Depremde ailesini kaybeden avukat Eren Can: “Dördüncü adli yıla giriyoruz, adalet sağlanmadı”

Abone ol
Gazeteci Güçlü Özgan’ın Radyo Sputnik’teki Yeri ve Zamanı programının bugünkü konuğu, 6 Şubat depremlerinde Rana Apartmanı’nda ailesini kaybeden avukat Eren Can oldu. Yargıtay önünde adalet taleplerini duyurmak için toplanacaklarını belirten Can, “Antakya ayağa kalkıyor diyorlar, bizim yaralarımızı sarmadan nasıl ayağa kalkıyor?” diye sordu.
Adalet Peşinde Aileleri Platformu, 6 Şubat depremlerini ardından başlatılan soruşturmalar kapsamında iddianamesi hazırlanmayan dosyalar bulunduğunu, bunların biran önce iddianamelerinin hazırlanmasını, kamu görevlilerine yönelik soruşturma zırhının kaldırılmasını istedi. Platform, yeni adli yıl öncesinde deprem davalarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Depremde yakınlarını kaybeden Avukat Duygu İnegöllü, 4 yıldır yaşanan dava durumlarına ilişkin bilgiler verdi. Avukat Eren Can ise "acil taleplerini" sıraladı. Aileler, adli yıl açılışında Yargıtay önünde basın açıklaması gerçekleştirerek adalet taleplerini dile getirecek.
Konuyla ilgili Yeri ve Zamanı programında gazeteci Güçlü Özgan’a konuk olan Avukat Eren Can, depremden bu yana dördüncü adli yıl açılışı olmasına rağmen adaletin halen sağlanamadığını belirtti. Can, “Antakya ayağa kalkıyor diyorlar, bizim yaralarımızı sarmadan nasıl ayağa kalkıyor?” diye sordu.
Avukat Eren Can, şöyle konuştu:
“6 Şubat'tan sonra aslında bu dördüncü adli yıl açılışı oluyor. Ve dördüncü adli yılın açılışına girdiğimizde halen adaletin sağlanmamış olması, bizi bu adli yıl açılışında artık taleplerimizi sıralama yönüne itti. Bu kadar zaman sonra halen dosyalar aslında ilerlemedi, halen iddianamesi düzenlenmemiş dosyalar var, birçok dosyada firari sanık var. Biz de dedik ki konunun muhataplarına seslenelim. Konunun muhatapları aslında hakimler, yargıçlar, adalet bakanlığı. Adli yılı açıyoruz, hepimiz birbirimize hayırlı bir adli yıl diliyoruz ama dördüncü adli yıla girerken deprem davalarında adalet sağlanmadı. Hatta bir arpa boyu yol alamadığımız dosyalar var. Bilişkişi raporlarının bir sene beklediğimiz dosyalar var. Ve bu artık bizim açımızdan çok kabul edilebilir bir noktada değil. Çünkü biz yakınlarımızı kaybettikten sonra en azından adaletin sağlamlığını görmek istiyoruz ki içimiz rahatlasın. Biz bu cezasızlık algısının kırılmasını istiyoruz. Burada hem mevzuatsal problemlerimiz var, yani halen bilinçli taksirle iddianameler düzenleniyor. Önce suçun niteliğini tespit ederken, yani dikkatsizlik, tezbirsizlik bir trafik kazası gibi değerlendiriyoruz depremi ama aslında öngörülebilir riskler vardı. Bunun hepsi öngörülebilirdi ve ne olursa olsun mantığıyla hareket edildi. İkinci problem kamu görevlileri. Soruşturma izinleri bekletiliyor, yargılamalar birlikte yürümüyor. Yani 2-3 müteahhiti yargıladığımız zaman adalet sağlanmış olmuyor. Şu an Kahramanmaraş'ta, Hatay'da ve bütün diğer Adıyaman'da deprem bölgesindeki davalarda siyasi nüfuzlu olan insanlar yani salt kamu görevleri değil inşaat sektörüne çalışanlar bu yapıları yapanlar bir siyasi nüfuz kullanma eğilim oluyor. Bir de zaten belediye başkanlığının, yerel yöneticilerin de bir siyasi kimliği var. Aslında siyaseti yargı etkisinde ne yazık ki görüyoruz. Ezgi Apartmanı davasının sanıkları, aynı zamanda bir dondurma firmasının sahipleri. 6 Şubat'tan sonra uzunca bir süre firari olarak yakalama kararına rağmen arandılar. Ezgi Apartmanı'nın yıkılmasında kendilerine ait olan pastanedeki kolon kesme konusunda tespitler vardı. İddianame de zaten olası kasla öldürmeden düzenlendi ve müebbetle yargılanan sanıklardı. Uzunca bir süre saklandılar, uzunca bir süre bulunamadılar. En son Ankara'da bir villada bulundular ve bu kişilere ait bir dondurma firması var. Bir yandan çoğu yerde bu dondurma firmasının ürünlerinin halka çeşitli açılışlarda, ikramlarda sunulduğunu görüyoruz. Yine aynı dondurma firması sahiplerinin zaten daha önce Çevre Şehircilik Bakanı ile fotoğrafları da vardı. Halen bugün ticari ilişkiler devam ediyor. İki yıl önce adaletten kaçmış insanlar var ve bunların firması halen devletten ihale alabiliyor. Biz o firmayla ilgili her türlü haberi gördüğümüzde zaten bizim bir kez daha içimiz acıyor.”
“Haklı çıkmak değil, adalete erişmek istiyoruz”
“Örneğin Adıyaman Besni sitesinde 83 kişinin vefat ettiği Üzümkent sitesinde müteahhitlik yapan Şükrü İşitmen. 2 Şubat'ta kırmızı bülten çıkarıldı 7 aydır bulunamadı. Yine Palmiye sitesi davasında Hacı Mehmet Ersoy halen 1 yıl 7 ay 5 gündür firari. Hasan Aslan diye bir firarimiz var. Gaziantep Furkan Apartmanı’ndan Faik Öğüt var. Belük Apartmanı’nda 2 kişi hakkında yakalama kararları çıktı. Oradaki kamu görevlileri, mimar ve inşaat mühendisi 60 gün geçti onlarla ilgili yakalama kararı çıkalı. Halen onlar da firariler, yakalanmıyorlar. İsias Otel davasında Hasan Aslan 1 yıl 8 aydır firari. Liste böyle uzayıp gidiyor. Bilirkişi raporları çok özensiz hazırlandı. Özellikle deprem bölgesindeki ilk gelen raporlar çoğu adrese teslim. Onun akabinde de şu an artık 4 sene geçti ve neredeyse çoğu dosyada 2-3 tane rapor var. Raporların hazırlanış biçimi, tarafsızlık anlayışı, bilimsellik anlayışı ve raporların halen birbiriyle çelişiyor olması bütün yargılamaların sil baştan başlamasına neden oluyor. Biz en başından, depremden 9 ay sonra, tarafsız ve bilimsel bilirkişi raporlarının multidisipliner, tüm alanlardan uzmanlarla hazırlanması gerektiğini zaten savunuyorduk. Şimdi 4 sene geçmek üzere ve Yargıtay bozma kararlarında 2 tane şeyden bahsediyor. Yargıtay şimdi bilirkişi raporları multidisipliner olsun diyor. Savunduğumuz şeylerde haklı çıktık. Ama haklı çıkmak değil, adalete erişmek istiyoruz. Nurgül hanım kendi enkazında beklemese o kolon kesilme konusunu ispat edemeyecekti. Yani bu emeği evladını kaybetmiş bir anne mi vermeliydi, yoksa elinde kamu gücünü bulandıran yargı makamları zaten bunu kendiliğinden mi yapmalıydı? Bizim de temel problemimiz bu.”
“Bizim yaralarımız sarılmadan Antakya nasıl ayağa kalkıyor?”
“Biz yakınlarımızı, ailelerimizi kaybettikten sonra, 3 yıl 9 ay geçtikten sonra bugün halen adalet için mücadele veriyor olmaktan mutlu değiliz. Biz bir kenara çekilip yasımızı yaşamak istiyoruz. Ama ne yazık ki buna imkan verilmiyor. Benim de kendi ailemi kaybettiğim Rana Apartmanı'nda henüz iddianame düzenlenmedi. Yani henüz bir tane duruşma dahi yapılmadı. Ve bu sadece bana özgü değil, Hatay Antakya'da halen birçok apartmanın iddianamesi düzenlenmedi. Bu durumu kabul edilebilir diye açıklamak mümkün değil. Bu durum kabul edilemez bir noktadır. Siz o yıkılan yerin yerine hiç oradaki insanlara sormadan, ailelerini kaybeden insanlara sormadan bir inşaata başlıyorsunuz. Mesela şu an orada bir yapı yapılıyor, biz ne yapıldığını bile bilmiyoruz. Orayla ilgili hak sahipliği, rezerv alanına hiç girmeyeceğim. Ama bunları bile hiç bilmezken oradan bir iddianame bir dava bile açılmamış. Her şey oldu bittiye getiriliyor. Enkazlar kaldırılıyor, inşaatlar yükseliyor, şehir yeniden kuruluyor, Antakya ayağa kalkıyor deniyor. Ama bizim yaralarımız sarılmadan nasıl ayağa kalkıyor? Ya da bizim sorumlularımız tespit edilmeden nasıl ayağa kalkıyor? Bunu kabul edemiyoruz. Bizi ailelerin bir arada dayanışması ayakta tutuyor. Bir platform olmamız bizi ayakta tutuyor. Çünkü yakınlarını kaybeden insanlar evladını kaybeden ve anne babasını kaybedenler birbirine sarıldığında aslında birbirinin yarasına bir merhem olmaya çalışıyor. Bu şekilde ayakta kalmaya çalışıyoruz dayanışmayla ve birbirimizin dosyasına destek olarak birbirimizin acısını paylaşarak ve mücadele ederek. Bugün adli yıl açılışı olacak 1 Eylül günü olduğu için ve saat 12.30'da biz de bir basın açıklamasıyla Yargıtay'ın önünde toplanıp yeni adli yıldan acil taleplerimizi dile getireceğiz.”

