https://anlatilaninotesi.com.tr/20260817/6-subat-depremlerinin-ardindan-adalet-arayisi-8-yil-sonra-gelen-adalet-bizler-icin-adalet-mi-1108057148.html
6 Şubat depremlerinin ardından adalet arayışı: “8 yıl sonra gelen adalet, bizler için adalet mi?”
6 Şubat depremlerinin ardından adalet arayışı: “8 yıl sonra gelen adalet, bizler için adalet mi?”
Sputnik Türkiye
Gazeteci Güçlü Özgan’ın Radyo Sputnik’teki “Yeri ve Zamanı” programının bugünkü konukları deprem mağduru Döne Kaya ve gazeteci Mehmet Oflaz oldu. 6 Şubat... 17.08.2026, Sputnik Türkiye
2026-08-17T15:38+0300
2026-08-17T15:38+0300
2026-08-17T16:42+0300
yeri̇ ve zamani
radyo sputnik
radyo
radyo
güçlü özgan
sağlık bakanlığı
afad
yargıtay
kahramanmaraş
i̇stanbul
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e9/08/12/1098660362_0:0:3640:2048_1920x0_80_0_0_b51ca9d71cb9608b17ba3bf6a5bc74c6.jpg
Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde Türkiye’nin deprem gerçeği bir kez daha gündemde. 6 Şubat depremlerinin ardından geçen 3,5 yılda binlerce kişinin hayatını kaybettiği yapılara ilişkin davalar sürerken, depremzedelerin adalet arayışı da devam ediyor. Davalarda yaşanan gecikmeler, çelişkili bilirkişi raporları ve sanıklara verilen cezalar tartışma konusu olurken, deprem mağdurları “Geciken adalet adalet midir?” diye soruyor.Döne Kaya, depremde Fuat Koku Sitesi’nde annesini, kız kardeşini, 9 aylık yeğenini ve eniştesini kaybettiğini belirterek deprem davalarında yaşanan süreci şöyle anlattı:‘Ailelerin adalet arayışını duyan var mı?’Gazeteci Mehmet Oflaz ise Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçtiğine dikkat çekerek, 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen yargı süreçlerinde özellikle bilirkişi raporlarında yaşanan çelişkilere dikkat çekti:
kahramanmaraş
i̇stanbul
Sputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
2026
Güçlü Özgan
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e7/04/05/1069200038_0:65:1368:1433_100x100_80_0_0_bebb40a968dd1405e3666f22e2395ffa.jpg
Güçlü Özgan
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e7/04/05/1069200038_0:65:1368:1433_100x100_80_0_0_bebb40a968dd1405e3666f22e2395ffa.jpg
SON HABERLER
tr_TR
Sputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e9/08/12/1098660362_909:0:3640:2048_1920x0_80_0_0_eed604f3f3bb4644e08ade5eb2642162.jpgSputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
Güçlü Özgan
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e7/04/05/1069200038_0:65:1368:1433_100x100_80_0_0_bebb40a968dd1405e3666f22e2395ffa.jpg
radyo sputnik, radyo, radyo, güçlü özgan, sağlık bakanlığı, afad, yargıtay, kahramanmaraş, i̇stanbul, deprem
radyo sputnik, radyo, radyo, güçlü özgan, sağlık bakanlığı, afad, yargıtay, kahramanmaraş, i̇stanbul, deprem
6 Şubat depremlerinin ardından adalet arayışı: “8 yıl sonra gelen adalet, bizler için adalet mi?”
15:38 17.08.2026 (güncellendi: 16:42 17.08.2026) Gazeteci Güçlü Özgan’ın Radyo Sputnik’teki “Yeri ve Zamanı” programının bugünkü konukları deprem mağduru Döne Kaya ve gazeteci Mehmet Oflaz oldu. 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yılı aşkın süre geçerken deprem davalarında yaşanan gecikmeler, çelişkili bilirkişi raporları ve sanıklara verilen cezalar programın gündemine taşındı.
Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde Türkiye’nin deprem gerçeği bir kez daha gündemde. 6 Şubat depremlerinin ardından geçen 3,5 yılda binlerce kişinin hayatını kaybettiği yapılara ilişkin davalar sürerken, depremzedelerin adalet arayışı da devam ediyor. Davalarda yaşanan gecikmeler, çelişkili bilirkişi raporları ve sanıklara verilen cezalar tartışma konusu olurken, deprem mağdurları “Geciken adalet adalet midir?” diye soruyor.
Döne Kaya, depremde Fuat Koku Sitesi’nde annesini, kız kardeşini, 9 aylık yeğenini ve eniştesini kaybettiğini belirterek deprem davalarında yaşanan süreci şöyle anlattı:
“İlk 7 ay süresince müteahhit ve yapı denetim görevlisi şüpheli konumunda tutuklandı. Ancak henüz soruşturma tamamlanmadığı, bir iddianame yazılmadığı için tekrardan bıraktılar. Benim soruşturmamın bitmesi yaklaşık bir buçuk yıl sürdü. Bir yılı aşkın süredir gelmeyen bilirkişi raporlarını biz söylüyoruz. Hiçbir şey yapmıyorlar. Daha sonra dava sürecim başladı. Altı duruşma geçti. Sürekli eksik evrak tamamladı heyet. Orijinal evrakları tamamlamak istediğini sürekli söyledi bize. Oysa ki soruşturma aşamasında zaten savcılığın yaptığı odur. O 6 duruşma boşa geçen duruşmalardı. Platformumuzda ailelerle mücadele ediyoruz. 99 yılındaki yargılamalar sonrasında ne elde ettik? Hiçbir şey elde etmemişiz ki biz 6 Şubat’ta böyle bir felaketle karşılaştık. Ortalama 15 yıl ceza alıyor müteahhit ve bu insanların infaz kanununa göre yatarı zaten 1 bölü 2’den 7 yılı aşmıyor. Kamu görevlilerinin cezaları aşağı yukarı 6 ile 10 yıl arasında değişiyor. Tabii istisnalar da var, 22 yıl alan kamu görevlileri de var. Ama ortalama 6 ile 10 arasında değişiyor. Hâlâ yerel mahkemelerde süren çok sayıda davamız var. Bizim takip edebildiğimiz 17-18 tane de Yargıtay’da var. Bugün 3,5 yıl geçti aradan. 6 ay sonra 4. yıl olacak. Bunun aşamalarını tamamlayıp kesinleşmesi demek bir 4 yıl daha olacak demektir. 8 yıl. 8 yıl sonra gelen adalet bizler için adalet mi ya da neleri değiştirecek? Biz bu 8 yıl içerisinde tekrardan deprem görüyoruz. 2-4 yıl içerisinde gördük, İstanbul’da geçen yıl deprem oldu. İlk giden ne oldu? İletişim ağı koptu ilk. Evet, ciddi bir zarar almadık ama bu almayacağımız anlamına gelmiyor. Ya da o insanların çok iyi iş çıkardığı anlamına gelmiyor. İnsanlar sokakta kendi çadırlarıyla durdular ve ne yapacaklarını bilemediler. Güvenli bir süreç işledi mi? Hayır. Bunlar hepsi birer örnek bizler için. Deprem öncesi kaçanları gördük ama süreçte hâlâ kaçanlar var. Cezalarının kesinleşeceğini fark ettikleri zamanlar kaçıyorlar. Halk olarak yaşananları unutturmamamız lazım. Dördüncü yıla geldik, konteynerlerin, geçici yaşam alanlarının süresi çoktan doldu. Bu insanların yaşanabilir alanlara geçiyor olması lazım. Ama maalesef gösterilenle sürecin işletilmesi aynı değil, birbirini tutmuyor. Bize hesap verecek olan devlettir. Ne müteahhittir ne yapı denetimidir. Neden böyle diyorum? Çünkü ben herhangi bir binayı bugün satın aldığımda bana oranın oturulup oturulmayacağının iznini veren devlettir. Devletin bir kurumudur. O oraya oturabilirsin belgesini bana veriyorsa ben zaten güvenerek otururum. 6 Şubat’ta da bunlar yaşandı. Herkes oturduğu binanın güvenli olduğunu düşünüyor. Çünkü bir devlet kurumu onaylamıştı. Ama geldiğimiz noktada sanki sorun sadece müteahhit ve yapı denetimdeymiş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Yarın ben depremde öldüğümde ya da depremde enkaz altında kaldığımda devlet beni gelip kurtaracak mı, kurtarmayacak mı? Kurtarmayacak. 6 Şubat’ta bunu gördük. O yüzden bunu sorgulatması gerekiyor. Çünkü sadece enkaz altında ölmedik biz. Depremden çıktık. Enkazdan çıktık. Hastane yıkıldığı için, tedavi alamadığı için ölen insanlarımız oldu. Onun dışında kurtarılmadığı için ölen insanlarımız oldu. Hipotermiden ölen insanlarımız oldu. Bunlar hep o anda bu insanların kurtarılmamasından dolayı öldü. Deprem etkilemedi bu insanları.”
‘Ailelerin adalet arayışını duyan var mı?’
Gazeteci Mehmet Oflaz ise Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçtiğine dikkat çekerek, 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen yargı süreçlerinde özellikle bilirkişi raporlarında yaşanan çelişkilere dikkat çekti:
“Türkiye’nin hafızasına büyük bir acı olarak kazınan Marmara Depremi’nin üzerinden bugün 27 yıl geçti. O gün binlerce insanımızı kaybettik. Aradan geçen çok şey değişti. Ancak değişmeyen, hatta 6 Şubat depremleriyle bir kez daha yüzümüze çarpan bir gerçeklik var. Bu da depremin öldürmediği, ihmallerin ve denetimsizliğin öldürdüğü gerçeği. Asrın felaketi olarak adlandırılan, asrın katliamı olarak resmi kayıtlara göre biz en az 53 bin yurttaşımızı kaybettik. 107 bin yurttaşımız yaralandı. Onlarca yurttaşımızın naaşına ise hâlâ ulaşılamadı. 6 Şubat’ın üzerinden 3 yıl, 6 ay, 11 gün geçti. Evladını, annesini, babasını, kardeşini ya da eşini kaybedenlere, enkazda yakınlarının naaşına ulaşamayanlara sormak gerekiyor: Zamanı nasıl geçti? Dosyalara bakan mahkeme heyetleri dosyaları defalarca kez bilirkişi heyetlerine gönderiyor. Bir raporda asli kusurlu denilen sanıklar yeni gelen bir raporla tali kusurlu veya kusursuz olarak değerlendiriliyor. Bu bilirkişi raporlarında yaşanan skandalı bir örnek vermek gerekirse, 6 Şubat depremlerinde 125 kişinin hayatını kaybettiği İskenderun Devlet Hastanesi’nin tazminat davasında dosyaya iki farklı bilirkişi raporu girdi. Bu iki farklı bilirkişi raporunun girmesinin nedeni ise ailelerin farklı idari mahkemelerde açtığı davalardan kaynaklanıyor. Bilimsel bir bilirkişi raporunda İskenderun Devlet Hastanesi’nin yıkılmasında Sağlık Bakanlığı’nın yüzde 95 kusuru olduğu, AFAD’ın yüzde 5 kusuru olduğu belirtiliyor. Aynı hastane için açılan bir diğer dosyada ise İskenderun Belediyesi’ne yüzde 15, AFAD’a yüzde 2, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yüzde 3, Hatay Büyükşehir Belediyesi’ne ise yüzde 5 kusur atfediliyor ve burada Sağlık Bakanlığı’na ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmıyor. Şimdi buradaki çelişkiyi gidermek için davadaki heyetler dosyayı tekrar bir rapora gönderecek. Bakalım oradan nasıl bir sonuç bizi karşılayacak? Bu bilirkişi raporlarında yaşanan başka bir skandalı örnek vermek gerekirse, Kahramanmaraş’ta 112 kişinin hayatını kaybettiği Arıkan Sitesi’nin ceza davasındaki ikinci bilirkişi raporunu hazırlayan heyette yer alan bir bilirkişi uzmanının, dosyanın sanığı olan Hacı Mehmet Güner ile daha önce İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde birlikte çalıştığı ortaya çıktı. Hatay’ın Antakya ilçesi Küçükdalyan Mahallesi’nde iki katlı kaçak yapılmış bir binanın yıkılması sonucu, aralarında çocukların da olduğu 6 yurttaşımızı kaybettik. Bu binayı yaptıran bina sahibine iyi hal indirimi uygulanarak 2 yıl 11 ay 25 gün hapis cezası verildi ancak bu sanık tutuklanmadı. Burada iki evladını kaybeden acılı anneyle konuştuğunda, ‘Sana ödül gibi ceza verdiler, ben o günden beri nefes alamıyorum’ dedi. Evet, sanıkların kaybolduğuna tanıklık ediyoruz. Bunun örnekleri var. Tabii şöyle örnek vermek gerekirse Kahramanmaraş’ta 152 canımızı kaybettiğimiz Palmiye Sitesi’nin karar duruşmasında müteahhit Ali Babaoğlu, ‘Zerre-i miskal kadar pişmanlığım yoktur’ dedi. Mahkeme heyeti bu sanığa 21 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Aynı dosyada yer alan bir müteahhit daha var. Hacı Mehmet Ersoy yaklaşık 30 gün tutuklu kaldı. Avukatlarının itiraz sürecinde kocama hali gerekçesiyle tahliye edildi. Hacı Mehmet Ersoy’a bu yargılama sürecinde toplam 18 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Hapis cezası verilmesine rağmen yaklaşık bir buçuk yılı aşkın süredir firari bir şekilde aranmakta bu sanık. 6 Şubat’ta insanlar enkaz altında kaldığı zaman ‘Sesimi duyan var mı?’ demişti. Ben de 6 Şubat’ı takip eden bir gazeteci olarak, ‘Ailelerin adalet arayışını duyan var mı?’ diye sormak istiyorum.”