“ABD-İran savaşı hibrit şekilde sürüyor, asıl vurulmak istenen şey halkın iradesi”

© Sputnik
Abone ol
Oral Toğa’ya göre yıllar önce başlayan ve 28 Şubat ile sıcak bir hale gelen ABD-İran savaşı hibrit şekilde sürüyor. ABD’nin de İran gibi asimetrik savaş stratejisi uygulamaya başladığını söyleyen Toğa, Mekke Savunma Anlaşması’na taraf ülkelerin İran’ı tamamen dışlamayacağı görüşünde.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik çok katmanlı baskı stratejisi; sadece askeri hamlelerle sınırlı kalmayıp 220 binden fazla siber saldırı, deniz ablukası ve ağır ekonomik yaptırımlarla halkın direncini ve iradesini kırmayı amaçlayan kapsamlı bir hibrit savaşa dönüştü. Tahran yönetimi bir yandan ulusal paranın tarihi değer kaybı, derinleşen yedek parça ve tedarik krizleri ile yükselen enflasyon karşısında var oluş mücadelesi ile uzlaşı arayışları arasında sert iç tartışmalar yaşarken diğer yandan ise Çin’den sağlanan kritik navigasyon teknolojileri, askeri-politik iş birlikleri ve Rusya’nın diplomatik desteğiyle etrafındaki bu askeri ve ekonomik kale kuşatmasını yarmaya çalışıyor. Aynı zamanda Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya kadar uzanan küresel güvenlik şemsiyesi yokluğunda, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerin kendi aralarında geliştirdikleri yeni güvenlik ve bölgeselleşme arayışları da Orta Doğu’daki dengelerin geleceğini doğrudan şekillendiriyor.
ABD-İran savaşındaki son durumu ve Çin’in pozisyonunu İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Araştırmacısı Oral Toğa ile konuştuk.
“Bugün savaşta başka bir faz yaşanıyor”
ABD-İran savaşının İsrail’in güvenliği için başlatıldığını hatırlatarak sözlerine başlayan Toğa, çok uzun zamandır süren savaşta farklı bir faz yaşandığını ifade etti. Toğa, İran’ın asimetrisine karşı ABD’nin de asimetri geliştirdiğini söyledi:
“İran içerisinde tartışmalar bitmez. Teslim olmak konuşulmuyor. Bir taraf ülkenin yıkım altında olduğunu belirterek ‘teslim görüntüsü vermeyecek bir formül bulmalıyız’ diyor. Diğer taraf yani şahin kesim ise ‘Biz Amerika ile anlaşamayız. Onlar güvenilir değil ve her türlü anlaşmayı bozacak. Günün sonunda biz keşke karşılığını verseydik’ diyor. ‘Kasım Süleymani öldürüldüğünde tepki verseydik bunlar başımıza gelmezdi’ diye düşünüyorlar. İki tarafın tartışması temelde ekonomiyi öncelemek ve var oluş mücadelesi arasında. Bu savaşın İsrail’in güvenliği için başladığını hatırlamak gerekiyor. İş, İsrail’in ustalıkla işi Amerika’nın üzerine yıktığı bir hikayeye dönüştü. Tüm bunlar İran’ı; istikrarsızlık üreten, sorunlar yaşayan ve belini doğrultamadığı için faaliyet gösteremeyen kırılgan bir devlete dönüştürmek istedikleri için bunlar yaşanıyor. Savaş zaten çok önceden başlamıştı ve hala sürüyor. Kasım Süleymani vurulduğunda da savaş vardı. Buna ‘gölge savaşlar’ diyorduk. İran’dan nükleer dosyalar çalınıyor ve bilim insanları öldürülüyordu. 12 Gün Savaşı ve 28 Şubat ile savaş daha sıcak bir hale geldi. Bugün ise başka bir faz yaşanıyor. İran asimetrik olarak meseleyi geliştirip coğrafyasını kullanıyor. Amerika da buna konvansiyonel olarak karşı koyamayacağını anladığı için asimetri yaratmaya başladı. İran ekonomisini boğmak suretiyle oradaki durumu daha da vahim hale getirmeye çalışıyorlar. İran Meclisi’nin Ekonomi Komisyonu’ndan ‘İran’da yaşanan deniz ablukası ve savaş koşulları gelirlerimizi tamamen düşürmeye başladı’ açıklaması geldi. İranlılar, yedek parça bulmakta ciddi sorun yaşandığını söylüyorlar. Bozulan bir şey tamir edilemiyor, işçilik maliyetleri yükseldi ve dolar 220 bin tümeni aştı. Dolar, protestoların başladığı günden bu yana 100 bin tümen daha artmış durumda. İran iç gündemi ‘Halk buna ne kadar dayanabilir ve savaşa nasıl devam etmeliyiz?’ diye gidip geliyor.”
“Çin ve İran arasındaki iş birliği ortada”
Toğa, Çin’in İran’a asker desteğinden ziyade teknolojik ve deniz kuvveti desteği verdiğini ifade etti. İran’ın Çin’den sağlanan navigasyon teknolojisi sayesinde hedefleri tutturabildiğini söyleyen Toğa, Rusya’dan da benzer bir destek verildiğini kaydetti:
“Çin’den yana hayal kırıklığı olanlar olduğu gibi ‘daha ne kadar destek verebilir?’ diyenler de mevcut. Çin’in pozisyonu istikrarlı ve hiçbir şey değişmedi. Çin askerinin gelip İran’da savaşması söz konusu değil ancak yardım göndermek de etkili olabiliyor. Uydu görüntüsü sağlamak da İran’a bazı hedefleri isabetli vurma noktasında önemli şeyler sağlıyor. 2010’ların hemen başında İran füzeleriyle dalga geçiliyordu. Şu an bu füzeler hedef vuruyorsa bu Çin’den alınan navigasyon teknolojisi sayesinde. Ekonomi noktasında da petrol alım satımı yapıyorlar. Çin İran’ın deniz kuvvetlerine de destek vermişti. Savaştan hemen önce İran’ın askeri üniversitelerinden Çin’in üniversitelerine gidip gelenler vardı. Bu çerçeveden bakınca Çin’in İran için bir şey yapmadığını düşünmek haksızlık olur. Ancak insanların kafasında Suriye sahası hep bir ölçüt olarak duruyor. Askerlerin İran için savaşacağı düşünülüyor ancak bu pek mümkün değil. Rusya da şu şartlar altında yapabileceğinin maksimumunu yapıyor. Rus askerinin de İran’da savaşması beklenemez. Karşılıklı iş birliği ve politik destek zaten ortada.”
“Savaşta sadece füzeler ve uçaklar yok”
ABD-İran savaşındaki son durumu bir kale kuşatmasına benzeten Toğa, savaşın hibrit şekilde sürdüğünü kaydetti. Toğa’ya göre İran’da asıl vurulan şey halkın iradesi:
“Şu anki durumu bir kale kuşatmasına benzetebiliriz. İran’a ekonomik hareketlilik sağlanmadığı için şu an kuşatma altında. Bunu yarmak için bazı hamleler yapılır ve başarılı olunursa savunma kazanılmış olur. İran bu kuşatmayı yarmak istiyor. Hürmüz’de kontrol sağlamak istiyor ama Amerika ablukanın ablukasını yaparak İran’ın gemilerinin çıkışına da müsaade etmiyor. İran Hürmüz’ü lehine kullanmak için çeşitli şeyler yaptı aslında. İsrail’e dahi saldırılar düzenlendi. Amerika buna karşı çatışmanın boyutunu total bir savaşa dönüştürmeden Trump’ın tabiriyle ‘ölçülü karşılıklar vererek’ konuyu kapattı. Savaş şu an hibrit şekilde işleniyor. Sadece füzeler ve uçaklar yok. İran’daki devlet kurumlarına son bir yılda 220 binden fazla siber saldırı yapılmış durumda. Bankalara da siber saldırı yapıldı ve insanlar bankadaki paralarını kullanamadı. Paralar çekilemedi ve kartlar kullanılamadı. Bu insanlara yönelik yapılan operasyonun parçası. İşin siber, ekonomik ve sosyal boyutu savaşın bir parçası. Şu an vurulan şey halkın iradesi aslında. İnsanları refleks gösteremez hale getirmek amaçlanıyor. Bu savaşın başka bir boyutu. Şu an İran, Amerika ve İsrail savaşı devam ediyor. Savaşın hibrit boyutunu Rusya-Ukrayna arasında da görüyoruz. İran, İsrail-ABD savaşı devam ediyor. Savaş bitmiş değil o yüzden savaşın yeniden başlaması gündemi geçersiz. Savaş, zamana oynayarak sürüyor ve İran’ı boğmaya yönelik bir süreç söz konusu. İran’da rejim değişikliği karikatürize edildi ancak hiçbir direnç sonsuz değildir. Ne Amerika’nın kuşatma kabiliyeti sonsuz ne de İran’ın direnci. Trump halkın ayaklanmasını istiyor çünkü halkı boğmaya dönük bir stratejinin peşindeler. Bombalara rağmen sokağa çıkan halkın iradesine saldırı söz konusu. Düğün saldırısında 10 yaşından küçük çocuklar var örneğin. Minab gibi katliamlar yapıp sivil ölümlere sebep olduğunuzda kırmaya kırdıkları direnç başka şekilde yenilenebiliyor. Ancak bu içinde riskler de barındırıyor. Savaş sonrası İran’ın inşa sürecinde nasıl bir yol izleneceği de konular söz konusu. Durum, ‘Kim nefesini daha uzun tutabilirse’ meselesine dönmüş durumda. Trump’ın ‘medeniyeti sileceğiz’ dediği iki büyük saldırıyla da birlikte halk üzerindeki baskıyı artırmaya gideceklerdir diye düşünüyorum”
“Mekke Savunma Anlaşması doğrudan bir ülkeye karşı bir savunma paktı değil”
Mekke Savunma Anlaşması’na da değinen Toğa, anlaşmanın tarafı olan ülkelerin İran’ı tamamen dışlayan bir ittifak içine girmeyececeği görüşünde. Toğa’ya öre üç ülkenin bir araya gelip koordine hareket etmeyi hedeflemesi gayet anlaşılır:
“İranlıların pozitif ama temkinli bir yaklaşımı var. Ben ne Pakistan’ın ne Türkiye’nin ne de Suudi Arabistan’ın İran’ı tamamen dışlayacaklarını ve var olan ateşe benzin dökeceklerini düşünmüyorum. İran’dan tamamen habersiz gelişen bir hikaye olmadığına dönük resmi açıklamalar İran tarafından da var. İsrail’in istikrarsızlaştırıcı ciddi adımları var ama Afrika Boynuzu’ndan Hindistan ve Pakistan’a kadar bölgesel anlamda ciddi bir güvensizlik söz konusu. Şu an Doğu Akdeniz’de Yunanistan’da konuşulanlar ve Ukrayna-Rusya arasında olanlar ortada. Kafkasya da yeni alevlenip söndü. Durum buyken bu ülkelerin bir araya gelerek ‘Bir durum gelişirse koordine hareket edeceğimiz bir çatı olsun’ arayışı içinde olmaları ve bunu genişletmek istemeleri anlaşılmaz değil. Mekke Savunma Anlaşması’nı doğrudan bir ülkeye karşı bir savunma paktı veya saldırı ittifakı gibi düşünülmemeli. Dünya daha bölgesel iş birliklerine giden güvenlik arayışında. Soğuk Savaş sırasında iki büyük güç ve onların tarafları vardı. Ancak şu an hiçbir büyük güç güvenlik şemsiyesi sağlayamıyor. Dolayısıyla örneğin Irak ile kalkınma yolu yaparak hem Irak’ın hem Türkiye’nin istikrarını sağlayabiliyorsunuz. Savaş öncesi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan İran’a gidip anlaşmalar yapmıştı. İran-Türkiye arasındaki kazan-kazan ilişkisine dayalı bölgeselleşmeydi bu. Ülkelerin büyük bir gücün şemsiyesi altında değil de kendi aralarında bölgeselleşerek aradaki iş birliğini canlandırması hedefleniyordu. Şu an artık dünya buna yöneliyor. Kafkaslarda Paşinyan da bunun için uğraşıyor. Ermenistan’ı barış kavşağına dönüştürmek istiyor örneğin. Suriye ve Irak konusu da bölgeselleşmenin çıktıları aslında.”

