"İsrail Türkiye'nin egemenliğine saldırırsa bu karşılıksız kalmaz"

© Sputnik
Abone ol
Musa Özuğurlu’ya göre Türkiye sınırını vuran İsrail, saldırılarını sürdürürse Ankara bunu karşılıksız bırakmaz. İki ülke arasındaki mevcut krizin Suriye topraklarında kimin ne yapacağına karar verildikten sonra sönümleneceğini belirten Özuğurlu, devreye Azerbaycan’ın girebileceği görüşünde.
İsrail’in Türkiye’nin Suriye sınırındaki hedeflere yönelik saldırıları ve Beşar Esad sonrası dönemde bölgede artan askeri varlığı, Türkiye ile İsrail arasındaki stratejik rekabeti ve gerilimi yeniden tırmandırıyor. 2025 yılında T4 Üssü’ne düzenlenen saldırı sürecindeki iddialara benzer şekilde Türk yetkililerin Ebu Zuhur Havaalanı’nı ziyaret ettiği yönündeki haberler üzerinden Türkiye’yi Suriye’de sınırlandırmak isteyen Tel Aviv yönetiminin; Şara ile yakın iş birliği içinde olan Ankara’nın bölgedeki fiili nüfuzunu bir uzantıya dönüştürmesinden, devlet tecrübesi aktarmasından ve Pakistan ile Suudi Arabistan’ın da dahil olduğu Mekke Savunma Anlaşması ekseninde yeni bir "Sünni blok" oluşturmasından endişe duyduğu belirtiliyor. Buna karşın, İsrail’in Türkiye’nin egemenliğini doğrudan hedef alacak tırmanmalardan kaçınacağı, ABD ve Bakü gibi aktörlerin girişimleriyle tarafların söylem düzeyindeki sert antagonizmaya rağmen Suriye’deki nüfuz alanları paylaşıldıktan sonra gerilimi sönümlendirerek pragmatik bir dengede buluşacağı öngörülüyor.
İsrail’in Türkiye’nin Suriye sınırına dönük saldırısının çıktılarını ve olası etkilerini gazeteci Musa Özuğurlu ile konuştuk.
“2025’te yaşanan sürecin aynısını görüyoruz”
Özuğurlu, şu anki Türkiye-İsrail gerilimini, İsrail’in geçtiğimiz yıl Tunus’a yaptığı saldırıya benzetti. Özuğurlu’ya göre İsrail, Suriye’de kendisine karşı kullanılması ya da tavır alması muhtemel hiçbir gücü istemiyor:
“İsrail ve Arap basınındaki haberlerde Azerbaycan’ın devrede olduğuna dikkat çekiliyor. Bir de Ürdün’deki toplantıya vurgu yapılıyor. İsraillilerde ise ‘Türkiye ile İsrail şu aşamada düşman değil rakip’ yorumu var. Orta Doğu basınında, ‘Bu olay üzerine iki ülkenin de dahil olduğu bir diplomasi tekniği var’ yorumları yer alıyor. Türkiye ile İsrail arasında uzun zamandır devam eden gerilim söz konusu. Ancak ‘Bu gerilim iki ülkenin yeniden bir araya gelebileceği bir trafik başlatabilir’ vurgusu da var. Tom Barrack’ın söylediği ‘çatışmasızlık’ mekanizmasından da bahsediliyor. Bu daha önce de gündeme gelmişti. 2025’te İsrail Tunus’un yakınlarındaki T4 üssünü vurmuştu. O zaman da İsrail basınında bunun Türkiye’ye dönük bir saldırı olduğu iddiası yer aldı. İsrail Ebu Zuhur’u vurmadan önce Türk askeri yetkililerinin havaalanını ziyaret ettiği iddia edildi. Türkiye bunu yalanladı ancak İsrail bunu iddia ediyor. Nisan 2025’te T4’e yapılan saldırı öncesinde de Türk yetkililerinin o havaalanını ziyaret ettiği öne sürülmüştü. İsrail’in Türkiye’ye yönelik tutumu yeni değil. Tunus’taki saldırı sonrasında da Türk ve İsrailli yetkililer bir araya geldi. Ancak o zaman bu başarılamamıştı. Dolayısıyla 2025’te yaşanan sürecin aynısını görüyor gibiyiz. Yine bir havaalanı ve Türk yetkililerin ziyaret ettiği iddiası var. İsrail güvenliğini kendi sınırları dışında oluşturmaya çalışan bir ülke ve artık başının ağrımasını istemiyor. Bu sebeple İsrail, Esad’ın gitmesi sonrasında Suriye’nin bütün askeri düzenini vurdu. İleride kendisine karşı kullanılması ya da tavır alması olası herhangi bir güç istemiyor. Bu durum iki başlık altında okunabilir. İsrail nihayetinde bir devlet ve gelecekle ilgili planlamaları var. İsrail ve Arap basınında Netanyahu’nun böyle bir fırsatı seçim öncesi kullanmak isteyebileceğine vurgu yapılıyor. İsrail kendisine göre gelecekle ilgili planlamaları olan bir devlet ve Suriye’de ordu anlamında bir gücün hiçbir şekilde oluşmasını da istemiyor. Colani herkesin istediği bir isim aslında. Terbiye edilmiş ve makbul ancak ilerde Colani’nin nereye gideceği kestirilemeyebilir. Türkiye, Suriye istemese bile ileride Colani’yi İsrail’e karşı bir enstrüman olarak kullanabilir. Dolayısıyla İsrail işini şansa bırakmak istemiyor. ‘Esad’ın yerine gelecek olan kişi yarı Esadlık bile yapmasın’ istiyor İsrail.”
“ABD, Türkiye-İsrail rekabetini eritmeye çalışıyor”
İsrail’in; Suriye’nin ‘küçük Türkiye’ olmasını istemediğini ifade eden Özuğurlu; ABD’nin, İsrail-Türkiye rekabetini kendi politikaları doğrultusunda eritmeye çalıştığı görüşünde. Özuğurlu, geçmişteki tüm gerginliklerin aşıldığını da belirterek mevcut krizin Suriye’de hangi aktörün ne yapacağına karar verilmesiyle sonlanacağını söyledi:
“İsrail, Türkiye’nin şu anki Suriye hükümetiyle sıkı iş birliğinin olduğunu biliyor ve Türkiye oyuncu atrenör gibi. Devlet tecrübesini Suriye’ye aktarıyor ve İsrail de bunu görüyor. İlerde Suriye’nin Türkiye’nin bir uzantısı haline gelmesi ya da Suriye’nin küçük Türkiye olmasını istemiyorlar. Türkiye Suriye’de siyasal anlamda faaliyet içinde. Türkiye, ABD başta olmak üzere küresel aktörlerin politikalarına aykırı bir politika üretebilecek durumda değil ancak Türkiye’nin Suriye’de bir hareket alanı var. Amerika’nın sıkışmışlığı Netanyahu’nun politikalarından kaynaklanıyor. Tom Barrack’ın yaptığı şey aslında ‘Durun siz kardeşsiniz’ demek. ABD telaşlandı evet çünkü Türkiye’nin İsrail’e yönelik somut bir saldırısı söz konusu değil. Türkiye de hiçbir zaman İsrail’in Suriye’de etkin bir biçimde var olmasını istemez. Türkiye de Suriye topraklarında gelecekle ilgili adımlar atmak istiyor. Bu yüzden İsrail-Türkiye arasında gelecekle ilgili bir rekabet söz konusu. ABD kendi politikaları doğrultusunda bunu eritmeye çalışıyor. İsrail’in Suriye’ye dönük saldırısı ‘durup dururken oldu’ şeklinde tanımlanabilir. ‘İşler yolunda giderken neden İsrail problem yaratıyor?’ düşüncesi de var. Bunun aşılacağını düşünüyorum. İsrail saldırdı Türkiye Netanyahu’ya karşı adım attı ancak hala Azerbaycan petrolü Türkiye’den İsrail’e gidiyor. Şu anda Filistin konusunda söyleme bakınca da iki ülkenin birbirine girdiği söylenebilir ancak tarihte Türkiye ile İsrail bir şekilde bir yerlerde buluşabildi. Bu sebeple bu gerginliği bir süre sonra aşılacağını düşünüyorum. Birbirlerine karşı sert söylemler kullanmaya devam edecekler çünkü iki lider de antagonizma olmadan siyaset yapamıyor. Bu söylemlerin devam edeceğini ancak nihayetinde iki ülkeye çok yakın olan Azerbaycan’ın da devreye girmesiyle bu problemlerin sönümleneceğini düşünüyorum. Sönümlenmesi Suriye topraklarında kimin ne yapacağına karar verdikten sonra gerçekleşecek. İsrail, Suriye’yi istediği kıvamda tutmak ve gelecekte de nüfuz bölgesi oluşturmak istiyor. Türkiye ise harekatlarla Suriye’ye hakim ve şu an Suriye’de iş birliği yaptığı bir isim var. Türkiye, Suriye üzerindeki fiili hakimiyetini bırakmak istemez.”
“Sünni eksen’ iddiasını yabana atmamak gerek”
Mekke Savunma Anlaşması’na da dikkat çeken Özuğurlu, İsrail’in Şii ‘tehlikesinden’ çok Sünni ‘tehlikesine’ işaret ettiğini söyledi. Özuğurlu, ortamın yumuşayacağı bir sürecin yaklaştığını ifade etti:
“Mekke Savunma Anlaşması’nın zamanlaması da dikkat çekici. Her gelişme bir diğeriyle mutlaka birbiriyle ilitili olarak ele alınmalı. İsrail basınında ‘Türkiye Süni eksen oluşturmaya çalışıyor’ diye bir iddia var ve bunu yabana atmamak gerek. Filistin’e saldırı ve Esad’ın düşmesinden önce Şii ekseninden bahsediliyordu şu an ise İsrail tarafından Sünni ekseni telaffuz ediliyor. İsrail, ‘Şii tehlikesi bir yanda duruyor ancak Sünni tehlikesi de yükseliyor ve bu benim karşıma ciddi bir blok çıkartabilir’ diye düşünüyor. Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye birbirini tamamlıyor gibi. Dolayısıyla ortaya bir kombinasyon çıkacağını düşünüyor İsrail. İsrail, Ebu Zuhur’a dönük saldırıyla ‘Buna izin vermek istemeyiz’ mesajı veriliyor olabilir. Öte yandan Ebu Zuhur T4’ten dahi daha da boş bir yer. Gelip oraları vurabilir İsrail tekrar ancak ciddi anlamda Türkiye’yi harekete geçirecek bir şey beklemiyorum. İsrail’in, Türkiye’nin egemenliğine yönelik bir saldırı yapacağını sanmıyorum. Bunu yaparlarsa bu savaş açmak olur. İran, İsrail’in Suriye’deki saldırılarına cevap vermiyordu ancak Türkiye buna karşılık verir ve İsrail bunun farkında. Netanyahu değil İsrail böyle bir saldırı gerçekleştirmez diyebiliriz. ABD, Azerbaycan gibi ülkelerin devreye gireceği ve artık ortamı yumuşatacakları bir sürecin yaklaştığını düşünüyorum.”

