- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

“Mekke Savunma Anlaşması Meclis’ten geçmeli, Suudi-Husi husumeti Türkiye’nin meselesi değil”

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 19.08.2026
Abone ol
Dr. Deniz Kutluk’a göre Mekke Savunma Anlaşması’nın bağlayıcı olabilmesi için Meclis’ten geçmesi gerekiyor. Üçlü ittifakın, ‘pakt’ olarak adlandırılması için gereken nitelikleri taşımadığını belirten Kutluk, Türkiye’nin Suudiler ile Husiler arasındaki husumete dahil olmaması gerektiği görüşünde.
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması, içeriğine dönük belirsizlikler nedeniyle soru işaretleri yaratan bir girişim olarak öne çıkıyor. Mısır’ın mevcut taahhütlerini korumak amacıyla dışında kaldığı bu metin, Anayasa uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayını gerektiren hukuki ve mali sorumluluklar barındırıyor. İsrail’in saldırgan tutumu ile ABD’nin bölgedeki nüfuz kaybının yarattığı dinamikler doğrultusunda gelişen yapı, Türkiye’yi Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilimler gibi doğrudan tarafı olmadığı çatışma alanlarına dahil etme riski taşıyor.
Mevcut eksiklikleri ve belirsiz tehdit tanımları sebebiyle tam teşekküllü bir savunma paktından ziyade caydırıcılığı hedefleyen sınırlı bir iş birliği paketi görünümündeki bu adım, Orta Doğu’daki dengelerin geleceğini tartışmalı hale getiriyor.
Mekke Savunma Anlaşması’nın yansımalarını Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk ile konuştuk.

“Anlaşmanın Meclis’te irdelenmesi lazım”

Mekke Savunma Anlaşması’nın Amerika’ya rağmen yapıldığını ifade ederek sözlerine başlayan Kutluk, anlaşmanın bağlayıcı olabilmesi için Meclis’in onayından geçmesi gerektiğini söyledi. Kutluk, anlaşmaya dair pek çok soru işareti olduğunu kaydetti:
“Amerika’nın Mekke Savunma Anlaşması’nın içinde olduğunu düşünmek için daha az sebep var. Bu anlaşmanın Amerika’ya rağmen yapılıyor olma ihtimali daha ağır basıyor. Suudi Arabistan ile ABD’nin ayrım süreci dünden bugüne yaşanmadı. Türkiye’nin Amerika’ya ne kadar direnç gösterdiği de maliyetli bir sual. Mısır’ın katılmaması Amerika’nın işin içinde olmadığına dair başka bir gösterge. Mısır’ın katılmamasının temel sebebi Şarm El Şeyh Anlaşması’nı muğlak duruma düşürmek istemeyişi. İşin içinde Hindistan, Arap dünyasındaki liderlik vasfının geriye atılması, Gazze Anlaşması var. Mısırlı büyükelçilerin her biri farklı açıklamalarda bulundular. Marttan bu yana görüşmeler yapılıyor. Bir siyasi parti Mekke Savunma Anlaşması’nın içeriğinin bilinmemesiyle ilgili hükümete soru yöneltmişti. Marttan bu anlaşmaya kadar takip ettiğimiz dört toplantı oldu. Beş toplantı olduğu da söylendi. Bu toplantılar içinde dört ülkenin görüşmeleri vardı. Bunun içinde Mısır da vardı. Bunlara ‘Quattro Müzakereleri’ deniyordu. Bu müzakereler bir Helsinki süreci gibi bir süreci Amerika sonrası bölgede oluşturma yolunda ilerliyordu. Bu da alkışlanacak hususlar içeriyordu. İran’ın da buna katılıp katılmayacağı test edildi. İran ise katılacağını beyan etmişti. Bu yapı terk edilip üç ülke birdenbire koalisyon kurduğunu açıklamış oldu ancak bu işler birden olmuyor. Balkan Paktı’na göndermeler var. Bunların hepsinde Büyük Millet Meclisi devrede. Türk Anayasasına göre Meclis’in onayı olmadan bu tip bir anlaşma imzalanamıyor çünkü bu tip anlaşmalar taahhütler doğuruyor ve süreklilik taşıyor. ‘Bu iş ben iktidardayken yürüyecek sonraki iktidarlarda yürümeyecek’ denemez. Bunun Meclis’te irdelenmesi gerekir. Ülkenin çıkarları açısından da Meclis’in dahil olması lazım. Bu işin mali yönleri de var. Anayasa da bunu emrediyor. Dolayısıyla bu anlaşmanın bağlayıcı olması için Meclis’ten geçmesi lazım. Diğer ülkeler için de sorumluluklar var. Anlaşmada olması gereken pek çok madde yok. Erişebildiğimiz bir kişi, ‘Metin bilinçli olarak açıklanmıyor. Amaç stratejik belirsizliği yaratmaktır’ dedi. Buna ‘Strategic ambiguity’ deniyor. Bunun anlaşılabilir olduğunu da söyledi ancak bence değil çünkü anlaşmalar uluslararası bağlayıcı şeyler olduğu için içerik bakımından kalıplaşmıştır. Tehdit uyarısının kime karşı yapıldığının belirtilmesi lazım. Bu güvenlik anlaşmalarının olmazsa olmazıdır. Muhatap konvansiyonel mi nükleer güç mü örneğin? Bu gibi soruların cevapları eksik. Anlaşmanın kimseye karşı olmadığı belirtiliyor ve anlaşma yürürlüğe girmiş gibi beyanlarda bulunuluyor.”

“İran ittifaka katılabilir”

İran’ın da üçlü ittifaka katılabileceğini söyleyen Kutluk, ‘pakt’ olarak adlandırılan bu anlaşmanın pakt özelliklerini taşımadığı görüşünde. Kutluk; anlaşmayı, iş birliğini pekiştirecek bir paket olarak yorumladı:
“İran bu ittifaka katılabilir gibi geliyor bana. Bir öncekine katılmıştı. Ancak bir önceki bir savunma anlaşması değil şemsiye düzenlemesiydi. Körfez’in birbirleriyle çatışmadan vazgeçmelerini sağlamak üzere yapılacak Helsinki sürecini sağlayacaktı. Burada İran’ın son merhalede yer alması isteniyordu. Şu an bölgede güvenlik problemi yaratan İran değil. İran, Suudi Arabistan ile zaten normalleşme sürecindeydi. Beraber petrol fiyatlandırması yapmışlardı. Bölgede saldırgan ve genişlemeci politika güden bir tek İsrail var. İsrail’in dizginlenmesi lazım. İsrail Katar’a saldırınca ‘Arap NATO’su yapalım’ telaşı ortaya konmuştu. Bu sonuç vermedi ancak İsrail ve Amerika’nın İran’a saldırmasının ardından İsrail’e karşı koalisyon kurulmalı. Ancak Amerika ile her üç ülkenin de değişik ilişkileri var. İsrail’in de İran’ın da bu anlaşmaya karşı tepkisel bir durumu yok. İran başta tepki gösterdi ancak daha sonra üstünde durulmadı. İran da ortada doğrudan doğruya hasım olan bir ülkenin olmadığını biliyor. Bu anlaşmaya ‘pakt’ diyorlar ama taslak bir anlaşma üzerine yapılmış. Buna ‘savunma paktı’ diyen de var ancak bununla ilgili soru işaretleri var. Ben pakt olmadığını düşünüyorum. Pakt için daha temel maddeler, ortak tehdit lazım. Bu anlaşmayı, iş birliği ve caydırıcılığı pekiştirecek bir paket olarak görmek daha uygun olacaktır. Trump’ın söylediklerini mantıkla izleyemez anlayamaz olduk. Onun övgüsü ve yergisi kısa ömürlü oluyor. Amerika İran’da mağlup oldu denilebilir. Buradan çıkmak için bu yapıyla kendisi bağlantı kurabilir. ‘Ben kurdum’ dahi diyebilir. Trump’ın açıklamalarını, iç seyircisini korumak için söylediğini varsaymak gerek. Buna sarılırsa en kolay çıkış yolunu burada bulacak.”

“Türkiye ile Husiler aynı tehdidi algılıyor”

Anlaşmanın Yemen’e etkisiyle ilgili de konuşan Kutluk, Husiler ile Türkiye’nin bir koalisyon içinde olduğunu ifade etti. Kutluk, Suudiler ile Husiler arasındaki husumetin Türkiye’yi ilgilendirmediğini vurguladı:
“Yemen meselesi işin en garip kısmı. Husilerin Yemen’i ile Türkiye, İsrail’in Gazze’deki Filistin iki devletli çözümünü ertelemesine karşı koalisyon içinde. Türkiye ile Husiler aynı tehdidi algılıyorlar. Türkiye ve Husiler neden karşı karşıya gelsin? Ancak Husiler ile Suudi Arabistan’a bakmak gerek. Husiler Hamaney’in cenazesinin dönüşünde havaalanına inen bir uçak Suudi Arabistan’ın taarruzuna maruz kaldı. 10 sene evvel Suudi Arabistan oraya bir yasak koymuştu. Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki yersiz husumet niye Türkiye’nin meselesi oluyor? Suudi Arabistan Husilere saldırıyorsa bu ‘Suudi Arabistan saldırıya uğradı’ şeklinde mi yorumlanacak? Suudi Arabistan ‘Husiler saldırdı’ dediği zaman 51. Madde uyarınca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne gidilir. Güvenlik Konseyi alınacak tedbirlere bakar ve bu yetersiz kalırsa pakt belki bir tedbir olarak düşünülebilir. Ancak bence politik olarak yanlış olur. Hukuki açıdan içi henüz doldurulmadığı için yorum yapılamıyor. Suriye’ye dönük saldırıyı ise seçim hesaplarına yormak lazım. Netanyahu gerginlikten besleniyor. Böyle bir saldırının İsrail’e faydası olmaz. Amerikalılar ve İsrailliler Şara’yı Hizbullah’a karşı kullanmak için çift taraflı kıskaç altına almaya çalışıyorlardı. Bu senaryo burada kaybolmuş oluyor. Bunun hesabı bir süre sonra sorulacaktır İsrail tarafına. Amerika da tepki gösterdiğine göre Amerika’ya rağmen yapılmış demektir. Körfez’de sular sürekli bulanıyor. Amerika Umman’a da ‘İran ile uzlaşma yoksa seni de bombalarım’ dedi. Yere göğe sığdırılamayan Amerikan deniz gücü paramparça olmuş vaziyette. Hem gemileri besleyemiyorlar hem uçak gemilerini besleyemiyorlar çünkü limanlara giremiyorlar.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала