Erdinç Akkoyunlu: Toplum büyük felaketlerle birlikte değişiyor

Abone ol
Gazeteci, yazar ve edebiyat eleştirmeni Erdinç Akkoyunlu, Serhat Sarısözen'in sunduğu Gündem Dışı programına konuk oldu. Akkoyunlu, Boğaz'ın Kıyameti adlı romanı üzerinden İstanbul'un değişimini, toplumsal yozlaşmayı, çevre felaketlerini, insanın vicdan ve özgürlükle ilişkisini anlattı.
1979 yılında İstanbul Boğazı'nda yaşanan Independenta tanker faciasını romanın tarihsel arka planına yerleştiren Akkoyunlu, felaketin yalnızca fiziksel sonuçlarını değil, toplum ve insan ilişkileri üzerindeki etkisini de ele aldığını söyledi.
Romanın merkezindeki eski hükümlü ve yoksul balıkçı Şakir ile terasına yerleşen kartal üzerinden insanın zor koşullar altında insanlığını koruyup koruyamayacağını sorgulayan Akkoyunlu, İstanbul'un da romanda başlı başına bir karakter olarak yer aldığını ifade etti.
Romanın merkezindeki eski hükümlü ve yoksul balıkçı Şakir ile terasına yerleşen kartal üzerinden insanın zor koşullar altında insanlığını koruyup koruyamayacağını sorgulayan Akkoyunlu, İstanbul'un da romanda başlı başına bir karakter olarak yer aldığını ifade etti.
'Boğaz'ın Kıyameti ile geçmişimizle hesaplaşmak istedim'
Romanın adının hem Independenta tanker faciasına hem de insanların açlık ve yoksullukla mücadelesine gönderme yaptığını belirten Akkoyunlu, İstanbul'un yaklaşık 50 yıllık dönüşümünü de anlatmak istediğini söyleyerek şöyle konuştu:
"Boğaz'ın Kıyameti aslında çift anlam taşıyor. Bir taraftan gerçekten 1979 yılında yaşanan tanker kazası, o günkü politik iklimde insanların psikolojilerinde mutlaka büyük bir olay meydana gelecek olgusunu yarattığı için patlamanın kendisinden çok daha şiddetli bir psikolojik etkiye neden oluyor. Pek çok insan kıyamet koptuğunu ya da Türkiye'ye savaş ilan edildiğini düşünüyor. Ama bir taraftan 'Boğazımızdan bir şey geçmedi' deriz açlığımızı ifade etmek için. İnsanın orada açlıkla olan mücadelesini anlatmak için de bu isim kullanıldı. Bugün İstanbul'un yine kötü bir imar faaliyetiyle nüfusunun arttığını, semtlerinin değiştiğini, Boğaz'ın her ne kadar korunmaya çalışılsa da imar kirliliğiyle boğulduğunu görüyoruz. Demek ki 50 yıldan bugüne İstanbul'da rant ilişkimizde çok fazla şey değişmemiş. Bu tanker kazası, sonrasında yaşanan çevre felaketi, İstanbul'un ve insanların dönüşümü bizim çok hesaplaşmadığımız bir meseleydi. Ben bu roman üzerinden biraz bununla hesaplaşmak istedim."
'Şakir bizim insanımızın ortalama davranış biçimini temsil ediyor'
Romanın ana karakteri Şakir'i yalnızca bir katil ya da mağdur olarak kurgulamadığını anlatan Akkoyunlu, karakterin ahlaki çatışmalarını hikâyenin merkezine yerleştirdiğini belirterek şunları söyledi:
"Bir roman yazmaya karar verdiğinizde öncelikle hikâyenin ne olduğuna karar vermeniz gerekiyor. Benden önce Türk edebiyatında ve dünya edebiyatında bir okurun hayatı boyunca okuyacağı o kadar harika romanlar yazıldı ki ben kendi egomu tatmin etmek için duygularımı ve düşüncelerimi yazarsam bu bir yere varmaz. Bunun mutlaka bir altyapısının olması gerekiyor. Şakir orada bizim insanımızın ortalama davranış biçimini ifade eden bir karakter. Ama etrafında dönem gereği o kadar fazla kötü insan var ki, iyiler de ona bir şekilde zarar veriyor. Aslında bugün yaşadıklarımızdan, bugünkü sosyolojiden çok da farklı olmayan bir iklim bizi karşılıyor. Şakir hayatını ölümün, yoksulluğun ve yalnızlığın içinde geçiriyor. Hapishaneden çıktığında kendi şehrinde bile bir yabancıya dönüşüyor. Dolayısıyla onun hikâyesi sadece geçmişte işlediği suçla değil, insan kalmaya çalışmasıyla da ilgili."
'Kartal özgürlüğün, vicdanın ve kontrol edilemeyen şiddetin sembolü'
Romandaki kartalın tek bir anlama indirgenemeyeceğini söyleyen Akkoyunlu, kartalın Şakir'in sahip olamadığı özgürlüğü temsil ederken hikâye ilerledikçe vicdan ve şiddetin de sembolüne dönüştüğünü ifade ederek şöyle konuştu:
"Kartal tek bir sembole indirgenmeyecek kadar önemli. Birinci anlamı özgürlük. Şakir kartalı yaşayanların en özgürü olarak tanımlıyor çünkü kartal kimseye hesap vermiyor, hiçbir düzene uymuyor, istediği zaman uçuyor. Bu Şakir'in tam tersi. Şakir hapishanede, yoksulluk içinde, devletin dosyasında, toplumun önyargısında ve kendi geçmişinin içinde hapsedilmiş durumda. Kartal ise gökyüzünde. Dolayısıyla Şakir'in kartala duyduğu hayranlık aslında kendisinin sahip olmadığı özgürlüğe duyduğu özlem. İkinci anlamı vicdan. Şakir onu doyuruyor, kartal onu terk etmiyor. Romanın sonuna doğru ise sembol değişiyor. Artık kartal yalnızca özgürlüğün veya vicdanın değil, kontrol edilemeyen şiddetin de sembolü oluyor. Şakir'in yıllarca iyi davranarak kontrol altında tuttuğu vahşi doğa romanın sonunda kontrolden çıkıyor. Kartalın bu kadar sembolize edilmişken böyle bir fiil işlememesi mümkün değildi."
'Toplum büyük felaketlerle birlikte değişiyor'
Independenta faciasının romanda giderek toplumsal ve ahlaki bir felaket metaforuna dönüştüğünü anlatan Akkoyunlu, yakın dönemde yaşanan pandemi, ekonomik kriz ve depremin de toplum üzerindeki dönüştürücü etkisine dikkat çekerek şunları söyledi:
"Son altı yılda Türkiye'de ne yaşadığımızı kronolojik olarak düşünelim. 2020 yılında hepimizin hayatına büyük bir pandemi girdi. Yaklaşık bir yıl boyunca evde kalmak zorunda kaldık. Dışarı çıktığımızda dünyanın artık aynı dünya olmadığını gördük çünkü insan ilişkileri ölüm korkusuyla birlikte çok değişti, herkes yalnızlaştı. Ardından kendimizi büyük bir ekonomik buhranın içinde bulduk. Sonra ülkemizin büyük bir bölümünü etkileyen korkunç bir deprem meydana geldi. Pandemi, ekonomik kriz ve depremi üst üste yaşadık. Boğaz'ın Kıyameti'nde de 12 Eylül öncesinde politik şiddetin arttığı, insanların sokağa çıkmaktan korktuğu ve büyük bir ekonomik krizin yaşandığı ortamda İstanbul'un ortasında adeta binlerce tonluk bir bomba patlıyor. Bu kadar sıralı değişimin yaşandığı yerde toplumun dönüşmemesini beklemek mümkün değil. Böyle dönüşümlerde toplum genellikle sahip olduğu değerleri bir tarafa bırakarak yozlaşmaya doğru gidiyor. Ben de bu yozlaşmayı anlatmak istedim."
'Dünyada çok büyük bir çevre felaketi yaşanıyor'
Boğaz'ın Kıyameti kitabında çevre sorunlarını hikâyenin temel unsurlarından biri haline getirdiğini belirten Akkoyunlu, Independenta faciasıyla günümüzde yaşanan iklim ve çevre sorunları arasında bağ kurarak şöyle konuştu:
"Ben bu romanda İstanbul Boğazı'nda patlayan bir tankerden bahsettim. O petrol yüklüydü, fosil yakıt taşıyordu. Bugün de fosil yakıtlar nedeniyle dünyada savaşlar yaşanıyor. Bir taraftan aynı yakıtları kullandığımız için küresel ısınma söz konusu ve inanılmaz bir kuraklıkla, sıcaklıkla karşı karşıyayız. Aslında dünyada çok büyük bir çevre felaketi yaşanıyor. Bunu anlatan neden bir Türk olmasın? Ben de bunu ifade etmek istedim. İstanbul Boğazı dünyada gerçekten pek eşi olmayan yerlerden bir tanesi. Elimizde her ne kadar mimari ve insani olarak yıpratılmış bir Boğaz varsa da ben bugün nasıl çocukluğumdaki 1980'lerin Boğazı'nı özlüyorsam, bugünün çocukları da ileride '2020'lerdeki Boğaz ne kadar güzeldi' diyecekler. O yüzden mevcut olanı korumak gerektiğine yönelik de bu romanla bir işaret vermeye çalıştım."

