- Sputnik Türkiye, 1920
ANKARA FARKI
Türkiye’nin iç ve dış politikasında yaşanan gelişmelerin özel konuklarla birlikte masaya yatırıldığı ve Ankara’nın nabzının tutulduğu İsmet Özçelik’le Ankara Farkı, her salı ve perşembe Radyo Sputnik’te.

Hukukçu Nusret Senem: ‘CIA Kozinoğlu’nun öldürüleceğini biliyordu’

Ankara Farkı
Ankara Farkı - Sputnik Türkiye, 1920, 16.09.2026
Abone ol
Hukukçu Nusret Senem, Muhsin Yazıcıoğlu ile Kaşif Kozinoğlu’nun ölümlerinin FETÖ, CIA ve NATO bağlantıları çerçevesinde yeniden araştırılması gerektiğini söyledi. Kozinoğlu’nun bir CIA görevlisi tanıdığı tarafından uyarıldığını ifade eden Senem, Yazıcıoğlu dosyasındaki radar kayıtlarının da yeniden incelenmesini istedi.
Radyo Sputnik’te yayınlanan İsmet Özçelik’le Ankara Farkı programına konuk olan Hukukçu Nusret Senem, Türkiye’deki faili meçhul cinayetler ile Gladyo ve FETÖ yapılanmaları arasındaki bağlantı iddialarını değerlendirdi.

‘Faili bulunmayan cinayetler Gladyo cinayetleridir’

Türkiye’de kontrgerilla olarak bilinen Gladyo yapılanmasının daha sonra FETÖ adıyla ortaya çıktığını söyleyen Senem, devletin 2014’ten itibaren bu yapıya karşı mücadele başlattığını belirtti. Senem, 15 Temmuz’un ardından bürokrasi, ordu, emniyet ve yargıdaki unsurlarının büyük ölçüde tasfiye edildiğini kaydetti:

“Aslında sözünü ettiğimiz cinayetlerin tamamı Gladyo diye bildiğimiz, Türkiye’de önceden kontrgerilla diye tanınan örgütün yaptığı eylemler. Daha sonra bu FETÖ diye kamuoyuna geldi. Dolayısıyla bir yandan Ankara’da NATO Zirvesi yapıyorsunuz, bir yandan NATO cinayetlerinin üzerine yürüyorsunuz. Bu devlette iki eğilimin ortaya çıktığını gösteren bir gelişme.

Gladyonun üzerine 2014’ten sonra gidilmeye başlandı. 2014’te FETÖ örgütünün belirlenmesi ile birlikte Gladyonun üzerine adım adım gidilmeye başlandı. 15-16 Temmuz 2016’da FETÖ’cüler kurtulmak için bir hamle daha yaptılar ama o hamlenin altında kaldılar. Gladyonun bütün silahlı unsurları, operasyon ekibi ezildi. Ordudan 24 bin kişi tasfiye edildi; polisten 30 bin kişi; yargı personelinden 14 bin kişi. Bütün bürokrasiden 130-140 bin kişi tasfiye edilmiş oldu. NATO’ya bağlı ülkelerde böyle bir tasfiye yok. Fethullah ‘Devletin bütün kılcal damarlarına girdik’ diye övünürdü. O kılcal damarlardan sökülüp atıldılar. Bu çok önemli bir başarıdır. Bunun bir neticesi olarak da onun yapmış olduğu cinayetler adım adım ortaya çıkmaya başladı. Önemli adamları hapse atıldı.”

‘Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü bütün yönleriyle aydınlatılmalı’

OdaTV soruşturması kapsamında tutuklanan Kaşif Kozinoğlu’nun MİT içindeki faaliyetleri ve FETÖ’ye yönelik çalışmaları nedeniyle hedef alındığını ifade eden Senem, Kozinoğlu’nun cezaevindeki ölümünün Ergenekon ve Balyoz dönemindeki FETÖ ve NATO bağlantılı operasyonlar çerçevesinde yeniden araştırılması gerektiğini söyledi:

“Kaşif Kozinoğlu, OdaTV soruşturması kapsamında tutuklanmıştı. Bu olay çok dikkat çekiyordu. Yazdığı mektuplar ise ölümünün ardından yayımlanmaya başladı. Kozinoğlu, duruşmada savunma yapacaktı; hatta bunun için MİT’ten izin istiyor.

Mektupları incelediğinizde, benim tespit edebildiğim kadarıyla, Mehmet Eymür’ün 1993 yılında Tansu Çiller döneminde MİT’e dönmesinin ardından Kontrterör Merkezi kuruyorlar. Bunun gerçek adı Başbakanlık İstihbarat Dairesi ancak kamuoyunda Kontrterör Merkezi olarak biliniyor.

MİT, Kontrterör Merkezi’nin kuruluş ve işleyişinin yasal olmadığını ve yasa dışı işler yaptığını 26 Kasım 2008’de resmî internet sitesinde açıkladı. Açıklamada, ‘Sabah gazetesinde “Kod adı İpek” başlığıyla yayımlanan ve Tuncay Güney’le ilgili haberde yer alan belge teşkilatımıza aittir. Kuruluş ve işleyişi tartışmalı olan Kontrterör Merkezi, sorumlularıyla birlikte 1997 yılında kuruluş şemasından çıkarılmıştır’ denildi. Bu merkezin başında ise Mehmet Eymür vardı.

Kozinoğlu ile Eymür arasında 1995 yılında büyük bir anlaşmazlık yaşanıyor. Bu süreçte Enver Altaylı’nın adı da karşımıza çıkıyor. Altaylı’nın bilgisayarından çıkan ve Fethullah’a yazdığı bir mektup var. Orada, Kozinoğlu’nun cemaatle ilgili önemli çalışmalar yaptığı ve MİT Müsteşarı olma ihtimalinin bulunduğu ifade ediliyor. Mektupta, “Ne olursa olsun bunun engellenmesi lazım” deniliyor. Kozinoğlu cezaevine girdikten sonra bu süreç işletiliyor ve MİT Müsteşarı olmasının önü öldürülerek kesiliyor.

Kozinoğlu’nun, Susurluk döneminde Eymür’ün o dönemde yürüttüğü faaliyetlere karşı tavır aldığı da anlaşılıyor. Eymür’ün 1995’te Kozinoğlu hakkında soruşturma açması ve kınama cezası vermesi de bu anlaşmazlıkla ilişkilendiriliyor. 96’ya kadar olan dönem faili meçhul cinayetlerin zirve yaptığı dönemler. Azerbaycan’daki darbe girişimi sürecinde Enver Altaylı’nın adı yine gündeme geliyor. Kozinoğlu burada farklı bir tutum alınca Eymür tarafından hedefe konuyor.

Kozinoğlu’nun Afganistan’da bir CIA görevlisini ölümden kurtardığı, daha sonra aralarında dostluk geliştiği de anlatılıyor. Kozinoğlu ifade vermek için Türkiye’ye geleceği sırada bu kişi kendisini, “Gitme, seni tutuklayacaklar; başına kötü şeyler gelecek” diyerek uyarıyor. Ardından Kozinoğlu tutuklanıyor ve cezaevinde öldürülüyor.

Kaşif Kozinoğlu olayının bütün yönleriyle aydınlatılmasında yarar var. Ben bunları Ergenekon ve Balyoz dönemindeki FETÖ ve NATO kampanyasıyla bağlantılı cinayetler olarak değerlendiriyorum. Bu olaylar aydınlatılırsa NATO’ya karşı mücadelede önemli bir adım atılmış olur.”

‘Yazıcıoğlu cinayetinin faili CIA-FETÖ’

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün arkasında CIA-FETÖ bağlantısı olduğunu savunan Senem; bu sürecin, ABD’nin bölgesel politikalarına karşı çıkan TSK’yı etkisizleştirmeyi amaçladığı görüşünde:

“25 Mart 2009 dönemi çok önemli. Fethullahçıların Ergenekon kumpasını yoğun bir şekilde yürüttükleri dönem. Her yerden bombalar, kemikler çıkıyor… Bombaların sarıldığı gazeteler günümüzün gazeteleriydi. Saklıyorlar, daha sonra kameralar, canlı yayınlar ile sözde bulunuyor… tam bir FETÖ yöntemi. Tam o günlere denk geliyor. Hrant Dink olayı 2007, bu 2009, hemen ardından Balyoz başladı. Hrant Dink olayı, Rahip Santoro olayı, Malatya Zirve Yayınevi olayı, Danıştay olayı olmuş… Bütün bunlar Ergenekon kampanyasının önemli cinayetleri. Olayı oraya bağlamaya çalışıyorlar. ‘Türkiye’de milliyetçiler, daha çok TSK bu cinayetleri işliyor. Dolayısıyla bu örgütün hükümete karşı bir darbe girişiminin parçaları olarak yapıyorlar. Bu örgütü etkisiz hale getirelim’ diyorlar. Silahlı kuvvetleri etkisiz hale getirmek için bir çabaları var, kurguyu da bunun üzerine yapmışlar. Orduyu etkisizleştirmek istiyorlar. Çünkü ordu ABD’nin Kuzey Irak’ta kurmak istediği kukla kürdistana karşı tavır almaya başladı. ‘Türk generalleri hizadan çıktı, hizaya alacağız’ diyorlar. Buna karşı yürütülen bir kampanya. Bu cinayetler bu kampanyanın unsurları. Doğrudan CIA ve FETÖ eylemi. Bunu Fethullahçıların planladığı dava dosyasından, soruşturmalardan vs. çok sayıda belge ile ortaya çıktı.”

‘Dosyada her şey var, üstü örtülmüş’

Senem, Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazası sırasında bölgede bulunan F-4 uçağının radar hareketleri ile kazadan sonra paylaşılan ‘sağ kurtuldular’ bilgisinin soru işaretleri barındırdığını söyledi. Arama kurtarma çalışmalarındaki aksaklıkların bilinçli olduğunu savunan Senem, radar kayıtları ve bilirkişi raporlarının yeniden incelenmesini istedi:

“Dosyada her şey var bence. Malatya Savcılığı’nın atadığı bilirkişi tarafından Hava Kuvvetleri’nin harekât merkezinde, Ahlatlıbel’deki radar merkezinde vs. radar incelemesi yapılmış.

Helikopter 15:03’te düşüyor. 15:07 arasında bir 4 dakikalık sürede Genelkurmay’dan ‘doğu bölgesindeki bütün radarlar bozuktur’ diye yazı geliyor. 4 dakikada Malatya’dan kalkan şimdi tutuklu FETÖ’cü pilotun F-4 uçağı tam o bölgeden geçiyor, 21 bin fitte radardan çıkıyor, daha sonra 13 bin fitte radarda gözüküyor. Alçak uçuş yapılırsa radardan çıkılır. Halbuki bozuk olmadığı sonradan anlaşılıyor. Genelkurmay yazısında ilginç bir şey var; ‘Bu radar personelinin olduğu yerlerin tekrar incelenmesinde fayda var’ deniyor. Onun üzerine bir inceleme yapılıyor. Erzurum’da o 4 dakikanın görüntüleri bulunuyor. Ama dosyaya bu belgeler tam girmemiş. O bilirkişilerle ilgili çok soru işaretleri var ve yeniden inceleme yapmak lazım. Umarım Ankara Savcılığı bunu yapar.”

“Helikopter düştükten kısa bir süre sonra Maraş polis istihbaratı 81 ilin emniyet müdürlüklerine bir not geçiyor: ‘Helikopter düştü. Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşı sağ; kendilerine ulaşıldı. Yazıcıoğlu’nun bacağı kırık. Göksun Devlet Hastanesi’ne naklediliyorlar’

Bu notu geçince Kayseri Valisi bu yönde bir açıklama yapıyor. Aradan 2 buçuk 3 saat bir süre geçiyor. Mart ayında saat 6’ya yaklaşırken hava soğuyor. Dağ başında düşmüş bir helikopter söz konusu. Orada olanlar hava şartları nedeniyle donarlar. Görebildiğim kadarıyla ölmeleri beklenmiş. Bu Maraş istihbarat dairesinde bir polise atfediliyor. O polis de enteresan. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in özel kalem müdürüyken Maraş’a atanmış. Akyürek, Hrant Dink cinayetini planlayan adam. Yani Fethullah sicilli.

Arama kurtarmada da tam bir kaos, tam bir beceriksizlik var. Ama bu bir bilinçli bir beceriksizlik. Kriz merkezinin başında o zamanki İçişleri Bakanı Beşir Atalay var. Tabii siyasi sorumlusu esas olarak odur. Bütün orada çalışan birimler ona bağlı. Ona bilgiler geç verildi deniyor ama ben bunun bakanı korumak için söylendiğini düşünüyorum. Çünkü bunun emareleri var.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала