- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

“Kriz Hürmüz ve Karadeniz olarak katmerleniyor, doğalgaz Türkiye’nin milli güvenlik sorunu”

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 31.08.2026
Abone ol
Ali Arif Aktürk’e göre Hürmüz Boğazı’nın yanısıra Karadeniz’deki açmaz enerji krizini ikiye katlıyor. Trump’ın İran ile ticaret yapan ülkeleri dolar sisteminden atma tehdidinin Türkiye’de uygulanamayacağını belirten Aktürk; doğalgazı, Türkiye’nin milli güvenlik sorunu olarak nitelendiriyor.
ABD’nin İran’a yönelik yaptırım çemberini genişletme adımları ve Karadeniz ile Hürmüz boğazlarında derinleşen jeopolitik krizler, küresel enerji piyasalarında fiyatları yukarı tırmandırırken Türkiye ve Avrupa için son derece zorlu bir kış döneminin habercisi oluyor. Süresi dolan yenilenmemiş doğalgaz kontratları ve kışın zirve yapan 23,5 milyon konutun tüketim talebi sonucu tavan yapan dizel ile gaz maliyetleri, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini doğrudan bir milli güvenlik meselesine dönüştürüyor.
Hazine üzerindeki ağır sübvansiyon yükü ve 2026 yılı için öngörülen 75 milyar dolarlık cari açık baskısı, konutlarda kullanılan doğalgaza kaçınılmaz zam ihtiyacını beraberinde getirirken bölgesel arabuluculuk kozlarının zayıflaması ve tahıl koridorundaki tıkanıklıklar da Türkiye’nin gıda ile sanayi ihracatını tehdit eden geniş çaplı bir ekonomik baskı çemberi yaratıyor.

Trump'ın tehditlerini ve mevcut gaz krizinin Türkiye başta olmak üzere ülkelere yansımasını Enerji Uzmanı Ali Arif Aktürk ile konuştuk.

“Türkiye, İran gazını almak zorunda”

Trump’ın yaptırımlarına karşı Türkiye ile İran ticaretinin şu an için dengede olduğunu söyleyen Aktürk, Ankara’nın İran’dan gaz almak zorunda olduğunu ifade etti. Aktürk, gaz ticareti yapılmadığı taktirde kesinti yaşanabileceği görüşünde:
“ABD’nin İran’a yaptırımı Trump ile başlamadı, epeydir yaptırım uygulanıyor. Bu yaptırımın başında petrol ve ürünleri vardı ancak gaz hariç tutulmuştu. Türkiye ile İran’ın en büyük ticareti doğalgaz ve 2019’dan beri petrol ürünleri almıyoruz. Diğer ürünlerden de çok az alınıyor ve bu da kayda değer bir rakam değil. 2010’lu yıllarda Reza Zerrab olayıyla İran’ın gaz parası Türkiye’de Halkbank’a yatıyordu. Sonra bu paranın transferi Dubai üzerinden altınla ödeme şeklinde yürüyordu. Şu anda Trump yönetimi bu işi daha da sıkılaştıracak gibi görünüyor. Petrol ürünlerinin dışında altın, dijital varlıklar, teknoloji ürünleri ve deniz taşımacılığıyla da ilgili yaptırımlar var. Türkiye ile İran ticaretinin şu an dengede olduğu söylenebilir. Türkiye geçen yıl yaklaşık üç milyar dolarlık mal ihraç etti. Karşılığında ise 2,5 milyar dolarlık ithal etti ve bunun 1,3 milyar doları doğalgaz ithalatıydı. Bu dengede Türk Lirası ile de ticaret yapılabilir. Ancak bu iş daha da sıkılaşırsa çözüm yolları kötü noktalara varabilir. Çok önceden doğalgaz alım satım sözleşmesi vardı. Bunun fiyat maddesi konusunda Türkiye anlaşamamıştı ve o zamanki İranlı Bakan Ankara’yı ziyaret etmişti ve Recai Kutan enerji bakanıydı. Esenboğa’da parafe edilip hızlıca yapılmıştı. Bu sözleşmenin kriz olmasa bile mutlaka yenilenmesi ve daha açık dille yapılması gerekiyordu. Bu yılın temmuz ayında bu sözleşme sona erdi. Eksik teslimat miktarları yapılıyor. Bu sözleşmenin de bir şekilde yenilenmesi gerekiyor. Türkiye’nin kış döneminde İran gazını alma zorunluluğu var. Türkiye’de yazla kış arasında ciddi bir dengesizlik var. 23,5 milyon konut gaz tüketiyor. Ocak ayında 7 milyar metreküp tüketen konutlar yaz ayında 300 milyona düşüyor. Bu dengesizliği karşılamanın tek yolu her giriş noktasından maksimum gazı almak. İran’ın günlük sözleşme miktarı 28.6 milyondur. Bu gaz kışın sisteme girmek zorunda. Aksi halde kesintiler yaşanabilir. İran Türkiye’nin 2,5 katı tüketim yapıyor. 28 Şubat’ta başlayan savaş, İran’ın tesislerine de zarar verdi. İran kondensatla birlikte gaz üretiyor. Bu kondensatı ihraç edemezse tanklarda bir yere kadar depolayabilirler. Sonra üretimi durdurmak ya da azaltmak zorunda kalır. Kış döneminde kendi tüketimi de var. 155 tane doğalgaz santrali var İran’ın ve bunlar da gaz tüketiyor. Buradaki üretimde bir azalma olduğunda bu Türkiye’yi de etkileyecektir.”

“Türkiye’yi dolar sisteminden atmak ‘NATO’dan çıkın’ demek”

Trump’ın İran ile ticaret yapan ülkelerin dolar sisteminden atılacağına dair açıklamalarına da değinen Aktürk, Türkiye’nin ihtimal dahilinde olmadığını söyledi. Aktürk, kış döneminin Türkiye ve Avrupa Birliği ülkeleri için iyi geçmeyeceğini ifade etti:
“Türkiye’nin dolar sisteminden atılma ihtimali yok. Türkiye, SWIFT üzerinden ithalat ihracat yapıyor. ABD’nin kendisi de bundan zarar görür ve bu Türkiye ile birlikte Avrupa Birliği’nin de dışlanması demek. Türkiye’nin dış ticaretinin önemli bir kısmı Avrupa ile dolar üzerinden yapılıyor. Türkiye ara mal ithalatını dolarla yapıyor. Bunu uygulanabilir görmüyorum. Bessent, tümüyle İran’ın dolarla ticaretini engellemeyi kast etmiş olabilir. İran da Çin ve Rusya ile dolar ticareti yapmıyor zaten. Diğer ülkelerle de altına dayalı ticaret yapıyor. Bu, Türkiye’ye ‘NATO’dan çık’ demek. Dolar SWIFT’ini atmak çok absürt. Bu ABD’nin kendi ayağına sıkması demek. Doların ticaretteki kullanımı 20 yıl önceki gibi değil. İran’ın doğalgaz fiyatı da ucuz değil. İran’ın fiyatı zaman zaman Rus ve Azeri fiyatının da üzerine çıkar. Amerikan fiyatı liberal bir piyasada belirlenir. Kış geliyor ve Avrupa’nın yeraltı depolarındaki doluluk oranı çok düşük. 70 Euro’ya ulaşmış gaz fiyatıyla gaz depolayamıyorlar. 1 Kasım itibarıyla doluluk oranı yüzde 90’larda olmaları gerekiyordu. 96 milyar metreküplük gaz depolamış olmaları gerekiyordu ve her geçen gün aleyhlerine işliyor. Kış döneminde Kuzey Yarımküre’de işler iç açıcı olmayacak. Hem Türkiye hem Avrupa Birliği ülkeleri için. Kış soğuk geçerse tüm Avrupa donar. Rus yaptırımları sonucu uzun vadeli kontratlar tümüyle ortadan kalktı. Bu kontratların avantajı vardı. Anlaşılan fiyat formülü her çeyrek dönemde yeniden hesaplanıyordu ve piyasadaki iniş çıkışlardan çok etkilenmiyordu. Şu an bunlardan vazgeçildi. Bu tür krizlerden ötürü herkes pahalı gaz ve enerji kullanmak zorunda kaldı. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Türkiye’de şu an konut fiyatları sübvanse ediliyor. Eylülde zam yapılmazsa ekimde zam ihtiyacı ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. 2026’da cari açığın 75 milyar doları bulması bekleniyor. Sübvanse edilen gaz maliyeti de var. Bunun Hazine tarafından finanse edilmesi çok kolay bir iş değil. Faizleri indirip cari açığı finanse edip gaza zam yapmamak mümkün değil. Doğalgaza zam gelmek zorunda. Sübvanse edilirken bu vergi mükelleflerinin cebinden sübvanse edilecek.”

“Türkiye’nin doğalgaz politikası milli güvenlik sorunu olmaya başladı”

Karadeniz’deki krizin Hürmüz’deki kadar ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Aktürk, Türkiye’nin olası bir dengesizlikten oldukça fazla etkileneceği görüşünde:
“Şu anda Hürmüz’deki krizden çok Karadeniz’deki krizi önemsiyorum. Ukrayna’nın vurduğu Rus rafinerisinden dolayı dizel fiyatları uçuyor. Şu anda gas oilin ton başına fiyatı 1300 dolar. Bu inanılmaz bir şey. Türkiye ya da eski Avrupa Birliği Rusya’dan formülle alıyor olsa bile Rus gazı da pahalanacaktı. Kriz katmerlenerek gidiyor. Hürmüz artı Karadeniz. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, Hürmüz’ün yeni farkına vardı ancak Karadeniz’de olanları konuşmuyor. Karadeniz’de yaşanan kriz de Hürmüz kadar önemli. Çözümü herhalde 2028’e kadar yok gibi. Ukrayna-Rusya krizi de daha da alevleniyor. Ukrayna krizi 2022’nin ötesine gitti. Türkiye’nin doğalgaz politikası milli güvenlik sorunu olmaya başladı. Doğalgaz konfordur ancak bunu maliyetinin altında yapabilmek önemli. Dengesizlik yaratıldığında kış döneminde dışardaki problemlerden çok daha fazla etkilenir hale gelirsiniz. Rusya en önemli gaz tedarikçisi. Hem Mavi hem Türk Akımı’ndan gelen gaz kışın mutlaka girmek zorunda. Bunu Amerika’dan alınacak LNG ile telafi etmenin imkanı yok. 2027 başında Rusya ile masaya oturulduğunda en önemli gündem maddelerinden biri doğalgaz olacak. Ukrayna-Rusya krizinde Türkiye çok güzel bir arabuluculuk oynabilirdi çünkü Türkiye’nin elindeki en güçlü koz Montrö Sözleşmesi ve Türkiye Karadeniz’in kıyıdaşı. Türkiye burada bağımsız kalarak daha fazla hareket alanı elde edebilirdi. Ancak Türkiye yavaş yavaş bunu da kaybediyor. Ukrayna’ya Türkiye’nin tedarik ettiği şeylerden dolayı Moskova’nın canı sıkıldı. Dolayısıyla bu arabuluculuk kozu ortadan kalkıyor. Karadeniz probleminde tahıl problemi de ortaya çıkıyor. Türkiye hem Ukrayna için hem Rus tahılı için önemli bir güzergah. Türkiye makarna sektöründe dünya ikincisi. Tüm Afrika’yı Türkiye besliyor. Makarnanın hammaddesi de buğday. Bu noktada da bizim ihracatımız her türlü etkilenecek. Birkaç yıl önceki tahıl koridorunu şu anda yaratmak kolay bir iş değil.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала