BM Güvenlik Konseyi (BMGK) - Sputnik Türkiye, 1920
POLİTİKA
Türkiye ve dünya politikasından en güncel haberler, açıklamalar

Fidan'dan Mekke Anlaşması açıklaması: 'Teknik olarak, NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı'

© AA / Mustafa HatipoğluDışişleri Bakanı Hakan Fidan
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan - Sputnik Türkiye, 1920, 08.08.2026
Abone ol
Dışişleri Bakanı Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak, NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu söyledi.
AAtölye'de Anadolu Ajansı Editör Masası'na konuk olan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.
Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndaki ülkelere ilişkin "Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye dış politika tavırlarına baktığınız zaman yayılmacı politikaları olan ülkeler değil. Kendi sınırları içerisinde, kendi dertleriyle, kalkınmalarıyla meşgul, mümkünse de iyi ilişkiler ve komşuluklar yoluyla da bulundukları ortama pozitif katkı sağlamak isteyen ülkeler" ifadelerini kullandı.
Bu ülkelerin farklı tarz ve kapasitelere sahip olduğunu söyleyen Fidan, "Şimdi biz bu ülkelerle bir araya geldiğimiz zaman tabiatıyla savunmaya yönelik bir örgüt oluyoruz. Yani ofansif gidelim şurada da hep beraber şunu yapalım şunu edelim tarzında bir yaklaşım değil. Dolayısıyla bölgede ister bölge içinden ister bölge dışından saldırıya uğramadığı sürece bu ittifakın herhangi bir ülkeyle alıp veremediği olamaz. Ama bölgesel istikrara katkıda bulunmak için tabii ki ortaya koyduğumuz bu güç kompozisyonun yapıcı katkısı olacaktır" tespitini yaptı.
Fidan, bunun ileri taşınmasının sebebinin de bu olduğunu vurgulayarak İran'ın bu anlaşmanın 'hedefinde olmadığına' atıfta bulundu.
Bakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndaki ülkelere saldırmayan ülkelerin 'hedefte olmadığına' dikkati çekti.
Fidan, ittifakın hem hukuki açıdan hem de siyasi, stratejik açıdan çok mercek altına alınan bir husus olduğunu vurgulayarak, bu alanda herhangi bir sıkıntı olmadığını kaydetti.
Böyle bir anlaşmayı başka ülkelerinde yaptığına işaret eden Fidan, daha önce böyle anlaşmalar yapan NATO ülkelerinden örnekler verdi.

'Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli'

Bakan Fidan, Türkiye'nin amacına dair "Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli. Çünkü dışarıdan gelen hegemonlar, bölgedeki sorunları çözmüyor, daha da akut hale getiriyor, maliyeti çok yüksek oluyor. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini, kendi ekonomik istikrarlarını, kendi kalkınmalarını, kendi refahlarını, kendilerinin aslında garanti altına alıcı daha kurumsal noktalara gitmeleri gerekiyor" diye konuştu.
Türkiye'nin hemen hemen bölge ülkelerinin hepsiyle çok iyi ilişkileri olduğuna dikkati çeken Fidan, şöyle devam etti:

Ama bunlar gerçekten konjonktüre, siyasi algılara, anlayışlara dayalı, her an değişebilen yapıda olan ilişkiler idi. Ama Türkiye'nin dış politikası uzun zamandır Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde aynı. Biz bunu daha kalıcı hale getirmenin daha faydalı olduğunu hep düşündük. 'Aradaki kardeşlik ilişkisi' dediğimiz veya 'ilişki' dediğimiz konuların daha yapısal, daha profesyonel, daha kendi kendine gidebilen bir noktada olması gerekiyor bütün bölgenin istikrarı için.

Fidan, Türkiye'nin bölgesel vizyonuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

Bir bölgede aslında savunma ittifakına ihtiyaç var. Ülkeler birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan üstüne ekonomik yapılar bina edemiyorlar. Bu tarihin de gösterdiği bir husus. Biz bunu Avrupa Birliği'nde de gördük. Amerikan güvenlik şemsiyesinin sağladığı atmosfer içinde Avrupa ekonomik toplumunun hayata geçtiğini, daha sonra bunun evrildiğini gördük. Burada da bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi, en azından durdurulması ve daha büyük ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlanarak bölge halkının refahının ilerletilmesi konusunda büyük bir irade var.

Bunun kolay bir iş olmadığını ve çok başında olduklarının bilincinde olduklarını dile getiren Fidan, bunun için bütün zihinsel ve kavramsal hazırlıkların ve planların bulunduğunu söyledi.

'Teknik olarak, NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı'

Fidan, bunların kurumsal olarak nasıl hayata geçirileceğine dair çalışmaları da olduğunu belirterek, "Bunları yaparken ne türden sorunlarla karşılaşacağız, onları biliyoruz. Bunları tam 2 yıl 8 aydır ben ortaklarımızla, imza attığımız ortaklarla ve diğer bölge ülkeleriyle kesintisiz konuşuyorum. Cumhurbaşkanı'mız lider seviyesinde yaptığı görüşmelerde tabii hep gündeme getiriyor" diye konuştu.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın 2 yıldır hazırlandığına ilişkin soruya Fidan, "Tabii, bunun fikir düzeyinden kavrama, kavramdan anlaşma noktasına geçmesi" yanıtını verdi.
Bakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu belirterek, "Zaten onun için bir güvenlik paktı kuruyorsunuz. Onun için nihai derecede bir ittifaka katılma kararı alıyor diğer ülkeler. Birbirinin koruyucu desteğinden faydalanmak için" dedi.
İmzacı ülkelere bir yükümlülük getirdiğine işaret eden Fidan, Türkiye'nin 1952'den itibaren NATO'da olduğunu ve uzun yıllardır NATO toplantılarına katıldığını söyledi.
Fidan, son NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapıldığını anımsatarak, NATO'nun tarihinde bir veya iki defa ortak müdahale kararı alıp operasyona girdiğini ifade etti.
Bakan Fidan, "Bir; Afganistan'daki bir hususu destekledi, bir de Kosova'da destekledi. Onun dışında NATO'nun hazırlıkları, NATO'nun en büyük caydırıcılığı defensive pozisyonda bir caydırıcılık yeteneği geliştirmek. 'Sen, bana saldırsan ben hazırlığını yapmış, bu kadar büyük bir topluluğa sahip askeri gücüm. Benim gücümü test etme. Dolayısıyla ben saldırıya uğramıyorum. Benim bulunduğum coğrafyada siyasi, ekonomik ne kadar sorunu varsa hallederek kalkınıyor ve daha normal bir yolda gidiyor" diye konuştu.
Bunun önemli olduğunun altını çizen Fidan, bütün gelişmelerin önünü tıkayan şeyin şiddet, savaş ve gözyaşı olduğunu vurguladı.

'Biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz'

Fidan, "Caydırıcılık gücünüzü artırıyorsunuz. İkinci bir hususta, bu türden ittifaklara girmenin yolu, bir dışarıya mesaj vermekten ziyade, bu ittifaka imza atan ülkeler birbirlerinin güvenliğine tehdit olmayacaklarını, aslında birbirlerinin güvenliğine tersine garanti olacaklarını ortaya koyuyorlar, taahhüt ediyorlar. Başlangıç noktası bu. Bir güvenlik ittifakına girdiğiniz zaman dışarıdaki bir aktöre karşı değil, içeride 'biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz, birbirimizden diğerine zarar gelmez' meselesi" dedi.
Bunun önemli bir başlangıç noktası olduğuna işaret eden Fidan, daha sonra mevcut tehditlere göre çalışılması gerektiğini söyledi.
Bakan Fidan, "En çok merak edilen konu, saldırı durumunda hemen bir yükümlülük doğuyor mu? Bu yükümlülük nasıl işlevsel hale gelecek" sorusuna, "Anlaşma metnine bakıldığında orada genel taahhütler var. Bu genel taahhütlerin hangi pratikte ne şekilde hayata geçeceği her zaman için ifade ettiğim gibi tartışmaya ve ilgili kurulların karar almasına bağlı" yanıtını verdi.
Bir ülkenin bu konuda çağrıda bulunması gerektiğini söyleyen Fidan, yardımın keyfiyetini de ülkenin tanımlayacağını dile getirdi.
Fidan, şunları ifade etti:

Der ki 'benim istihbarata ihtiyacım var, lojistiğe ihtiyacım var, mühimmata ihtiyacım var, olmadı, daha ileri safhada askeri ünitelere ihtiyacım var. Bunlar çok aşamalı, tehdidin boyutuna göre değişen hususlar. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda bizim ortaya koyduğumuz perspektif şu, şimdi bizim bir yapısal olarak bakanlar komitesi olacak. Aynı NATO'da olduğu gibi dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanının olduğu siyasi ve askeri komite var. Siyasi ve askeri komite, liderlerin ortaya koyduğu vizyonu, bu ittifak içinde karara bağlayan, çalışmaları yapan komite. Bunun ortaya koyduğu vizyonu hayata geçirecek bir genel sekreterlik olacak, bir teşkilat olacak.

'3 ülke liderleri arasında konuşulan konu, savunma sanayi işbirliği'

Bunun önemli yapısal bir adım olduğunu vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:

Biz burada imza attık, ayrıldık, yok. Bu Genel Sekreterlik daha sonra 3 ülke arasındaki bu savunma ittifakıyla ilgili konuları yakından takip edecek, alınan kararların uygulanmasını. Burada şu anda çalışmaya başlamadık, daha imzalar yeni atıldı. İlk komite toplantısından sonra muhtemelen bakanlar olarak liderlerin onayına sunacağımız hususlar, sekreteryanın kurulması, yapısı, işleyişi ve verilecek ilk ödevler olur.

Burada tabii çok fazla husus var askeri konular yani 'ortak çalışabilirlik' dediğimiz yani NATO'da 'interoperability' diye kavramsallaştırılan çok önemli bir husus var. Yani farklı ordu yapıları olan ülkelerin beraber bir arada iş görebilmesi, çalışabilmesi, karşılıklı eğitim, destek hususları, lojistik mevzuları, tehdit analizleri, istihbarat paylaşımı ve en önemlisi savunma sanayi alanlarında işbirliği. Dün en çok liderler arasında konuşulan konu, savunma sanayi alanındaki işbirliği ve buradaki teknolojilerden ülkelerin birbirinden istifade etmesi.

Bunun ciddi ve süreklilik gerektiren kurumsal bir iş olduğunu söyleyen Fidan, bunun kendi içinde artık otomatiğe bağlamış bir çalışması olacağını belirtti.
Fidan, "Ülkeler sıkıştıkça 'ya biz ne yapacaktık beraber' deme durumunda olmayacaklar. Bizim her zaman için yani vurguladığım husus, dış politikada veya herhangi bir konuda başarıyı rastgeleliğe bırakmamak gerekiyor, kurumsallaştırmak gerekiyor. Devamlı hale getirmek gerekiyor" ifadesini kullandı.
Belli menfaatler etrafında ülkelerin bir ittifaka yoğrulması gerektiğini söyleyen Fidan, "Bu 3 ülke, çekirdek ülke" dedi.

'Türkiye sorumluluklarının bilincinde'

Fidan, bunun NATO içinde yeni bir fenomen olmadığının altını çizerek, "Türkiye de tabii ki sorumluluk bilincinin farkında olan bir ülke. Biz hiçbir şekilde bu farklı coğrafyaları, farklı öncelikleri birbiriyle çatışır halde tutacak durumda değiliz" şeklinde konuştu.
Bunun yönetilmesi gereken bir alan olduğu tespitini yapan Fidan, Alman mevkidaşıyla yaptığı görüşmede de bunu dile getirdiğini anlattı.
Fidan, Türkiye'nin buradaki amacının bölgesel sahiplenmeye bağlı olduğuna işaret ederek Ankara'nın birçok stratejik lokasyonda ağırlığı olduğunu böyle bir girişimin Avrupa'da da yapılması gerektiği mesajını verdi.
Avrupa'yla da güvenlik mimarisinde neler yapabiliriz konusunda ciddi konuşmalar olduğunu aktaran Fidan, "Türkiye coğrafyası itibariyle Kafkaslar, Orta Doğu, Karadeniz, Akdeniz ve Balkanlar üzerinden Avrupa, daha geniş Avrupa coğrafyasına yönelik bir stratejik oryantasyonu var. Burada her bir stratejik havza için sizin bir perspektif geliştirip, bu perspektifleriyle gerilim alanları oluşsa da uyumlaştırmanız gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Fidan, bu konudaki tecrübeleri anlatarak Ankara'nın NATO'da Orta Doğu ile Kafkasya konusunda ayrı coğrafi koşullara sahip bir ülke olduğunu ve bunun analizinin yapıldığını kaydetti.
Türkiye'nin stratejik havzasının genişliğine değinen Fidan, her stratejik havzada birbirinden farklı pozisyonlar ve şartlar olduğunu aktardı.
Fidan, bunlara ilişkin güvenlik mimarisi ve ekonomik mimari geliştirmeye dikkati çekerek "Biz hegemon bir anlayışla gitmediğimiz için bunu bölge ülkeleriyle beraber yapmamız lazım. Kafkaslardaki anlaşma sonrası inşallah, şu anda ateşkes var, güzel işleyen bir ateşkes. Ermenistan ile Azerbaycan, kalıcı barış anlaşmasına doğru ilerliyorlar ve biz bunu destekliyoruz. Bunu desteklerken kafamızda bir güvenlik ve ekonomik mimari perspektifi var" diye konuştu.
Benzer bir oluşumun Kafkasya ve Orta Asya gibi bölgelerde de inşa edilip edilemeyeceğine yönelik soruya Fidan, "Bunlar gerektiği zaman inşa edilebilir. Zaman zaman ekonomiye daha fazla ihtiyaç olabilir. Ama Orta Doğu'nun en büyük problemi şu anda biliyorsunuz, karşılıklı savaşlar, güvensizlikler ve çatışmalar olduğu için güvenlik mimarisiyle başlamak gerekiyor. Avrupa'da da, bir güvenlik mimarisi arayışı var" diye yanıt verdi.
Fidan şunları kaydetti:
Avrupa ile Orta Doğu güvenlik mimarilerinin Türkiye üzerinden uzun vadede hatta orta vadede uyumlaştırılması da mümkün. Bunun zihinsel ve düşünsel hazırlıkları aslında oturmuş durumda. Yani biz bu konuda senaryoları çalıştığımız zaman, çünkü Avrupa'da da çok fazla yayılmacı bir anlayış yok. Onlar da bulunduğumuz yerde bize kimse saldırmasınlar, biz ekonomimiz, kalkınmamız iyi olsun (ekonomide) rekabet edebilir durumda olalım algısında olan, bir devlet anlayışı var. Biz bu stratejik konumlandırmaların uyumlaştırılabileceğini açıkçası düşünüyoruz. Ama dediğim gibi ben her iki tarafla da hem Orta Doğu'daki hem Avrupa'daki ortaklarımızla çok uzun süredir tartıştığımız konular ağır ağır oluşa geliyor. Bunlar genel manada kabul gören hususlar ama pratikte hayata geçmesi zaman alıyor. Avrupa'daki dönüşüm daha uzun zamanlı bir dönüşüm olacak.

'Katılmak isteyen başka ülkeler de var'

Mekke Anlaşmasına katılmak isteyen, adını vermek istemediği başka ülkeler de olduğunu ve anlaşmayı oluştururken bu husus üzerinde karar vermekte zorlandıklarına işaret eden Fidan, "Diğer ortaklarımızın ağırlıklı tercihi bu anlaşmadaki ilgili maddeyle de ifade edildiği gibi üç ülke kurucu çekirdek ülke olsun. Prensipleri, standartları ve yani bu yapının bekasını belirlemede aktif rol oynasınlar. Ama bu çekirdek ülkelerinin onayıyla da diğer ülkeler buraya katılsınlar. Cumhurbaşkanımızın vizyonunda zaten bizim üç ülkeyle sınırlı kalmamamız daha da büyümemiz" diye konuştu.
Fidan, Mekke Anlaşması hakkında, "Bu bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım. Bakın bu bölge son 100 yıldır Osmanlı'nın bölgeden çekilmesinden beri istikrarsızlıkla anılan bir bölge. O veya bu şekilde. Ama artık bölge ülkeleri yani kendileri bir araya gelerek kendi sorumluluklarını üstlenerek bir önemli adımlar atıyorlar" değerlendirmesinde bulundu.
Pakistan'ın da coğrafi konumuna bakıldığında klasik Orta Doğu tanımının da ötesine gidildiğini belirten Fidan, "Yani bu daha geniş bir bölgeden biz olaya bakıyoruz. Bu da önemli bir husus bizim açımızdan" dedi.
Fidan, İttikafın isminin şu anda 'Mekke İttifakı' ya da 'Mekke Savunma İttifakı' olduğunu belirterek, kesin ismin zamanla oturacağını söyledi.

'Biz Türkiye olarak taraflarla konuşuyoruz'

Fidan, ABD-İran krizinde herkesin üzerinde çalıştığı en önemli önceliğin Hürmüz Boğazı'nın açılmasını sağlayacak bir uzlaşmanın sağlanması olduğunu belirterek, İran ve ABD arasında 14 Haziran'da Pakistan arabuluculuğunda varılan mutabakatın ilk aşamasında ABD'nin İran'a ait dondurulmuş varlıkları serbest bırakması karşılığında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve İran'ın bu stratejik su yolundan geçişlerden '60 gün boyunca' ücret almayacağının kararlaştırıldığını anımsattı.
Bu konudaki tekliflerin olgunlaşarak bir noktaya geldiğine değinen Fidan, Umman ile İran arasındaki prosedür üzerinde tamamıyla mutabık kalınması neticesinde bir sonuç elde edileceğini ve buna yakın olunduğu kanaatini dile getirdi.
Fidan, "İran'ın içerisinde zaman zaman karar alma süreçlerinin uzayabildiğini de görüyoruz, anlaşılabilir nedenlerden dolayı. Liderliğin içerisinde bulunduğu durum, güvenlik tehdidi, ulaşılabilirlik de önem taşıyor" diyerek, bölge ülkeleri, ABD, Avrupa ve Asya ülkelerinin bu boğazın bir an önce açılmasını talep ettiklerine işaret etti.
"Biz Türkiye olarak taraflarla konuşuyoruz. Olayda tıkandığını düşündüğümüz yer varsa, açılmasına çalışıyoruz" ifadesini kullanan Fidan, tarafların birbiriyle direkt görüştüğünü ve bu konuda bir sıkıntı yaşanmadığını vurguladı.
Fidan, tarafların, mevcut şekilde Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin nasıl düzenleneceği meselesini görüştüğünü belirterek, "Belki bir iki tane boğazda sınırı olan ülkelerden ilave bir iki katkı gelebilir" dedi.

'İsrail'in en çok korktuğu şey, uluslararası izolasyon'

Fidan, Gazze Barış Planı'nda ikinci aşamaya geçilmesi için en önemli hususun belli şartlar karşılığında Hamas'ın silahları bırakması olduğunu hatırlatarak, "İsrail, buna başlamakta tereddüt etti. Biz, İsrail'in stratejilerini çok iyi biliyoruz. İsrail, belli konuları Hamas'ın ve Filistinlilerin diplomatik olarak çözebilecek kabiliyette olduğunu hiçbir zaman için düşünmedi. Dolayısıyla bu konularda böyle bir tavır içerisinde oldu. Çözüldüğü zaman hep bir sonraki noktaya erteledi" diye konuştu.
İsrail'in Hamas'ın teklifi kabul etmesinden yaklaşık 4-5 saat sonra 18 kişinin şehadetiyle sonuçlanan bir saldırıya imza attığını anımsatan Fidan, "Bu, İsrail'in hep yaptığı bir şey ama artık bu konuda hiç kimsenin İsrail'i destekleyecek bir cümlesi bile yok. Yani en fazla İsrail'i destekleyen siyonist odaklar bile söz konusu bu şey olduğu zaman destekleyemiyorlar" değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, Filistinlilerin Hamas'ın uyguladığı, 'Filistin halkının varoluşunu kendi varoluşunun önüne alan' yaklaşımı ödüllendireceği görüşünde olduğunu dile getirdi.
İsrail'in temel hedefinin; Gazze'yi Filistinsizleştirmek olduğu sürece bu tür oyunlara başvurmaya devam edeceğini vurgulayan Fidan, bunun önüne geçilmesi için siyasal mobilizasyonun kesintisiz devam ettirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Fidan, İsrail'in en çok korktuğu şeyin, uluslararası izolasyon olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bugüne kadar elindeki çok geniş imkanlarla ki bu başka ülkelerde bulunan imkanlar, onları kullanarak bir illüzyon oluşturdu dünyada. Bu illüzyonun üzerine inşa ettiği bir siyasal pratik var, şartlar ne olursa olsun sürekli İsrail lehine çalışan. Yani soykırım yapıyor, onda bile bir şey olmayabiliyor. Ama bütün dünya, kendi vicdanı ile 'oluşturulan ilüzyon' arasındaki şeytani farkı artık görüyor.

Bunun sıradan bir yanılsama veya bir hatadan dönme olmadığını ve giderek aslında bir bağımsızlık mücadelesine dönüşmesi gereken bir husus olduğunu, dünyanın aslında bir ahtapotun kolları gibi böyle bir bilgi ve enformasyon ve ilüzyon hareketiyle insanların zihninin birçok noktada şekillendirildiğini, bunun çok katmanlı, çok pratik, çok sistematik bir hareket olduğunu biz biliyoruz aslında yani siyasal şuurlu, farkındalığı yüksek olan, bu coğrafyada yaşayan insanlardan haber değil bu. Biz bunun hep farkındayız.

Ancak dünyanın geri kalanı için bunun 'büyük bir haber' etkisi yarattığını kaydeden Fidan, "Şu anda farkındalık arttıkça artık izolasyonun da daha fazla olacağını görüyor. Burada yeni bir hikaye çıkartılır, yeni bir provokasyon çıkartılır, yeni bir anlatı çıkartılır. Bunlara karşı da hazırlıklı olmak gerekiyor ama işleri artık eskisi bir kolay değil" diye konuştu.

Karadeniz'de seyrüsefer güvenliği

Karadeniz'de Türk gemilerini etkileyen saldırılar hakkındaki soru üzerine Fidan, şunları söyledi:

Uyarılarımız maalesef çıkıyor. Savaşın yaygınlaştığı alanlardan biri de Karadeniz'in tamamı oldu. İlk önce askeri limanları, askeri gemileri vuruyorlardı; şimdi ticari bütün gemileri vuruyorlar ayrım yapmadan. Maalesef burada Türk gemileri; Türk sahipli veya Türk bayraklı gemiler de nasibini alıyor.

Fidan, yabancı bayraklı ve Türk sahipli; yabancı bayraklı, yabancı sahipli ama Türk tayfaların çalıştığı gemilerin de hedef alınabildiğine işaret ederek, bunların hepsini yakından takip ettiklerini aktardı.
Diğer hedef alınan gemilere nazaran Türk gemilerinin sayısının orantısal olarak daha az olduğunu ancak yine de bu hususun kendilerini endişeye sevk ettiğini söyleyen Fidan, "Bu konuda Cumhurbaşkanımıza da arz ettiğimiz birkaç tedbirimiz var. Onları hayata geçiriyoruz" dedi.
Fidan, "İki tarafa da biz bu konuda bir moratoryum ilan edilmesiyle ilgili bir mekanizma kurulması konusunda çağrımızı ilettik. Ukraynalıların bu konuda bir talebi de vardı zaten. Biz bunu Rus mevkidaşlarımıza da ilettik. Bu konudaki şeyi bekliyoruz" diyerek, her iki tarafın da birbiri için önemli olan lojistik tesisleri hedef aldığına ve bunun çok tehlikeli olduğuna dikkati çekti.

'Terörsüz Türkiye süreci 2013'te hayata geçmesi gerekiyordu'

Fidan, 'Terörsüz Türkiye' sürecinin başarıyla nihayete ermesi için önemli aşamalardan birinin söz konusu çerçeve yasanın kabulü olduğunu vurguladı.
Kamuoyunun bu konuda zaman zaman endişe duyduğuna dikkati çeken Fidan, "Bu çerçeve yasanın çok iyi yazılmış, garanti altına alıcı hükümleri var. O açıdan güzel bir dili, mekanizması var. O da nedir? Yani örgüt kendi silahlarını bırakmadan, imkan ve kabiliyetlerinden vazgeçmeden bu yasanın sağladığı hususlardan yararlanamayacak" ifadelerini kullandı.
Örgütün büyük reformların yapıldığı 2013'te barışçıl yola evrilmesi gerektiğini belirten Fidan, şunları kaydetti:

Normalde aslında en son demokratik reformların yapıldığı günden itibaren bunun hayata geçmesi gerekiyordu 2013'te. Biliyorsunuz yani büyük reformlar yapılmıştı. Kimlikle ilgili sorunların hepsinin ortadan kalktığı dönemden itibaren aslında örgütün bu barışçıl yola evrilmesi gerekiyordu. Fakat o zaman, tabii zaman zaman da konuştuk, birtakım bölgesel ve uluslararası değişimlerin ve dengelerin kendi lehlerine çalışacağını düşündüler. Bazıları da farklı şeyler söylediler. Sonuçta ondan istifade etmediler.

13 yıl sonraki gelinen bu aşamada artık bölgesel konjonktürün de küresel konjonktürün de çok fazla lehine olmadıklarını görüyorlar. Türkiye'deki bu demokratik ortamın, herkesin lehine çalışan bu ortamın aslında bir parçası olmaları gerekiyor. Yani (örgüt tarafından) yapılan şeyler, Kürtlerin faydasına olan hususlar değil. Yani daha fazla ekonomik kaybın, daha fazla istikrarsızlığın, daha fazla endişenin oluşmasına katkıda olan bir eylem tarzı. İnşallah uzatılan eli bu sefer tutarlar. Ama ifade ettiğim gibi; yasanın amir hükümleri gerçekten iyi mekanizmalar kurmuş, teyit mekanizmaları var, kurulları var. Yani o konuda müsterih olabilirler.

'ASEAN bölgesiyle çok yakından çalışmaya devam edeceğiz'

Bakan Fidan, dış politikayı sürekli kurumsal ve yapısal şekilde yürütmeye çalıştıklarını belirtti.
Türkiye'nin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Diyalog Ortağı olarak kabul edilmesine değinen Fidan, bu konunun son 3 yıldır üzerinde çalıştıkları konulardan biri olduğunu aktardı.
Fidan, 11 ASEAN ülkesi ile diyalog ortaklığı yapan 11-12 tane de dünyanın en büyük ülkesi olduğunu belirterek, ASEAN ülkelerinin 700 milyon nüfuslu ve oldukça siyasi olarak 'nötr durumda' olan ama ekonomiye kalkınmaya ve pazara odaklanmış olan ülkeler olduğunu dile getirdi.
Bölgede Kamboçya-Tayland arasındaki sınır anlaşmazlığı dışında pek sıkıntı olmadığına dikkati çeken Fidan, bölgede büyük bir ekonomik imkan ve verimliliğin olduğunu ve Türkiye'nin bu konuda arayış ve çalışmalarının olduğunu söyledi.
Fidan, bölge ülkelerinin hepsinde Türk büyükelçilikleri açtıklarını hatırlatarak, Türk iş insanlarının bölgede faaliyet ve yatırımlarının olduğunu aktardı.
Fidan, şöyle devam etti:
Rusya'nın, Amerika'nın, Çin'in, İngiltere'nin, Fransa'nın, Kanada'nın olduğu bir yerde Türkiye ekonomisinin yapısal ortak olmaması kabul edilebilir bir şey değildi. Moratoryum ilan etmişlerdi. Yani ASEAN ülkeleri biz zaten kendimiz azız. Bir de diyalog ortaklarımızla yürütebileceğimiz kapasite imkanlarımız şeklinde. Dünyadan çok fazla talep vardı. Bunlar epey bir süre önce moratoryum ilan etmişlerdi yeni diyalog ortağı kabulüne ilişkin. Ama bizim ısrarlı ve sistemli çalışmalarımızın neticesinde çok şükür bu da hayata geçti. Bundan sonra ASEAN bölgesiyle çok yakından çalışmaya devam edeceğiz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde yürüttükleri dış politikada, klasik alanlarının çok ötesine giderek, ticari, ekonomik ve sosyal-siyasal ilişkileri geliştirme politikalarının çok sistemli gittiğine dikkati çeken Fidan, Afrika ülkeleriyle, Latin Amerika'da da, Asya-Pasifik'te de bu şekilde çalıştıklarını söyledi.
Fidan, "Şuna saplanmıyoruz. Eskinin hatası oydu dış politika yapımının. Yakın bölgenizde olan ateş sizi o kadar içine alıyor ki tarihin aktığı başka yerleri ister istemez pas geçiyorsunuz. Şimdi zihinsel olarak da yapısal ve kurumsal olarak da farklı krizleri aynı anda yöneten imkan ve kabiliyetleri krizleri ve imkanları aynı anda görüp yönetecek zihne ve kurumsal yapıya sahip olmak gerekiyordu. Bizim de yaptığımız o" ifadelerini kullandı.
Orta Doğu'da uğraştıkları bir krizin, Asya Pasifik'teki bir menfaate ulaşılmasında kendilerini alıkoymaması gerektiğini dile getiren Fidan, Türkiye'nin dış politikada zihinsel olarak belli yere hapsolmadığını, kurumsal olgunluk, zihinsel farkındalık ve diplomatik ustalığa sahip olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan - Sputnik Türkiye, 1920, 07.08.2026
TÜRKİYE
'NATO'nun 5. maddesiyle çelişiyor' iddiasına DMM'den yalanlama: Mekke Anlaşması, saldırgan bir askeri blok değil
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала