“Montrö’nün ruhu Karadeniz’in güvenliğidir, Türkiye buna aykırı hareket etmemeli”

© Sputnik
Abone ol
Donald Trump'ın Hürmüz’de sıkıştığını belirten Hasan Ünal, ABD’nin ‘bir TIR dolusu sopa yediğini’ söyledi. Ankara’yı, Karadeniz'deki krizde Türk gemilerine saldırıları karşısında yumuşak davranmakla eleştiren Ünal, İsrail-Yunanistan iş birliğinin fazla ciddiye alınmaması gerektiği görüşünde.
İran karşısında askeri, diplomatik açıdan ciddi bir tıkanıklık yaşayan ve askeri mühimmat stokları kritik seviyelerin altına gerileyen ABD’nin, İran’a karşı uygulamaya çalıştığı D-DAY yaptırımları da Washington’ı tatmin etmeyecek. İran’a komşu Türkiye'nin ise son dönemde çok kutuplu ve bağımsız dış politika çizgisinden uzaklaşarak Ukrayna, Suriye ve Ortadoğu ekseninde Amerikancı ve ulusal çıkarlarla örtüşmeyen bir tutum sergilediği görülüyor. Ankara'nın BRICS ve Çin açılımlarıyla başlayan çok kutuplu diplomasisinin yerini Montrö’nün Karadeniz’deki barış ruhunu zedeleyen kararsız adımlara bırakması dikkat çekerken Doğu Akdeniz ve Ege'de Fransa ile İsrail desteğiyle silahlanan Yunanistan'ın kışkırtmalarına karşı Türkiye'nin S-400 bataryalarını çoğaltması, KAAN projesine ağırlık vermesi ve Kıbrıs konusunda İngiltere'ye baskı uygulayarak bütünlüklü, stratejik ve akılcı bir dış politikayı acilen hayata geçirmesi gerekiyor.
ABD’nin İran’a dönük yaptırımlarını, Karadeniz’deki çıkmazı ve İsrail-Yunanistan iş birliğini Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.
“İran, saldırılarda kendisine sınırlama koymuyor”
ABD’nin İran konusunda batağa saplandığını belirten Ünal, Tahran yönetiminin füze ve dronelarda stok sorunu yaşamadığını ifade etti. Ünal; ABD’nin İran karşısındaki yenilgisinin Amerikalı uzmanlar tarafından dahi kabul edildiğini belirtti :
“Amerika batağa sağlanmış durumda. İran’a askeri olarak bir şey yapamıyorlar. ABD, saldırılara fazlasıyla ve etkili cevap alıyor. İran saldırı doktrinini de değiştirmişe benziyor. İran, saldırıya uğrayınca karşılık vermek ya da saldırıya misliyle karşılık vermek gibi sınırlamalar koymuyor kendine. Füzelerin etki oranı biraz daha yükseliyor. Elektronik donanımı kuvvetli dronelarla vuruyor. Füze ve dronelarda stok sorunu yaşandığına dair işaret yok. Amerika bir kamyon dolusu sopa yemiş durumda. Üstelik bunu herkesin gözünün önünde yediler. Bunu medya bütün ayrıntılarıyla ortaya koydu. Amerika’daki uzmanlar, ‘Bu savaşı kaybettik ve bu korkunç bir yenilgi. Amerikan imparatorluğunun sonu’ diyorlar. Askeri ve siyasi analistler ile diplomatlar da aynı görüşte. Trump defalarca zafer ilan etti. Amerika çekip gitmek istiyor ancak İran dövüşmeye devam edeceğini söylüyor. Bunun çıkışı da yok. Seçimlerden önce hiç çıkış yok. Askeri çıkış yok çünkü ABD’nin mühimmat stokları kritik seviyenin altında. Silah sistemlerinin sınırlılıkları ortaya çıkmış durumda. 20. Yüzyıl’ın silahlarıyla saldırmaya devam ediyorlar. Ancak İran’ın elinde 21. Yüzyıl’ın teknolojisi var. İran’ın tahmin edilemeyecek kadar ileriye gittiği anlaşılıyor. Her şeyleri yerin altında olduğu için yukardaki savaştan da etkilenmiyorlar. ABD bu işi uzatırsa kasımdan önce başları daha da belaya girecek. Ne Hegseth ne de Trump çekilebilecek durumda değil. Dünyanın en yaptırıma tabi tutulan ülkesiyle karşı karşıyalar. İran her türlü yaptırıma karşı birtakım taktikler geliştirmiş durumda. Ekonomik yaptırım, Trump Show’dan yeni bir komedi.”
“Türkiye, Montrö’nün ruhuna aykırı hareket etti”
“Türkiye son gelişmeleri takip ediyordur ancak ülkenin ulusal çıkarlarıyla uyumlu bir politika ortaya konmuyor. 2023’e kadar izlenen akıllı, çok kutupluluğunun ruhuna uygun dış politikadan vazgeçilmiş durumda. Amerikancı bir politika var. Bunu marifet sanıyorlar. Suriye’deki yönetimin devrilmesi sürecinden itibaren bu iş zirveye çıktı. 2024’ün haziran ayında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Çin’e giderek çok kutupluluk mesajı verdi. Fidan, ‘Emperyalist ülkelerin kurdukları düzenin devam ettirilmesi için çaba gösterilmesini doğru bulmuyoruz’ dedi. Çinliler de bunu onayladılar. Sonra Fidan Türkiye’nin BRICS’e müracaat edeceğini açıkladı. Sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşüp BRICS için Rusya’ya gitti. Bu Putin tarafından da kabul edildi. O sıralarda Fidan’ın mesajlarını hükümetin öncü gazetesi hiç görmedi. Gezi biter bitmez Çin aleyhine ön sayfa haberi yayınladı. Çin ile ilgili Batı’da üretilen içi boş lafları verdiler. Fidan bu mesajları verirken Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Suryie Devlet Başkanı Sayın Esed’ ile görüşebileceğini söyledi. ‘Rejim’ kelimesini dahi kullanmadı. Aynı haftalarda Hakan Fidan, Suriye ile uzlaşılamayacağını söyledi ve uzlaşılamayacağını ifade etti. Bu iyi polis kötü polis oyunu mu? Cumhurbaşkanı Erdoğan buna pek uygun birisi değil gibi. Sonuçta Hakan Fidan, bizim de katkımızla Suriye’deki yönetim devrildiğinde zafer kazanmış Romalı general kadar mutlu görünüyordu. ‘İsrail Hizbullah’ı bitiriyor ardından İran’ı halledecekler’ diye düşündü. 28 Şubat’taki İran’a dönük saldırıların ardından İran’ın çökeceğini düşündü. Bu çok acemice bir analizdi. Bu mantık aynı zamanda fena halde Ukraynacı çizgiye de döndü. Hazirandan altı ya da sekiz ay sonra Amerikancı çizgiye geldiler. Bütün bunlarda Ukraynacılık oynayıp Rusya’yı karşılarına aldılar. Montrö’nün ruhuna aykırı hareket ettiler. Montrö Anlaşması sadece boğazlardaki geçişi düzenlemekle kalmıyor. Montrö’nün ruhu Karadeniz’in güvenliğidir. Karadeniz’deki dış politika Ukraynacı çizgiye dönüştürülürse Karadeniz’in bir barış denizi olmasını da gözden çıkarılmış demektir. Boğazlardan geçişin Montrö ile düzenlenmiş olmasının önemi de azalır. Ukrayna’nın ağzına anında biber sürebilecek kabiliyete sahibiz. Bunları neden yapmıyoruz? Bunları yapmayıp Ukraynacı gözükünce karşılığında ne elde ediliyor? Rusya Dışişleri Bakanı Sözcüsü bunları dile getirdi. Rusya, bizim çıkarlarımız gereği yaptığımız bir şeye itiraz ederse ‘Hadi canım’ deriz. Ancak Ukrayna vurmaya devam ediyor. Montrö’nün ruhu Karadeniz’in barış gölü olmasıdır. Türkiye bunu gayet profesyonelce uygulamayı başarmış bir ülke. Bu sebeple şu an ne yaptığımızı anlamıyorum”
“Türkiye, ‘KKTC’yi neden tanımıyorsunuz?’ baskısı yapmalı”
Türkiye’nin dış politikasına dair eleştiriler sunan Ünal, Yunanistan’ın tutumuna karşı tedbirsiz davranılmaması gerektiğini söyledi. Ünal’a göre bütünlüklü bir dış politikaya ihtiyaç var:
“Fransa ve İsrail gibi ülkeler Yunanistan’ın psikolojik sorunlarını kullanıp bunlara silah veriyorlar. Türkiye bu işten ‘Sattığınız silahlardan elde ettiğiniz karı bizim sayemizde kazanıyorsunuz’ diyerek komisyon talep etmeli. Bu, Yunan siyasi elitinin kendi içine düştüğü çıkmazdan gerçekçi politikalarla çıkmaya çalışmak yerine Türkiye’yi suçlayıp düşman göstererek bir şeyler yapma çabası. Bu silahlanmayı Yunan ekonomisi kaldıramaz. İsrail’in kendileri için savaşacaklarını mı düşünüyorlar? İsrail bugüne kadar hiçbir devlet için kılını kıpırdatmadı, hep başkalarını kendisi için kullandı. Yunanistan’a Venizelos gibi biri gelirse ilişkiler toparlar yoksa bu iş böyle devam eder. Türkiye, Yunanistan’ın yaptıklarına karşı tedbirsiz davranmamalı ama fazla da ciddiye almamalı. Türkiye’de S-400’leri bit pazarında mı satalım, bir gemiye mi satalım gibi lafları çöpe atıp akıllı uslu konuşmak gerek. Yunanistan ve İsrail gibi devletlere karşı bizim bir iki bataryaya değil çok sayıda S-400’e ihtiyacımız var. KAAN’a ağırlık vermeye ihtiyacımız var. İngiltere’de yapılan uçaklara da ağırlık verilmeli. Türkiye, İngiltere’ye ‘Neden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımıyorsun?’ baskısı yapmalı. Bütünlüklü bir dış politikaya ihtiyaç var”

