Ersin Bayramkaya: İnsan bazen kendini bulabilmek için kaybolmak zorunda kalıyor

Abone ol
Psikoterapist ve yazar Ersin Bayramkaya, Serhat Sarısözen'in sunduğu Gündem Dışı programına konuk oldu. Bayramkaya, Hayatı Anlamak İçin Bir Yer adlı kitabı üzerinden insanın kendisiyle ve hayatla kurduğu ilişkiyi, çocukluğun yetişkinlikteki izlerini, duyguları, ilişkileri, yalnızlığı ve kayıpları değerlendirdi.
Kitabında kesin bir "hayatın anlamı" tanımı yapmak yerine insanı kendi sorularının peşinden gitmeye davet eden Bayramkaya, ziyaret ettiği 14 tarihi deniz fenerini de insanın iç dünyasındaki farklı meselelerle ilişkilendirdi. Deniz fenerlerini psikoterapiyle özdeşleştiren Bayramkaya, terapistin yolu kişinin yerine yürüyemeyeceğini, yalnızca karanlıkta yönü görmesine yardımcı olabileceğini söyledi.
'İnsan bazen kendini bulabilmek için kaybolmak zorunda kalıyor'
Kaybolmayı bir başarısızlık değil, insanın kendisiyle yeniden karşılaşabileceği bir deneyim olarak ele aldığını belirten Bayramkaya şöyle konuştu:
"Hayat zaten bunu bize çok fazla getiriyor. Zorlandığımız anlar, ilişkiler ve yaşantılar oluyor. Kişi gerçekten kendisini kaybettiği, kaybolduğu yerlerde bulabiliyor. Bence kaybolmak çok güçlü bir deneyim. Kaybolduğumuzda aslında kendimizle çok net bir karşılaşma yaşarız. Bu karşılaşma da nasıl bir hayat istiyoruz, nasıl bir kişi olmak istiyoruz, nasıl ilişkiler kurmak istiyoruz sorularını daha çok gündeme getiriyor. Çünkü bazen kurduğumuz hayatların içerisinde çok otomatikleşiyoruz, hayatı otomatik pilota bağlıyoruz. Böyle olduğunda yaşam sığlaşabiliyor. Kaybolma deneyimi zor duygular yaşatan, bazen acıtan, çokça sorgulatan ve şüpheye düşüren bir deneyim. Ama sanırım insan olmak da böyle. Kişinin kendi yolunu bulması için kaybolma deneyimini çok kıymetli görüyorum. Kim olduğumuza daha çok yaklaştığımız ve kendimizi öğrendiğimiz bir deneyim."
'Çocukluk bugün de içimizde yaşamaya devam ediyor'
Çocukluğun yalnızca geçmişte kalmış bir dönem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Bayramkaya, çocuklukta kurulan ilişki biçimlerinin yetişkinlikte de etkisini sürdürdüğünü belirterek şunları söyledi:
"Bir psikoterapistle tanıştığınızda bazen 'Çocukluğa dönecek miyiz?' diye espriler yapılır. Aslında çocukluğa dönmekten öte, insanın her yaş dönemini belirli katmanlar olarak görüyorum. Çocukluk da bununla ilgili en önemli ve hassas katmanlardan bir tanesi. Tarihsel olarak geçmişte olduğu düşünülse de etkileri bugün hâlâ devam ediyor. Çocuk katmanımız hâlâ içimizde yaşamaya devam ediyor ve belirli şekillerde, özellikle ilişkilerde ortaya çıkıyor. Sevilmek, onaylanmak ve değerli olmak çocukluk için çok önemli ihtiyaçlar. 'Nasıl seviliyorum, ne yaparsam seviliyorum, koşulsuz seviliyor muyum, ben olarak seviliyor muyum?' Bunlar kim olduğumuzu şekillendiriyor. Bugün yetişkin olarak geriye dönüp çocukluğumuzda neler yaşadığımızı anlamak, bugün kim olduğumuzu anlamak için çok önemli bir köprü. Oraya dönüp bakmanın bugün yolumuzu bulmak açısından önemli bir pusula olduğunu düşünüyorum."
'Büyümek sadece yaş almak değil, sorumluluk alabilmek'
Yetişkinlikte geçmişte yaşananları kabul etmenin yanı sıra kişinin kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmesinin de önemli olduğunu vurgulayan Bayramkaya şöyle konuştu:
"Zor bir çocukluk geçirmiş olabiliriz. Bundan anne babalar ya da diğer yetişkinler sorumlu olabilir. Kesinlikle bunun anlaşılması ve sahip çıkılması gerekiyor. Ancak yetişkin olduğumuzda artık anne baba geçmişte yapmadıklarını bize yapsalar bile bazı önemli evreler geçmiştir. Dolayısıyla artık çocukluk tarafımıza en yakın yerde duran biziz, yani bizim yetişkinlik tarafımız. Suçlamaya devam etmek bir parça devam edebilir ama bence onun da bir son kullanma tarihi var. Kişi yetişkinken geçmişi ve geçmişte yapılanları suçlamaya devam ettiğinde bazı sorumlulukları almadığı anlamına gelir ve bir yerde patinaj çekmeye başlar. Büyümenin önemli unsurlarından biri, 'Evet, bu bana yapıldı. Keşke olmasaydı, çok kızgınım ama artık bununla ben ne yapabilirim?' sorusuna geçmek. Çünkü büyümek sadece yaşla olan bir şey değil. Psikolojik büyümenin ve olgunlaşmanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum."
'Duygular çözülüp bitirilecek şeyler değil'
Öfke, üzüntü, korku ve kaygı gibi duyguların ortadan kaldırılması gereken sorunlar olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Bayramkaya, duyguların insanın yaşadığı deneyimi anlamasına yardımcı olan birer pusula olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
"Duygular aslında bizim hayatla kurduğumuz ilişkinin çok önemli bir dili. Yaşadığımız deneyimde ne yaşadığımızı en iyi duygulara bakarak anlayabiliyoruz ve ona göre bir seçim yapıyoruz. Duyguları bir pusula olarak ortaya koyabilirim. Nasıl arabalarımızda navigasyon var ve nereye gideceğimizi gösteriyor, duygular da deneyimde nerede olduğumuzu ve nereye gideceğimizi işaret eder. Her zaman oraya gitmek zorunda değiliz ama duygularla ilişki kurmamız ve onları anlamamız çok önemli. Hayatın zorlukları içerisinde zor duygular yaşayabiliriz. Canımız acıyacak, kayıplar yaşayacağız, üzüleceğiz ya da korkacağız. Korku bazen çok sevdiğim bir şeyi kaybetmekten korktuğumun, ona çok değer verdiğimin bir ifadesidir. Duyguları duymamaya ve anlayamamaya başladığımızda ise onlar yükselmeye başlıyor ve o zaman aralarında boğuluyoruz."
'İlişkinin içerisinde kendimiz olmaya devam etmeliyiz'
Sağlıklı bir ilişkinin iki insanın bireyselliğini kaybetmesi anlamına gelmediğini belirten Bayramkaya, ilişkilerde karşı tarafı değiştirmeye çalışmak yerine iki ayrı kişinin ortak bir alan kurabilmesinin önemli olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
"Benim için ilişki bir karşılaşma; karşı tarafın kim olduğuyla karşılaşma. Ama bazen bu karşılaşma yerine kişi kendi zihninde görmek istediği kişiyi karşı tarafa bir kıyafet gibi giydirmeye çalışıyor. Kimse kimseyi zoraki bir yerden değiştiremez. Kişiler kendi özelliklerini ve kim olduklarını koruyarak ortak bir ilişki kurabilirler. O yüzden otantiklik ve otantik aşk kavramını çok önemsiyorum. Ben ilişkileri iki kişinin kurduğu ortak bir üçüncü alan olarak görüyorum. İlişki devam ederken kişinin kendisini de sevmeye devam etmesi gerekiyor. Çünkü bazen insanlardan 'Bu ilişkinin içerisinde kendimi hiç sevmiyorum' sözünü duyuyorum. İlişki bizim kendimiz olmamıza engel olmamalı. İlişki içerisinde hâlâ özgürüz ve o kişiyi her gün yeniden seçiyoruz. İyi ilişkiler bireysel potansiyelimizi çok daha fazla ortaya çıkarır."
'Yas bitmiyor, zamanla değişiyor ve dönüşüyor'
İnsanın hayatı boyunca farklı biçimlerde kayıplarla karşı karşıya kaldığını söyleyen Bayramkaya, yasın sona erdirilmesi gereken bir süreç değil, zamanla biçim değiştiren bir deneyim olduğunu belirterek şöyle konuştu:
"İnsanın aslında yaslı bir varlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan her an bir şeyleri kaybediyor. Zaman geçiyor, sevdiğimiz kişileri kaybedebiliyoruz. Hayatımıza yeni insanlar giriyor, eskileri çıkabiliyor. Bu kayıp bazen ölümle, bazen ayrılıkla olabiliyor. Dolayısıyla insan sürekli kaybeden bir canlı. Yasın en yoğun yaşandığı yer bizim için çok değerli bir şeyi kaybetmek. Bu bir insan olabilir, işimizi kaybedebiliriz ya da depremde insanlar evlerini kaybedebilirler. Yas dediğimiz şey kayıp sonrasında yaşadığımız sürecin kendisi ve başlayan, sonra tamamen biten bir süreç değil. Zamanla en baştaki gibi çok yoğun duygular yaşamayabiliriz çünkü yas değişiyor ve dönüşüyor. Ama o yoklukla, o kayıpla, o boşlukla hayatımızın sonuna kadar bir ilişkimiz var."

