“Faizler düşürülemiyor, piyasalar savaşın körüklenmesine tepkili”

© Sputnik
Abone ol
Arda Tunca’ya göre küresel borç stokunun tarihi seviyelere ulaşması ve jeopolitik riskler, Batı merkezli mali sistemde büyük bir faiz sarmalı yarattı. Hürmüz ve Babülmendep gibi noktalardaki tıkanıklıklara işaret eden Tunca, faizlerin aşağı çekilememesine atfen bir bakanlık kurulsa bu bakanlığın, bütçesi en yüksek bakanlıklardan olacağı görüşünde.
1980'lerden itibaren deregülasyon politikalarıyla şekillenen küresel finansal sistem, tarihin en yüksek borçlanma krizlerinden biriyle karşı karşıya kalırken 2026'nın ilk çeyreğinde küresel borç stoku 350 trilyon doları aşarak tüm ülkelerin toplam milli gelirinin yüzde 300'ünün üzerine çıktı. ABD'nin tek başına 40 trilyon doları bulan borç yükü ve gayrisafi yurt içi hasılasının iki katına ulaşan kamu bütçesi açığı, jeopolitik riskler ve tırmanan enflasyonla birleşerek tahvil ve bono piyasalarında büyük bir çalkantıya yol açtı.
Savunma harcamalarını 1.5 trilyon dolara çıkarmayı hedefleyen ABD ve yıllık faiz ödemeleri 2 trilyon dolara ulaşan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri yükselen faiz sarmalının içinde sıkışırken merkez bankalarının arz kaynaklı enflasyonu baskılamak adına uyguladığı faiz artırımları faturayı orta sınıfa çıkararak toplumsal kırılganlıkları ve aşırı sağ siyasi eğilimleri tetikliyor. Hürmüz Boğazı ve Bab-ül Mendep hatlarındaki jeopolitik krizlerin dünya ticaretini tehdit ettiği bu süreçte, ABD yüzde 5'e yakın 10 yıllık tahvil faiziyle baskı altında kalırken Çin'in yüzde 1.8 ile borçlanıp Renminbi cinsinden işlemlerini artırması küresel finans piyasalarındaki hakimiyetin uzun vadede el değiştireceğine işaret ediyor.
Batı’nın içine düştüğü mali krizi İktisatçı Arda Tunca ile konuştuk.
“Sistem kırılganlıklar yarattı, bugünlerin tohumları geçmişte atıldı”
Ekonomideki bugünkü tablonun köklerinin 1970’li yıllarda atıldığını belirterek sözlerine başlayan Tunca, piyasaların borçluluk riski satın almak istemediğini söyledi. Tunca, iktidarların savaşı körüklemesine piyasaların tepki koyduğunu ifade etti:
“1970’lerde kökleri atılan, 1980’lerden itibaren siyasi gücü de arkasına alan bu düzenin bizi getirdiği noktadayız. Buna benzer bir durum 19’uncu yüzyılda da yaşandı. Yine çok büyük borçlanmalarla karşılaşıldı. Bugünkü seviyeleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yüksek borçlanma miktarlarıyla kıyaslıyoruz. Dünya iki büyük savaşın arkasından sakin bir döneme girdi. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar borçlanma miktarı aşağı doğru inmeye başladı. Daha sonra neoliberal dünya ‘Piyasa bütün sorunları çözer’ dendi. Sağlık, gıda ve ifade özgürlüğü gibi çok temel konularda. Finansal sistem içerisinde 1929’da çıkarılan derslerle alınan önlemlerin tamamı deregülasyon adı altında elden bırakıldı. Sistem yumuşak karınlar ve kırılganlıklar yarattı. Bugünlerin tohumlarının o yıllarda atıldığı gibi doğru tespit yapan kişilerin doğru söylediklerini anlamış olduk. Bir tarafta da korkunç bir borçlanma ve buna önlem almayan bir mali sistem vardı. Herkesin yanılgısı liberal sistemin piyasada birey ya da kurumların özgürce mal ve hizmet takası yapacakları hakkında oldu. Piyasa birtakım hukuki düzenlemelerle birilerinin şekil verdiği uluslararası ilişkiler çerçevesinde şekil alan bir düzeyi ifade ediyor. Piyasa, hür bireylerin kendi aralarında ilişki kurdukları bir yer değil. Bunun böyle olması gerektiğini belirten liberal teorisyenler vardır ancak işler onların istediği gibi gitmedi. Bugün geldiğimiz noktada beş bin dolarlık rüşvetler önerilebiliyor. Son günlerdeki tahvil piyasası gelişmeleri 30-40 yıllık bir birikimin geldiği noktayı tetikledi. Bütün ülkelerin milli gelir toplamının yüzde 300’ünü aşmış durumda. 2026’nın ilk çeyreğine ilişkin rakamlar 350 trilyon doları aşmış durumda. Bunun 40 trilyonu Amerika’ya ait. Hedef olarak belirledikleri yüzde 3’lük kamu bütçesi bölü gayrisafi yurt içi hasılanın iki katına çıkıldı. Bu sadece Amerika’da böyle değil. Enflasyon da savaşın tetiklediği durumda yukarıya gidiyor. Bu şartlar altında piyasalar ‘Bu borcu ortadan kaldırmakla ilgili hiçbir önlem almıyorsunuz. Enflasyon da yükseldi. Bu fiyat artışları karşısında da bu kadar yüksek borçluluk riskinizi satın almak istemiyoruz’ dedi. Piyasa bunu diyor ancak borçluluk el değiştirdi. 2008’den önce borç bunu diyenlerin üstündeydi. Bugün bunu diyenleri devletler kurtardığı için bu noktaya geldik. Bugün durumdan şikayet edenler de bugün geldiğimiz noktanın sebeplerinden. Piyasadaki güç dengeleri kendi lehlerine çalışınca önlem almayan aktörler bugün şikayet ediyorlar. Amerikan, Fransız, İngiliz hükümetlerine ‘Tahvilinizi almıyoruz’ diyorlar. ‘Siz önümüzdeki dönemle ilgili borcu aşağı indirecek planlama yapmıyorsunuz ve planınız yok. Savaşı da körüklediniz’ diyorlar.”
“Faiz bakanlığı kurulsa bütçesi en yüksek bakanlıklar arasında yer alır”
Amerika’nın yüzde 2’lik enflasyon hedefinin üzerinde olduğunu belirten Tunca, yıllardır biriken bu sorunlara karşı ne sağda ne de solda bir çözüm önerisi sunulamadığını kaydetti:
“Amerika’da yüzde 2’lik enflasyon hedefi var ancak bunun üstündeler. Avrupa’da da benzer sorunlar var. Bu şartlar altında Amerika’da savunma harcamaları bütçesi 1.5 trilyon dolara çıkarmaya çalışıyorlar. OECD ülkelerinin yıllık faiz harcaması 2 trilyon dolara ulaşmış durumda. Buradan kaynaklanan endişeyle bono piyasası tepki ortaya koydu. Hürmüz Boğazı, Babülmendep kriziyle birlikte okuyunca birikmiş sorun gün yüzüne çıkıyor. Yükselmiş borcun artan faizi de söz konusu. Merkez bankaları faiz artırıyor. Avrupa Merkez Bankası politika faizini yukarı yönde değiştirdi. Mevcut faizleri aşağı çekemiyorlar. Japonya da faizi yukarıya çekti. Türkiye için yüzde 1 ve 2 önemli oranlar olmasa da oralar için çok önemli. Gelişmiş ülkelerin faiz harcamalarının savunma, sağlık, eğitim bütçelerini sadece faiz ödemelerinin aştığı bir faiz bakanlığı kursak bütçesi en yüksek bakanlıklar arasında yer alır. Yükselen faiz koşullarında bir de böyle bir sarmalla karşı karşıyayız. Bunun enflasyonist etkisi de var. Faiz niye artırılıyor? Artan petrol fiyatına faizle cevap verip enflasyonu düşüremezsiniz. Bunun petrol fiyatları üzerinde etkisi olmaz. Bunun bedelini kendi ülkenizin orta tabakalarına ödetiyorlar. Petrol fiyatları tarafında bir sıkıntı var ve bunun yarattığı arzla ilgili başka sıkıntılar da var. Bunların hiçbirini para politikalarıyla çözemezsiniz ancak talep kaynaklı olan kısmı baskılıyorlar. Bu da sınıfsal bir sıkıntı yaratıyor. Yıllarca biriken sorunlar AfD’yi, faşizan birtakım unsurları getiriyor. Çivisi çıkmış bu siyasi atmosferin karşısında durup işleri aklı başında duruma getirecek bir oluşumu sağda da solda da göremiyoruz. Kırılganlıkları ortadan kaldıracak aklı başında bir plan ve matematik yok. Kim neyi nasıl yönetiyor bu soru işareti. Siyasetçiler şahsi olarak da kendi servetlerini artırıyor. Trump bunun örneği. Bazı şeyleri anlamlandırmakta zorlanıyorum. Bir tahvil alım programı ortaya atıyorlar. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’ın 6 milyar dolarlık bir alım programı var. Bu okyanusta bir damla ve borcu azaltmıyor da. Hürmüz artı Babülmendep dünya ticaretinin yüzde 32’sine tekabül ediyor. Petrol fiyatları artmış, Amerika başka ülkeleri savaşa sokmuş durumda. Bu şartlar altında bu atılan adımlar son derece gayrı ciddi. Amerikan 10 yıllık tahvilinin faizi yüzde 5’e çok yakın. Aynı vadede Çin yüzde 1.8 ile borçlanıyor. Şu anda Çin’in para birimi Renminbi cinsinden borçlanmalar artmaya başladı. Küresel para piyasalarının hakimiyeti uzun vadede değişecek. Çin, nadir metallerin yüzde 90’ını işleyen bir ülke. Çin, son derece sakin bir şekilde istediği stratejiyi götürüyor. Bunun karşısında Amerika hırçınlaşıyor. Çin Amerika tarafını yıpratıyor. Amerika dünyayı da kendisiyle birlikte aşağı çekiyor. Bonolara karşı nasıl askeri bir önlem alınabilir? Trump’ın beş bin dolar dağıtacağını söylemesi yasalara aykırı örneğin. Bunu birtakım insanlar alkışlıyor. Ancak aslında çocuklarına borç olacak bu. Büyüyen bir borca daha yüksek bir faizle karşılık veriliyor. Bunun bedelleri karşımıza çıkacak. Şu anda borçlanma İkinci Dünya Savaşı seviyelerine çıkmış durumda.”

