Yazar Tolga Gümüşay: Anadolu'nun hafızası insan hikâyelerinde yaşıyor

Abone ol
Yazar Tolga Gümüşay, Serhat Sarısözen'in sunduğu Gündem Dışı programına konuk oldu. Gümüşay, öykülerinin çektiği fotoğraflardan, yolculuklarda tanıştığı insanlardan ve Anadolu'nun hafızasında iz bırakan gerçek yaşam öykülerinden beslendiğini söyledi.
Yazar Tolga Gümüşay, Serhat Sarısözen'in sunduğu Gündem Dışı programında, Altın Kitaplar'dan çıkan Anadolu Kareli Öyküler adlı kitabını anlattı. Anadolu Kareli Öyküler adlı kitabını anlatan Gümüşay, Anadolu'yu yalnızca bir coğrafya olarak değil, hafızası, insanları ve hikâyeleriyle ele aldığını belirtti. Fotoğrafın kendisi için bir ilham kaynağı olduğunu söyleyen Gümüşay, hayatın içinde karşılaştığı insanların ve mekânların zamanla öyküye dönüştüğünü ifade etti.
'Kendimi Anadolu'nun hafızasına tanıklık eden bir elçi gibi görüyorum'
Kitabın merkezinde kaybolmaya yüz tutan yaşamların bulunduğunu belirten Gümüşay, yazarlık sürecinde kendisini bu insanların hikâyelerini aktaran bir tanık olarak gördüğünü söyledi:
"Yazar olarak özellikle Kareli Öyküler projesinde kendimi biraz elçi gibi gördüm. Tanıklığımın bir sorumluluğunu hissettim. Çok değerli bulduğum şeylerin bir sonraki ziyaretimde artık orada olmadığını gördüm. Kendini sessizce yaşayan, çok fazla görünmeyen insanların da sesi olmak, onların varoluşuna tanıklık etmek ve en az daha çok konuşulan insanlar kadar hatırlanmaya değer olduklarını göstermek istiyorum."
'İlham masa başında değil, hayatın içinde bulunur'
Öykülerini oluştururken ilham beklemek yerine yola çıktığını anlatan Gümüşay, gerçek insanlarla kurduğu temasın yazarlığını beslediğini ifade etti:
"İlle de ilham gelmesini beklemek zorunda değilsiniz. Hayat dışarıda akıyor. Gidin o hayata karışın. Başka insanlarla, başka sokaklarla, başka hayatlarla özdeşleşmeye çalışın. Yaşamın içinde bir öyküde bulunması gereken bütün unsurlar var. Yeter ki kadrajınızı doğru seçin. Turistik yerler görmek istemiyorum. Gerçek insanlarla tanışmak istiyorum. Tükenmek üzere olan bir mesleği sürdüren, kendi dünyasını kurmuş, onuruyla yaşayan insanlar ilgimi çekiyor. Rehberlerle konuşuyor, onların önerdiği kişilere gidiyor, sohbet ediyor ve bazen tek bir karşılaşmadan bir öykü doğuyor."
'Fotoğraf öykünün başlangıç noktası'
Fotoğrafın kitapta yalnızca görsel bir unsur olmadığını vurgulayan Gümüşay, her karenin arkasında yeni bir hikâye bulunduğunu söyledi:
"Fotoğraf gerçektir ama edebiyat ona hayal gücünü ekler. O fotoğrafı çeken kişi olduğunuzda yalnızca görüntüyü değil, sesleri, kokuları ve o anın duygusunu da hatırlarsınız. Öykü de tam burada doğuyor. Fotoğraf gerçeği donduruyor, edebiyat ise onu dönüştürüyor."
'İyi yazmak için önce kendinizden vazgeçmeniz gerekiyor'
Yazmanın kendisini daha dikkatli bir gezgine dönüştürdüğünü söyleyen Gümüşay, iyi bir hikâye kurabilmek için empati kurmanın önemine dikkat çekti:
"Bakmakla görmek arasındaki farkı önce yaşıyorsunuz. Ne kadar kendi kimliğinizden sıyrılıp karşınızdaki insanın yaşamına dahil olabilirseniz o kadar iyi yazıyorsunuz. Kahramanımın yerine kendimi koyabildiğim ölçüde ona dair bir şey yazabileceğime inanıyorum."

