"Körfez, İran'ın elini öpmek zorunda kalacak"

© Sputnik
Abone ol
Alptekin Dursunoğlu'na göre Yemen'de nüfusun yüzde 80'ini kontrol eden Sana merkezli Ensarullah Hareketi, yalnızca Husi'lerden ibaret değil. Bölgede çaresiz kalan Körfez'in, İran'a muhtaç olduğunu belirten Dursunoğlu, ülkede bir 'vekil güç' varsa onun 'Riyad' merkezli Aden hükümeti olduğu görüşünde.
Yemen’de Ensarullah Hareketi liderliğindeki Sana merkezli Ulusal Kurtuluş Hükümeti, Suudi Arabistan merkezli Aden hükümetine karşı ülke nüfusunun yüzde 80’ini kontrol altında tutan meşru ve bütünleşik tek devlet yapısı olarak öne çıkıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri destekli Aden merkezli yapı homojen bir devlet niteliği taşımayıp kendi içinde çatışan ve vekil güçlerden oluşan parçalı bir görünüm sergilerken Yemen’deki mevcut krizin İran’ın yönlendirmesinden değil Suudi Arabistan’ın ateşkesi ihlal eden saldırılarından kaynaklandığı vurgulanıyor.
Suudilerin temmuz ayında Sana Havaalanı’nı bombalamasıyla yeniden alevlenen çatışmalarda Sana hükümetinin düzenlediği karşı taarruzlarla Suudi destekli 76 bin kişilik paralı asker gücünü 72 saat içinde hezimete uğrattığı kaygısıyla birlikte, Umman Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz denetiminin İran ve Ensarullah lehine değişmesiyle Körfez ülkelerinin ABD desteğinden umudunu kestiği ve bölgedeki askeri dengelerin tamamen yeniden şekillendiği ifade ediliyor.
Yemen’deki son gelişmeleri ve Ensarullah Hareketi’nin etkisini Siyasi Analist Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.
“Yemen’deki Aden hükümeti Riyad merkezli”
Husi kelimesinin ülkede bulunan ‘Hus’ isimli yerden geldiğini belirten Dursunoğlu, ülke nüfusunun yüzde 80’inin Husilerin kontrolünde olduğunu söyledi. Sana merkezli Ulusal Kurtuluş Hükümeti’ne karşı Aden merkezli hükümetin, Suudiler tarafından desteklendiğini belirten Dursunoğlu, Ensarullah Hareketi’nin ise sadece Husi ailesinden ibaret olmadığını ifade etti:
“Husi bir ailenin ismi. ‘Hus’ diye bir yer var, Husi de oralı anlamında kullanılıyor. ‘Husi’ kelimesi marjinalize etmek için kullanılıyor. ‘İran destekli bir grup var ve bunlar Zeydi. Dolayısıyla İran Yemen’i işgal etmiş oluyor’ mesajı verilmek isteniyor. Küçümsedikleri Husilerin kontrolündeki yerler ülkenin yüzde 28’i ancak nüfus bakımından yüzde 80’i. Bir ülkenin yüzde 80’ini kaç bin savaşçısı olan bir aile ele geçirebilir? Bu bir yanıltmaca. Yemen’de 2015’ten itibaren Suudilerin başlattığı savaşla birlikte iki hükümet ortaya çıktı. Biri Suudi destekli Aden hatta Riyad merkezli hükümet. Suudilerin girişimiyle Abdurabbu Mansur Hadi cumhurbaşkanlığa getirildi. Bir de Sana merkezli hükümet var. Sana, ülkenin başkenti. Sana hükümeti kendisine ‘Ulusal Kurtuluş Hükümeti’ diyor. Sana hükümetinin elindeki topraklar ülkenin yüzde 80’ine tekabül ediyor. Bir diğer marjinalleştirme ise bunların Zeydiliği ile ilgili. Zeydilik Şiiliğin bir koludur. Ancak Sünniliğe en yakın mezheptir. Fıkıhta da en çok Hanefiliğe uyarlar. Yemen’deki cumhuriyet yönetiminden önce Zeydi İmamlar yönetimi vardı. Bunlar Osmanlı’ya dahi teslim olmadılar. Bu imamlar yönetimi 1962’ye kadar devam etti. 1962’de Cemal Abdülnasır’ın da desteklediği Abdullah el-Sallal darbesiyle son Zeydi İmam Bedir Suudi Arabistan’a kaçtı. Yani Zeydi imamlara en büyük desteği veren Suudi Arabistan’dı. Örneğin Lübnan 18 ayrı taifenin yaşadığı bir yer. Lübnan’da Şiilerin Hizbullah ve Emel diye iki partisi var. Geçmişte Mümin Gençler Hareketi vardı. Şu anki Ensarullah hareketinin lideri Abdulmelik Husi’nin abisiydi. 2004’te Suudilerin desteklediği Ali Abdullah Salih tarafından öldürüldü ve sonrasında da Ensarullah Hareketi kuruldu. 2015’teki Sana hükümetinin kurulmasına öncülük eden hareket Ensarullah Hareketi idi. Ensarullah Hareketi sadece Husi ailesinden ibaret değil. Zaten Yemen bir kabileler ülkesidir. Yemen’in yüzde 65’i Sünniliğin Şafi mezhebine yüzde 35-40 civarı ise Zeydi mezhebine mensuptur. Bu denge içinde bir mezhep çatışması olsaydı yüzyıllar boyunca Zeydi İmamlar nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünni Şafileri yönetiyor olurdu. Ali Abdullah Salih de Zeydi idi. Bunlar arasında bir çelişki zaten yoktu. Ensarullah Hareketi’ni oluşturanlar Zeydi ancak Şafiler de var. Sana hükümetinin savunma bakanı Şafi.”
“Savaş, Suudilerin ‘kaşınmasıyla’ tekrar başladı”
Dursunoğlu’na göre Yemen’de bir ‘vekil güç’ varsa o Ensarullah’ın Sana hükümeti değil Riyad merkezli Aden hükümeti. Dursunoğlu, Emirliklerin Yemen’in birliği konusunda bir kaygısının olmadığı görüşünde:
“2015’te Suudiler, Ensarullah’a savaş başlatırken aynı argümanı kullandılar. ‘Bunlar İran’ın vekil gücü ve darbe yaptılar. Meşru hükümeti Sana’da tekrar iktidar yapana kadar savaşacağız’ dediler. İran’ı da Yemen’i işgal etmekle suçladılar. 2015’ten bu zamana kadar bu abluka sürdü. Suudiler savaşı sürdüremeyince bir ateşkes oldu. Hatta Suudiler Çin’i arabulucu yaparak Yemen ile ilişkilerini normalleştirdiler. Yemenliler ARAMCO tesislerini vurmuştu bu da Suudilere diz çöktürmüştü. Sonrasında savaş olabildiğince yatıştı. Suudiler kaşındı ve savaş tekrar başladı. Temmuz ayındaki Ayetullah Hamaney’in cenazesindeki Yemen heyeti çok coşkuluydu. Cenaze töreni bittikten sonra Yemenliler ülkelerine dönecekken Sana Havaalanı’na inecek uçaklar inmesin diye Suudiler havaalanını bombaladı. Ensarullah Hareketi de ‘Havaalanına karşı havaalanı, limana karşı liman’ dedi. Sonrasında da karşı denklem oluştu ve saldırılar devam etti. Yani İran istediği için Sana hükümeti bu savaşa girmiş değil. Suudiler temmuz ayında saldırıyı başlatmamış olsaydı ateşkes sürerdi. Sana hükümetinin İran’ın vekil gücü olmasından değil Aden hükümetinin Suudilerin vekil gücü olmasından bahsetmek gerek. Bunların en temel sorunu bu. Aden’e Yemen hükümeti diyorlar Sana hükümetine ise ‘Husiler’ diyorlar ancak ortada bir devlet varsa bu Sana hükümeti. Orduları, bütünleşik bir yapıları ve istikrarları var. Karşı taraf ise 40 parçadan oluşuyor. Örneğin Güney Geçiş Konseyi’nin temel ajandası Güney Yemen’in bağımsızlığını istemek. Emirliklerin Yemen’i bir arada tutmak gibi bir derdi yok. Suudilerin tayin ettiği konseyin başkanı Reşat Alimi’ye bağlı güçler var. İhvancılar örneğin ve Mağrib’i ellerinde tutuyorlar. Bunlarla emirliklerin vekil güçleri iki ay önce birbirini yiyordu. Bunlardan ‘devlet’ diye bahsediliyor ancak bunlar birbiriyle savaşıyor. Ensarullah Hareketi, temmuzdan itibaren Suudilerin kendi güçlerini Sana’ya karşı seferber etmeye hazırlanmasıyla ilgili erken istihbarat aldı. Sana Hükümeti üç dört hafta kadar önce saldırı yaptı. Buha Limanı’nda büyük kayıp yaşadılar. Diğer bölgelerdeki askeri kampları da vurdular. Büyük taarruz başlamadan önce Suudiler buradaki baskıyı azaltmak için Mağrib tarafından Sana’ya doğru bir akım başlattı. Sana hükümeti yarın düşecek biri propaganda yaptılar. Amaç Batı’yı rahatlatmaktı ancak Sana Hükümeti buna gerek bile duymadı. Sana hükümeti bunları hezimete uğrattığı gibi 72 saat içinde bunların oluşturduğu 76 bin kişilik paralı askerleri tarumar etti. Tarık Salih güçleri 72 saat içinde dağıldı. Bunların bazıları Aden’e kaçtı bir kısmı ise teslim oldu. Sonrasında Aden’de emirliklerin desteklediği güçler dahi bunları Aden’e sokmadı. Kendi aralarında dahi bir bütünlükleri yok.”
“Körfez için deniz bitti”
Trump’ın da Yemen’e karşı yapılan savaşa destek vermediğini ifade eden Dursunoğlu, bölgede çaresiz kalan Körfez’in ‘İran’ın elini eteğini öpmesi’ gerektiğini belirtti:
“Saray medyası, Yemenlilerin yaptığını ‘Mekke Anlaşması’ndan ötürü Suudilerin cezalandırılması’ diyerek yazıyor. Mekke Anlaşması, bölgenin üç süper gücünün ortak tehditlere, birine yapılan saldırıya karşı ortak müdahaleydi. Bunları yalınayak Yemenliler mi cezalandıracak? Trump Suudiler için Yemen’e karşı savaşa girmiyor. Trump’ın da Mekke Anlaşması’nı cezalandırdığını öne sürüyorlar. Trump 2025’te ‘Servetin Muhafızları’ diye bir koalisyon kurdu ve İsrail’i kurtarabilmek için Yemen’e saldırdı. Gerald Ford Uçak Gemisi Yemenlilerin hedefi olmaya başlayınca, Trump yalan söyleyip Yemenlilerin kendisinden özür dilediğini söyledi. İsrailliler buna bozuldu. Trump’tan şimdi denenmişi denemesini istiyorlar. Amerikan rejimi şu anda Körfez’deki bütün askeri üslerini kaybetmiş, Ürdün ve İsrail’e taşınmış durumda. İran sadece Hürmüz’ü değil İran’ın Pakistan sınırındaki Çabahar’dan hat çizerek Umman Körfezi’ni ‘kısıtlama bölgesi’ ilan etti. Hürmüz Boğazı’ndan ötürü Fars Körfezi nasıl İran’ın bir gölü haline geldiyse Umman Körfezi de böyle oldu. Şu an bütün Arap ülkeleri İran’a yalvarıyor. İran da ‘Yemen’e saldırısanız toplantı yapmam’ diyor. Emirlikler, Suudiler artık Amerika’dan kendilerine fayda gelmeyeceğini görüyor. İran’ın Hürmüz’ü kapatması nedeniyle Suudi Arabistan karlar elde etti. Suudi Arabistan petrolü Yanbu’dan çıkartıyordu. Ensarullah’ın uyguladığı ablukayla bu da yalan oldu. Bunlar için deniz bitti. İran’ın elini eteğini öpmek zorundalar.”

