Kaan Arslan: Süleymancılara yönelik soruşturma derinleşecek

© Ceyhun Bozkurt
Abone ol
Aydınlık Gazetesi Haber Müdürü Kaan Arslan, Ceyhun Bozkurt'la Bölgenin Kalbi programında Süleymancılara ve cemaatin lideri Alihan Kuriş'e yönelik operasyonun ayrıntılarını değerlendirdi.
Arslan, soruşturmanın yalnızca mevcut gözaltı ve tutuklamalarla sınırlı kalmayacağını, yabancı istihbarat bağlantıları ve gizli haberleşme ağı iddialarının da araştırılacağını öne sürdü.
Arslan, soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın cemaat içerisinde devlet karşıtı olmayan ve mevcut yönetime muhalif olan kişilerle ilgili hassasiyet gösterdiğini belirtti. Süleymancıların 2016'dan bu yana Alihan Kuriş tarafından yönetildiğini ifade eden Arslan, cemaatin geçmişine ilişkin tartışmalı olayların da soruşturma kapsamında gündeme geldiğini söyledi.
Aydınlık Gazetesi Haber Müdürü Kaan Arslan, Radyo Sputnik'te yayımlanan Bölgenin Kalbi programında şunları söyledi:
"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu soruşturmayı yürütürken bir hassasiyet güdüyor. Çünkü baktığınızda Alihan Kuriş ve tutuklanan 32 kişi, kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen cemaati 2016'dan beri yönetiyorlardı. Cemaat içerisinde bizim de irtibatta olduğumuz, Aydınlık'ta daha önce röportajlarla gündeme getirdiğimiz, içeriden sesini duyurmak isteyen çok sayıda muhalif var. Devletin yanında olan, devlete düşman olmayan bir kesim var. Soruşturmayı yürütenler bu ayrımı yapıyor. Biz de bu hassasiyeti önemli buluyoruz."
“Alihan Kuriş'in başa geçişi tartışmalı”
Arslan, Süleymancıların önceki liderlerinden Arif Ahmet Denizolgun'un ölümüne ilişkin soruşturmanın da önem taşıdığını söyledi. Denizolgun'un 15 Temmuz'dan kısa süre sonra şüpheli şekilde hayatını kaybettiğini belirten Arslan, olayla ilgili çeşitli soru işaretlerinin bulunduğunu savundu.
"Arif Ahmet Denizolgun, cemaatin bir önceki lideri ve eski ulaştırma bakanı ve milletvekiliydi. Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı, ölümünün şüpheli olduğunu söylüyor. Cenazesine 36 saat sonra ulaşılıyor, polise 8,5 saat sonra ihbar ediliyor. Olay yerinde bulunanlar çelişkili ifadeler veriyor. Cenazesi bulunduğunda ağzında köpüklü kanlar ve boynunda morluklar olduğu belirtiliyor. Buna rağmen adli tıpta ölüm normal diye bir rapor veriliyor."
Arslan, yıllar sonra ortaya çıkan bir bağlantının Denizolgun'un ölümüne ilişkin soru işaretlerini artırdığını öne sürdü. Geçen yıl FETÖ'nün doktor yapılanmasına yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan kişilerden birinin Denizolgun'un otopsisine giren isimlerden biri olduğunu belirten Arslan, bu kişinin aynı zamanda Süleymancı yapılanmayla bağlantılı olduğunu iddia etti.
“Yeni dünya düzeninin değil, yeni güvenlik mimarisinin kuruluşuna tanıklık ediyoruz"
Siyaset Bilimci Adem Kılıç, Radyo Sputnik'te gazeteci Ceyhun Bozkurt'un sunduğu Bölgenin Kalbi programında dünyada değişen güvenlik mimarisini değerlendirdi. Kılıç, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası sistemin ve güvenlik düzeninin dönüşüm sürecine girdiğini belirterek, ülkelerin artık kendi güvenliklerini sağlamak için bölgesel ittifaklara yöneldiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası kurumların son dönemde yaşanan krizlerde etkisiz kaldığını savunan Kılıç, İran-İsrail savaşı sonrasında bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini dış güçlere emanet edemeyeceklerini gördüğünü ifade etti. Kılıç, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşmasının da bu yeni yaklaşımın önemli örneklerinden biri olduğunu belirtti.
Siyaset Bilimci Adem Kılıç, Radyo Sputnik'te yayımlanan Bölgenin Kalbi programında şunları söyledi:
"Yaklaşık 20 yıldır yeni bir dünya düzeninin kurulduğunu konuşuyoruz. Şu anda ise bu yeni dünya düzeninin kurulduğu anlara şahitlik ediyoruz. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulmuş olan hem güvenlik mimarisi hem de uluslararası kurumlar anlamında neredeyse her şeyin değiştiği bir sürece tanıklık ediyoruz."
Özellikle İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları sonrasında Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kurumların işlevinin tartışmaya açıldığını belirten Kılıç, İran-İsrail savaşının da bölgesel güvenlik açısından yeni bir tablo ortaya çıkardığını söyledi.
"İsrail'in saldırılarıyla başlayan süreçte Birleşmiş Milletler, Genel Kurul, hatta Uluslararası Ceza Mahkemesi dahil neredeyse hiçbir uluslararası kurumun görevlerini yerine getirmediğini gördük. İran savaşı da bunun üzerine yeni bir yangın ortaya çıkardı. Artık bütün ülkeler gördü ki kendi güvenliklerini sağlamak için kendileriyle aynı hedef doğrultusunda hareket eden ülkelerle beraber hareket etmek ve ittifak kurmak zorundalar."
Kılıç, İran-İsrail savaşında bölgedeki ülkelerin ABD'nin güvenlik garantilerine ilişkin beklentilerinin karşılanmadığını savundu.
"Bölgedeki ülkeler, kendi topraklarında Amerikan güçlerini barındırdıkları için İran tarafından saldırıya uğradılar. Peki ne oldu? Amerika bu süreç içerisinde sadece İsrail'e yardımcı oldu. İsrail'e yaklaşık 180-190 uçakla mühimmat ve hava savunma desteği sağlandığı görülüyor. Diğer ülkelere ise aynı ölçekte bir yardım gelmedi. Bölgedeki ülkeler şunu gördü: Eğer mesele İsrail'in güvenliği ise Amerika ile savunma anlaşmaları yapmanın kendileri açısından bir anlamı yok."
Bu gelişmelerin ardından Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşmasının önem kazandığını belirten Kılıç, anlaşmanın yalnızca askeri dayanışmadan ibaret olmadığını söyledi.
