"Edilgen bürokrat Kılıçdaroğlu, Türkiye'ye neler kaybettirdi?"

Abone ol
Mustafa Hoş'la Yol Arkadaşı'nın bugünkü konukları Eski Milletvekili ve Hukukçu Atilla Kart, Bilişim Uzmanı Füsun Sarp Nebil ve Gazi Platformu Başkanı Erdem Çerçioğlu oldu.
Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ederek Yeni Parti’yi kurduklarını duyurdu. CHP’yi bekleyen süreci ve Yeni Parti’yi Eski Milletvekili ve Hukukçu Atilla Kart canlı yayında şu sözlerle anlattı:
Edilgen muhalefet kavramından da önce Mustafa Bey, ben Kemal Bey için edilgen bürokrat tanımlamasını yaptım. Kemal Bey tabii hep şunu ifade eder, efendim ben 27 yıl kamuda görev yaptım. Ama güzel, kamuda görev yapmak çok güzel bir şey.Ama siz bütün meslek hayatınızda sadece kamuda görev yapıp o emeğinizi, geçiminizi, geleceğinizi kamudan aldığınız maaşa göre tahin ediyorsanız, bütün bunların dışında toplumdan da kopmuş iseniz, yani orada bir hiyerarşik yapının içine girmiş iseniz, orada zaten kamu yönetimi anlamında ne oluyor, bürokratik bir yapı da oluyor, hiyerarşik bir yapı da oluyor. Bakın, yıllardır şunu anlatıyorum, başbakanlığın 2012-15 sayılı genelgesi, hepimiz Kemal Bey'i yolsuzluklarla mücadele konusunda çok sembol bir isim olarak zamanında konuştuk, değil mi? Hep öyle ifade ettik. Beşli çete kavramı vs.vs. Hakkını yemeyin, arada 428 milyar dolarlık soygun ama genel ifadelerle. İşte efendim 178 milyar dolar nerede? Gene genel soy ifadelerle, konjonktürel olarak güne getirildi.Demek istediğim şu, daha uzatabilirim, 7 Ağustos 2015 istikşafi görüşmeler, Mayıs 2016 dokunulmazlıkların kaldırılması, korkunç bir kırılmadır. Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz. İşte onun devamında 16 Nisan 2017, 2,5 milyar mühürsüz oy meselesi.Şunu özetleyeyim, şunu özetleyeyim. Görünürde muhalefet eden ama etkili muhalefet yapmayan bir Cumhuriyet Halk Partisi. 2002'de siyasete girerken iyi ki Cumhuriyet Halk Partisi varmış diyordum.2025'e geldim, 2026'ya geldim iyi ki Cumhuriyet Halk Partisi varmış demeye yine devam ediyorum. Ama tabii Cumhuriyet Halk Partisi yeni parti ayrımını ayrıca değerlendirmek kaydıyla söylüyorum. Ama şunu görüyorum, şunu 2010, 2011, 2012'den bu yana da diyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin oluşturduğu bu rejimin, Antidemokratik rejimin muhkem hale gelmesinin birinci derecede sorumlusu Cumhuriyet Halk Partisi'dir.Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi etkili muhalefet yapma görevini yerine getirmemiştir. Bugün Türkiye'de AKP iktidarı ile birlikte, 2002 öncesi de var aslında, ama özellikle AKP iktidarı ile birlikte ve 1 Mart 2003, 1 Mart tezkeresi ile birlikte ABD'nin kontrolünde Cumhuriyet ve Demokrasi'nin tasfiyesi süreci başlamıştır. Çok büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ordusu, yargısı başta olmak üzere bütün bu kurumlar giderek işlevini kaybetti, içi boşaltıldı.En büyük engeller olarak kim kaldı? Bir türlü Cumhuriyet Halk Partisi'nin o kurumsal kimliğini aşamadılar. Cumhuriyet Halk Partisi'nin tasfiye edilmesi süreci yaşanıyor. Bu işin özü budur.Geldiğimiz noktada maalesef Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, o 2012'den bu yana başlattığım edilgen bürokrat kimliğini, edilgen siyaset kimliğini siyasi refleksi olmayan, ön almayan, sorumluluk almayan o siyaset anlayışına yeniden talip olduğunu bunu yukarılara iletti. Yukarılarda mesajı aldı. Nasıl aldı? Çıktı birileri dedi ki ya Cumhuriyet Halk Partisi kurum sayında şahide var dedi.Sayın Kemal Bey de çıktı dedi ki şahide yok diyemem dedi. Ve bundan sonra bir süreç başladı ve bugüne geldik. 2024'ten yerel seçimlerinden bu yana artık siyasi iktidarın çizdiği çerçeve ve takvime göre görev yapar hale geldiğini ifade ediyorum.Bugün de aynı şeyleri söylüyorum. Bu süreci doğrudan Kemal Bey'in iradesi dışında birileri yönetiyor.
“Telefonun çözümü için adres belli”
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş'in ölümüne ilişkin soruşturmada kilit delillerden biri olarak değerlendirilen cep telefonuna, İspanya'nın ardından Çin'de yapılan teknik incelemede de erişilemedi. Altı sayfalık raporda, cihaza müdahale edilmesi hâlinde tüm verilerin silinebileceği belirtilirken, telefonun Türkiye'de yeniden incelenmesi için başvuru yapılacağı bildirildi. Bilişim Uzmanı Füsun Sarp Nebil, raporu canlı yayında şu sözlerle değerlendirdi:
Çin'deki firma yetkilileri, ben kendilerine ulaştım. Dediler ki bu telefonun işlemcisi Qualcomm, marka işlemci var, çip yani içinde. Bu çipin kendi şifrelemesi var, bizimle ilgili değil.Bunun Amerika'daki Qualcomm firmasına sorulması lazım. Biz bunu Mayıs'ta söyledik, hatta siz babaya da söylediniz, öyle hatırlıyorum ben. Ama Çin'den cevap alıyorlar ve olumsuz.Yani saçma sapan bir şey bence. Bir an önce Amerikalı Qualcomm'a sormaları lazım. Sizin de söylediğiniz gibi İspanya'ya yollayıp 3 ay kaybettiler.Çin'e yollayıp Mayıs'tan beri demek ki 2 ay kaybettiler. Boyuna vakit kayboluyor. Buraya başvurulduğunda telefon açılır mı Qualcomm'u ben net bir cevap veremem.Ama şunu söyleyeyim, bunun ana hatları Çinliler diyor ki Qualcomm'da. Onlar açabilir diyor. Şu anda Çin'e gönderilmesi doğru olmamış, vakit kaybolmuş.Evet galiba çözmek istemiyorlar, ne bileyim. İlk akla bu geliyor zaten bunu görünce. Ama çok net bir şekilde bir kez daha sizin aracılığınızda söylemek istedik.Eğer bu telefonun çözümle ilişkin bir şeyi gerçekten isteniyorsa adres belli, firma belli, ülke belli.
“Aynı kurşunla yaralandık, sosyal haklarda neden ayrım yapılıyor?”
Er şehit aileleri ve gaziler, haklarının teslim edilmesi talebiyle Türkiye'nin 81 ilinden Ankara'ya gelerek oturma eylemi başlattı. Rütbe ayrımı yapılmaksızın eşit özlük hakları sağlanmasını isteyen er şehit yakınları ve er gaziler, "Aynı toprağa düşen, aynı bayrağa sarılan, aynı İstiklal Marşı ile uğurlanan kahramanlarımız arasında sosyal haklarda neden ayrım yapılmaktadır?" diye sordu. Gazi Platformu Başkanı Erdem Çerçioğlu, eylemlerini şu sözlerle anlattı:
Biz şunu talep ediyoruz. Aynı cephede, aynı üniforma içerisinde, aynı silah arkadaşlarımızla, aynı terörist kurşunuyla yaralanmamıza rağmen biz er olduğumuz için bütün sosyal haklarımızda farklılıklar var. Şöyle anlatayım ben size, bir asteğmen, öğretmen, askerliğini asteğmen olarak yapıyor.Askerliğini bitirse geri döndüğünde öğretmenliğini devam ettirecek ya da atanamayacak. Asteğmen olarak askerliğini yaparken 6. ayda 7. ayda yaralanıyor. Yaralandıktan sonra devlet buna diyor ki yaralanmamış olsaydı üstteğmen olabilirdi, yüzbaşı olabilirdi, binbaşı olabilirdi diye emsal hakkı veriyor, albaylığa kadar yükseltiyor.Şimdi erlerde de bizde öyle bir şey yok, bizi direkt emekli sandığına atıyor, emekli sandığı emekliymişiz gibi oradan da aile ve sosyal politikalar bakanlığına bağlıyor ve oranın içerisine atıyor. Bizde diyoruz ki biz eğer el olarak yaralanmamış olsaydık tezkere bırakıp uzman çavuş olabilirdik, sınavına girer as subay olabilirdik, sınavına girer subay olabilirdik. Bizde bunu söylüyoruz çünkü örneği var uzman çavuşluktan generalliğe gelmiş komutanımız var, buradaki bize emsal hakkı tanımıyor, emsal hakkı tanımadığı zaman bu ne getiriyor? Maddi bir kayıf zaten getiriyor.Onun haricinde protezlerde mesela yurtdışı hakkını erlere vermiyor, rütbelilere yurtdışında istediği yerde tedavi hakkı veriyor. Sosyal haklarda bütün kamu tesislerine rütbeli askerler girebilirken bizim er şehit hanımız subay ordu evinin önünden geçerken bırakın bir bardak çay içmeyi lavabosunu kullanmak istese kullanamıyor. Bizim problemlerimiz bunlar biz adil eşit bir şekilde dağılım sosyal haklarda eşitlik adalet istiyoruz.Dünyanın hiçbir ordusunda böyle bir rezillik göremezsiniz. Hiçbir şehidi gazisi çıkıp da halk aramak zorunda kalmaz. Benim apartmandan çıkmış bir tane gazi arkadaşım yok.Hep garibanın başına mıdır bu ülkeyi kurtarmak?

