İstanbul - Boğaz - Martı - tekne - köprü - Sputnik Türkiye, 1920
TÜRKİYE
Türkiye'de yaşanan önemli gelişmeler, son dakika haberleri ve güncel tartışmalar

Hukukçular okullarda şiddeti değerlendirdi: Mevzuatta hangi hukuki boşluklar var?

© AA / Kamil TekmenManisa Turgutlu'da lisenin önünde silahlı saldırı
Manisa Turgutlu'da lisenin önünde silahlı saldırı - Sputnik Türkiye, 1920, 22.09.2026
Abone ol
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde lise önünde yaşanan silahlı saldırı, okul güvenliğine ilişkin hukuki düzenlemeleri yeniden gündeme getirdi. Peki mevzuattaki eksiklikler neler?
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde bugün silahlı saldırı meydana geldi. Daha önce Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan saldırıların ardından okulların güvenliği konusunda çeşitli önlemler alınmıştı. 2026-2027 eğitim yılında okullarda alınacak tedbirler konusunda İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında da bir protokol imzalanmıştı. Ancak Manisa’daki saldırının ardından ise yalnızca alınan idari tedbirler değil, okul güvenliğinin hukuki boyutu ve mevcut mevzuatın saldırılar gerçekleşmeden önce yeterli müdahale imkanı sağlayıp sağlamadığı yeniden tartışılmaya başlandı. Konuyu Avukat Hatice Kavut, Avukat Kader Baylan, Avukat Gamze Pamuk ve Avukat Mine Rana Kahramanoğlu Sputnik Türkiye’ye değerlendirdi.

'Mevzuattaki en büyük hukuki boşluk ebeveyn ve ruhsat sahibinin cezasızlığıdır'

Avukat Hatice Kavut ve Avukat Kader Baylan, olayın ardından yaptıkları değerlendirmede, mağdurların yaşadığı acının göz ardı edilerek failin sosyal şartlar üzerinden mağdur konumuna yerleştirilmesine karşı olduklarını belirtti. Avukatlar, kamuoyunda karşılaşılan “suça sürüklenen çocuk suçun faili değil mağdurudur” ve “adalet sisteminin amacı cezalandırmak olmamalıdır” şeklindeki açıklamaları hukuki ve vicdani açıdan doğru bulmadıklarını ifade etti. Toplumsal ya da kişisel gerekçelerin silahlı saldırıyı veya masum bir insanın yaşam hakkına yönelik ihlali mazur gösteremeyeceğini vurgulayan avukatlar, “O da bir çocuk, aslında o da mağdur” yaklaşımının suçu meşrulaştırma riski taşıdığına dikkat çekti:
“Mevzuattaki en büyük eksiklik, "sosyal çevre" veya "çocuk olma" gerekçelerinin arkasına sığınılmasına izin veren cezasızlık algısı ile reşit olmayanların silaha erişimindeki ihmallerin ağır yaptırımlara bağlanmamasıdır. Bir çocuğun evdeki av tüfeğine veya ateşe hazır bir silaha bu kadar kolay ulaşabilmesi basit bir kaza ya da ihmal olarak görülemez. Silahın asıl sahibi olan yetişkinlerin ve ebeveynlerin cezai ve hukuki sorumluluğu en üst sınırdan netleştirilmeli; silaha erişimi engelleyemeyen her yetişkin bu ağır sonuçtan doğrudan sorumlu tutulmalıdır."

‘Okul güvenliği için müstakil kanun çıkarılmalı’

Mevcut okul güvenliği mevzuatının yetersiz ve parçalı olduğunu savunan Kavut ve Baylan, okul güvenliğinin idarecilerin inisiyatifine veya bölgesel imkanlara bırakılamayacağını belirtti:
“Mevcut yasal çerçeve ne yazık ki yetersiz ve parçalıdır. Okul güvenliği idarecilerin inisiyatifine veya bölgesel imkânlara bırakılamaz. Okul sınırları Anayasa seviyesinde "özel koruma alanı" kabul edilmeli ve doğrudan cezai yaptırımlarla desteklenmiş müstakil bir "Okul Güvenliği Kanunu" acilen çıkarılmalıdır. Bu kanun hem öğrencilerimizi hem de öğretmenlerimizi kapsayacak şekilde güvenlik koridorunu ve denetim yetkilerini kanuni güvenceye kavuşturmalıdır."

‘Genelge ve protokoller tek başına yeterli değil’

Kavut ve Baylan, okul güvenliğine ilişkin genelge ve kurumlar arası protokollerin tek başına yeterli hukuki güce, bütçeye ve caydırıcılığa sahip olmadığını belirtti:
“Genelgeler ve kurumlar arası protokoller idari metinlerdir; Anayasal bir hak olan "yaşam hakkını" korumada tek başına yeterli hukuki güce, bütçeye ve caydırıcılığa sahip değildir. Genelge dediğimiz düzenlemeler bağlayıcı bir kanun olmaktan uzak, adeta bir tavsiye metni niteliğindedir. Bakan veya müdür değiştiğinde rafa kalkan genelgelerle yürütülen süreçlerde sorumluluk bürokrasi içinde erimekte ve bir zafiyet anında muhatap bulunamamaktadır. Evlatlarımızın ve öğretmenlerimizin can güvenliği kişilerin insafına emanet edilemez. Bir okulun kapısında profesyonel güvenlik bulunması, fiziki denetim altyapısının kurulması ve okul çevresinin korunması bir "rica" veya protokol konusu olamaz. Genelgelerle sorumluluk devredilemez.”
Avukat Gamze Pamuk, Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgeleri ve İçişleri Bakanlığının tedbirlerini şöyle sıraladı:
“Türkiye’de okul güvenliğine ilişkin hiçbir düzenleme yokmuş gibi konuşmak doğru olmaz. Millî Eğitim Bakanlığının genelgeleri, İçişleri Bakanlığının okul ve çevresi güvenlik tedbirleri, kurumlar arası protokoller ve Çocuk Koruma Kanunu kapsamında çeşitli mekanizmalar mevcut. Nitekim 2026-2027 eğitim öğretim yılı için yayımlanan genelgede de okul giriş çıkışlarının kontrolünden risklerin değerlendirilmesine, ihbarların değerlendirilmesinden kurumlar arası koordinasyona kadar çeşitli tedbirler öngörülüyor. Fakat bugün geldiğimiz noktada mesele bir tedbir listesinin bulunup bulunmamasından ibaret değil. Bu tedbirlerin sahada gerçekten çalışıp çalışmadığına bakmak zorundayız.”

‘Erken uyarı mekanizmaları kurulmalı’

Hukuk sisteminde okul çevresini korumaya yönelik bazı tedbirlerin bulunduğunu belirten Kavut ve Baylan, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun koruyucu ve destekleyici tedbirler bakımından önemli ilkeler içerdiğini ifade etti. Ancak mevcut sistemin ağırlıklı olarak suç işlendikten sonra adli süreci başlatmaya dayandığını savunan avukatlar, yaşam hakkının korunması için önleyici mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Açıklamada, sosyal medyadaki şiddet söylemleri, silahlarla verilen pozlar ve radikalleşme belirtileri gibi risk işaretlerinin dikkate alınması gerektiği ifade edildi. Okullardaki rehberlik birimleri, güvenlik görevlileri ve emniyet birimlerinin koordineli çalışacağı, yasal altyapısı güçlü erken uyarı mekanizmalarınınkurulmasının zorunlu olduğu kaydedildi.

'Mevzuatın sahada ne kadar etkin uygulandığı sorgulanmalı'

Öte yandan Avukat Mine Rana Kahramanoğlu, mevcut düzenlemelerin yeterli olup olmadığına ilişkin özellikle 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında danışmanlık, eğitim, sağlık, bakım ve barınma gibi koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınmasının mümkün olduğunu hatırlattı. Ancak okul saldırılarının yalnızca mevzuatın varlığını değil, bu mevzuatın sahada ne kadar etkin uygulandığını da sorgulattığını söyledi:
“5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında danışmanlık, eğitim, sağlık, bakım ve barınma gibi koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınması tabii ki mümkün. Fakat okul saldırıları bize sadece mevzuatın varlığını değil, mevzuatın sahada ne kadar etkin uygulandığını da aslında sorgulatıyor. Bir çocukta ciddi şiddet eğilimi, silaha erişim tehdidi, akran zorbalığı veya kendisine ya da başkasına zarar verme riski tespit edildiği anda bunun yalnızca okul rehberlik servisinin meselesi olarak görülmemesi gerekiyor. Riskin niteliğine göre eğitim, sağlık, sosyal hizmet ve kolluk birimlerinin birlikte ve hızlı biçimde harekete geçmesi sağlanmalı. Burada aile, okul ve üst yönetim Millî Eğitim ve hep birlikte yeknesak bir şekilde, bütün bir şekilde çocukları kontrol etmeli. Burada tehlike arz eden çocuğa acil müdahale yapılmalı. Maalesef biz bazen, bize ulaşan ihbarlarda da bunu görüyoruz. Yani çocuklar mesela birçok tehlike arz ediyor ama veliler hiçbir şey yapamıyorlar. O nedenle bunların da dikkate alınması gerekiyor.”
Pamuk ise yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
“7593 sayılı Kanun’la Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesindeki çocuklara özgü ceza sınırları yükseltildi. Aynı kanunla, ateşli silahını gerekli dikkat ve özeni göstermeden muhafaza ederek bir çocuğun eline geçmesine neden olan kişi hakkında da bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörüldü Hukukumuzda önleyici mekanizmalar hiç yok değil. Çocuk Koruma Kanunu kapsamında koruyucu ve destekleyici tedbirler var; eğitim, sağlık, danışmanlık, bakım gibi müdahale araçları öngörülüyor. Okul güvenliği konusunda da çeşitli mevzuat, genelgeler ve kurumlar arası protokoller mevcut. Asıl sorun, riskin erken tespit edildiği ve tespit edilen riskin gerçekten bir kamu müdahalesine dönüştürüldüğü bütüncül bir sistemin yeterince işlememesi. Okulun, ailenin, rehberlik servisinin, sosyal hizmetlerin, sağlık birimlerinin ve gerektiğinde kolluğun birbirinden kopuk hareket etmemesi gerekiyor.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала