu dile getiriyor. New York’taki şovun temel nedenlerinden biri ortalığın yangın yeri olması. Gelmekte olan krizin bir sonucu bu. Hegemonik güç olarak zayıflayan Amerika’nın, Çin’e karşı bölgede yeniden konumlanması sonucu. Hamas’ın saldırısı bir bahane olarak kullanıldı ancak Amerika bölgede yeniden konumlanmak istiyordu zaten. Buradaki yükü azaltmak istiyor. Bölge açısından büyük olan Türkiye gibi ülkeler başta olmak üzere Mısır ve Suudi Arabistan’ın İsrail ile birlikte domine edeceği bir güvenlik sistemi isteniyor”

“Mekke Paktı ile ilgili hukuki bir netlik yok”

Amerika’nın Hamaney’in ölümünden sonra mesafe alacağını düşündüğünü ancak mevcut konumundan daha da geriye düştüğünü söyleyen Aşnas, güvenlik mimarisinin çöktüğünü vurguladı. Aşnas’a göre oluşan boşluğu Mekke İttifakı ülkelerinin doldurup dolduramayacağı bir soru işareti:
“Amerika, Suriye’den sonra bir adım daha atarak İran’da Hamaney’i katletti. Mesafe alacağını düşünse de durum tersine döndü. Ancak bu hamleyle ABD geçmişten daha geriye düştü. Güvenlik mimarisi Körfez için neredeyse çökmüş oldu. Körfez ülkeleri son derece zorda. Mekke İttifakı’nın da bir zorluğu var. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın, Amerikan saldırısının sonucunda oluşan boşluğu doldurabilecek kapasiteye sahip olup olmadıkları bir soru işareti. Bu doğrudan Türkiye ve Pakistan’ın İsrail’in yanında konumlanması demek. Bunu kamuoyuna nasıl anlatacaklar? Mekke Paktı ile ilgili hukuken bir anlaşma yok ancak fiilen var. Hukuken Türkiye açısından anlaşma belli. Anayasa’nın 90’ıncı maddesine göre anlaşma metni gelir ve Meclis tartışıp uygun görürse onama işlemi olur. Sonrasında da yürürlüğe girer. Elimizde anlaşma olsaydı ve imzalanmış olsaydı dahi bu hukuki bir anlaşma sayılmazdı. Elimizde metin olduğu konusu dahi şüpheli. Elimizde bir metin varmış, imzalanmış ve onama işlemlerinden geçmiş gibi üç ülkenin savunma ve dış işleri bakanları bu anlaşmanın uygulanmasına ilişkin teknik detayları görüşen toplantılar yapıyorlar. Gerek New York’taki şovlar gerek de Mekke Paktı’ndaki belirsizlik bununla ilgili. Anlaşma yok ve belki de olmayacak. Ancak bu çerçevede bir hareketlilik göreceğiz. Anayasa’nın 90’ıncı maddesindeki onama işlemi yapılamayacağı için kullanılmak üzere bir metin olabilir elimizde. Türkiye’nin neredeyse her ülkeyle bir askeri iş birliği anlaşması var. Suudi Arabistan ile de var. Suudi Arabistan saldırıya uğradığı zaman bu saldırıya Türkiye’nin de karşı çıkacağı anlamı çıkartılamaz. Diplomatik şovla başlayan ve Mekke Paktı’na varan gelişmeleri Türkiye’de yapılan NATO toplantılarından bağımsız okuyamayız. Toplantıda dile getirilen anlayış çerçevesinde Rusya-Ukrayna ile ilgili bir yapı oluşturulması ve Adana’da bir NATO karargahının kurulması da bu güvenlik mimarisiyle ilgili. Mekke Paktı’ndan bahsederken iki konuda şüphemiz olduğunu gördük. Bu ülkelerin, Amerika’nın boşaltmak istediği eksiklikleri olan güvenlik mimarisini doldurmaya dönük yeterli kapasitesi var mı? Bu Türkiye için de Pakistan için de geçerli. Öte yandan Pakistan’ın ciddi bir Şii nüfusu da var. Ordu içinde de öyle. Türkiye’den farklı olarak Pakistan’ın Şii başbakanları da oldu. Bir taraf Trump’ın, Suudi Arabistan ve İsrail’in hoşuna gidecek şekilde konuşuyor ancak diğer taraf ‘Biz ne yapıyoruz?’ diyor. Türkiye’de bu kadar keskin bir ayrım yok ancak Türkiye’de de ciddi bir kamuoyu var. Türkiye’nin de Pakistan’ın da Yemen’de bir şey yapabilecek kapasitesi var mı? Bu konuda bedel ödeyecek güçteler mi? Örneğin Türkiye-İran ile savaşmayı göze alamaz. Çünkü orada büyük zarar görür. İran’a beş yumruk atarsınız ancak dört yumruk yiyeceğinizi de kabul etmeniz lazım. Ancak Türkiye’nin bir yumruk yiyecek gücü dahi yok ekonomik olarak. ABD-İsrail’in yapamadığı bir şeyi bu ülkelerin yapacağını sanmıyorum. Ancak bu ülkeler teknik yardımlarda bulunabilirler”

“Suriye’nin ayakta olduğunu söyleyemeyiz”

Suriye’de Esad sonrası yönetime gelen Colani’nin hemen her devlet tarafından meşrulaştırıldığını ancak yine de istikrarın sağlanamadığını belirten Aşnas, İsrail’in ülkede hakimiyet sağlamak için hamlelerine devam ettiğini söyledi:
“Colani’yi tüm geçmişine rağmen dünyanın neredeyse tamamı meşrulaştırdı. Yine de dikiş tutmuyor. Suriye’nin yeniden kurulduğunu ve ayakta olduğunu söyleyemeyiz. Ufukta kurulacağına dair bir işaret de yok. Suriye’de ise parlamentonun ve hükümetin oluştuğunu da göremiyoruz. Suriye’deki yönetim, Amerika’nın Suriye devletini yıkmakta iş birliği yaptığı iki temel ülke arasında yani Türkiye ile İsrail arasında gidip geliyor. Bu açıdan da istikrar söz konusu değil. SDG ile ne kadar süreceği belirsiz bir anlaşma sağlandı. Ancak Dürzilerin yoğun olduğu bölgede de gelişme sağlanamadı. Aleviler hala öldürülmeye devam ediyor. Ülkenin tüm vatandaşları için vatandaşlık kavramı geçerli değil. Bunun değişeceğine dair de öngörüde bulunulamıyor. İsrail de Suriye’nin azınlıklar başta olmak üzere baskıcı yöntemini bahane ederek ülkenin ensesinde boza pişiriyor. Suriye’de istikrarın ne zaman sağlanacağına dair işaret de yok. Ekonomi ile ilgili bir yardım gelmiyor ve yatırımlarla ilgili atılan imzalar da sahte çıkıyor. İnsanlar Suriye’de açlık sınırının altında. İnsanlar Beşar Esad döneminden daha kötü koşullarda yaşıyor”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала