Yazar Kutsi Akıllı: Türkler sadece yemek yemez, yemekçe konuşur

Abone ol
Yazar Kutsi Akıllı, Serhat Sarısözen'in sunduğu Gündem Dışı programına konuk oldu. Akıllı, "Türkiye'de Yemekçe Konuşulur" adlı kitabı üzerinden Türkçedeki atasözleri, deyimler ve argo ifadelerin yemek kültürüyle ilişkisini değerlendirdi.
Yazar Kutsi Akıllı, Serhat Sarısözen’in sunduğu Gündem Dışı programına konuk oldu. "Türkiye'de Yemekçe Konuşulur" adlı kitabını anlatan Akıllı, beş yılı aşkın araştırma sürecinde binlerce atasözü, deyim ve argo ifadeyi inceleyerek Türkçede yemek kültürünün izini sürdüğünü söyledi. Söz öbeklerinin yalnızca dili değil, toplumun tarihini, yaşam biçimini ve kültürel hafızasını da yansıttığını belirten Akıllı, yemek kültürünün mutfakla sınırlı kalmayıp gündelik düşünme ve konuşma biçiminin de önemli bir parçası olduğunu ifade etti.
‘Bir atasözünün zaman içinde nasıl değiştiğini görmek istedim’
Akıllı, kitabın hazırlık sürecini şöyle anlattı:
“İtiraf etmek gerekirse oldukça zor bir çalışmaydı. Beş yılı aşkın bir süre geçti. İlk başta çok kolay bir iş yapacağımı düşünüyordum. Yemeğe zaten merakım vardı, atasözlerine de aileden gelen bir ilgim bulunuyordu. Yemekle ilgili birkaç atasözü kitabını bir araya getirerek çalışmayı tamamlayabileceğimi zannettim. Daha sonra Türk cumhuriyetlerindeki kaynaklara, Azerbaycan ve Türkmenistan’daki çalışmalara bakınca içinden çıkılabilecek gibi olmadığını gördüm ve çalışmayı Anadolu’yla sınırlandırmaya karar verdim. Teorik başlangıç noktası olarak 1071’i aldım ve Dîvânu Lugâti't-Türk’ten başladım. Ardından Osmanlıca yemek kitaplarını ve atasözü kitaplarını araştırdım. Osmanlıca bildiğim için bazı kitapları kendim çevirdim, daha önce yapılmış çevirileri de hata ihtimaline karşı kontrol ettim.”
'Atasözlerinin değişimini kronolojik olarak izledim'
Kitabı hazırlarken nasıl bir yöntem izlediğini anlatan Akıllı, şöyle konuştu:
“Bir atasözünün nasıl ortaya çıktığını, hangi dönemlerde nasıl değiştiğini ve aynı sözün farklı varyasyonlarından hangisinin zamanla daha popüler hale geldiğini göstermek istedim. Bu durum sosyolojik açıdan oldukça önemli. Birbirinden türeyen sözleri de bir araya getirmeye çalıştım. Örneğin ‘bitli baklanın kör alıcısı olur’, ‘çürük baklanın kör alıcısı olur’ gibi çok sayıda varyasyonu bulunan sözler var. Bazı sözler yemekle başlayıp daha sonra yemek alanının dışına çıkabiliyor. Özellikle gastronomiyle ilgilenenler için bir başvuru kaynağı yaratmayı amaçladım.”
‘Atasözleri kültürel hafızanın belgeleridir’
Türkçedeki atasözleri, deyimler ve argo ifadeleri “söz öbeği” başlığı altında topladığını belirten Akıllı, amacının dil bilimsel bir sınıflandırma yapmak değil, yemek üzerinden kurulan düşünme biçimini ortaya çıkarmak olduğunu söyledi.
Akıllı, Türkçede yemeğin kurucu bir unsur olduğunu savunarak şu ifadeleri kullandı:
“Türkler yalnızca yemek yemez; yemek üzerinden düşünür, konuşur, öğüt verir, sever, kızar, dua ve beddua eder. Bu yeni ortaya çıkmış bir durum değil. Türklerin bu topraklara gelişinden önce de benzer örnekler bulunuyor. Ben özellikle Anadolu’ya yerleşildikten sonraki değişimi göstermeye çalıştım. Toplulukların yaşadığı dönüşümü en kolay atasözleri üzerinden analiz edebilirsiniz. Örneğin Divânu Lügati’t-Türk’te ‘At eti mis kokar’ sözü yer alıyor, ancak daha sonraki dönemlerde bu söz ortadan kayboluyor. Çünkü Anadolu’ya gelindikten sonra at çok daha değerli hale geliyor ve yenmemeye başlanıyor. Yeme alışkanlıklarındaki değişimi sözler üzerinden okuyabiliyoruz.”
‘Bundan iyisi Şam’da kayısı sözünü hiçbir kaynakta bulamadım’
Kitapta bir atasözünün kaç farklı kaynakta yer aldığını da gösterdiğini anlatan Akıllı, yaygın biçimde kullanılan bazı sözlerin yazılı kaynaklarda bulunmamasının kendisini şaşırttığını söyledi:
“Hangi atasözünün ne kadar sağlam bir kaynağa dayandığını göstermek istedim. Bir sözün kaç farklı atasözü kitabında geçtiğini belirttim. Ancak bazı çok bilinen sözlerin hiçbir kaynağını bulamıyorsunuz. Örneğin ‘Bundan iyisi Şam’da kayısı’ sözünü hiçbir atasözü kitabında bulamadım. Hepimizin bildiği bir söz olmasına rağmen hiçbir sözlükte yer almıyor. Defalarca kontrol ettim, kendi hatam olduğunu düşündüm ama gerçekten yoktu. Bugün mücver denildiğinde herkesin aklına kabak geliyor. Ancak Cumhuriyet dönemine kadar yayımlanan Osmanlıca yemek kitaplarının hiçbirinde kabak mücveri yok. Fasulye mücveri, patlıcan mücveri, kıymalı mücver gibi birçok tarif var. Hatta mücver için özel bir tava bile bulunuyor ama kabak mücveri yok. ‘Bundan iyisi Şam’da kayısı’ sözü de benim için buna benzer bir örnekti.”
‘Türk toplumunu anlamak için yemek üzerinden geçmek gerekiyor’
Kitabın yalnızca gastronomi ya da dil tarihi kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirten Akıllı, çalışmanın aynı zamanda sosyolojik bir okuma sunduğunu söyledi:
“Bu kitap aslında sosyolojik bir analiz kitabı. Türk halkı hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorsanız mutlaka yemek konusundan geçmeniz gerekiyor. Aksi halde birçok şeyi anlayamazsınız. Sadece ‘yemek’ kelimesi bile başka kelimelerin sonuna gelerek onları anlamlandırıyor. Dayak yemekten kazık yemeye, laf yemekten hakaret yemeye kadar pek çok durumu yemek üzerinden anlatıyoruz.”
Yemeğe yönelik toplumsal ve siyasi boykotların da uzun vadede etkili olmadığını savunan Akıllı, iyi ve benimsenmiş lezzetlerin yasakları aştığını söyledi:
“Türkiye’de yemeğe yapılan boykot hiçbir zaman kalıcı olmamıştır. İyi olan yemek her zaman boykotu aşar. İtalyanların Libya’yı işgal ettiği dönemde İtalyan makarnasına boykot uygulanmaya çalışılmış ama başarılı olunamamış. Çünkü yemek, toplumun gündelik hayatında çok güçlü bir yere sahip.”
‘Ekmek en büyük yeminlerimizden biri’
Türkçedeki dua, beddua ve yeminlerin de yemek kültürüyle yakından ilişkili olduğunu belirten Akıllı, ekmek ve suyun toplumun dilindeki sembolik önemine dikkat çekti:
‘‘Ekmek çarpsın’ sözü en büyük yeminlerimizden biridir. ‘Ekmek, Kur’an çarpsın’ ifadesinden daha güçlü kaç yemin vardır bilmiyorum. Bu sadece dinle ilgili değil. Ekmeğin tarihsel değeri, aç kalma korkusu ve buğdayın bu topraklarda ilk kez yetiştirilmiş olmasıyla da ilgili. Türk halkı ekmek yemediğinde doymadığını söyler. Bu nedenle ekmek hayatımızda, duamızda ve yeminlerimizde çok önemli bir yere sahiptir. Ekmeksiz bir süre yaşayabilirsiniz ama susuz yaşayamazsınız. ‘Su gibi ömrün olsun’ bundan daha büyük bir dua olabilir mi? Bugün içtiğimiz su moleküllerinin geçmişi milyarlarca yıl öncesine dayanıyor. Bir insana su gibi ömrün olsun dediğinizde aslında ona çok uzun ve değerli bir yaşam diliyorsunuz.”
‘Yemek kültürü değiştikçe dil de değişecek’
Yemek kültürünün sabit olmadığını, ekonomik ve toplumsal koşullarla birlikte değişmeye devam ettiğini belirten Akıllı, bu dönüşümün dile de yansıyacağını söyledi.
Etsiz çiğ köfte ve tavuk döneri yakın dönemdeki değişimin önemli örnekleri olarak gösteren Akıllı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yemek kültürümüz değişiyor, buna bağlı olarak söylediklerimiz ve kültürümüz de değişiyor. Bence bunun en iyi örneklerinden ikisi etsiz çiğ köfte ve tavuk dönerdir. Bugün ekonomik ve toplumsal koşullar nedeniyle yemek alışkanlıklarımız yeniden şekilleniyor. Bu değişimin nereye gideceğini bizden sonraki kuşaklar görecek. Ancak şu açık ki yemek yalnızca karnımızı doyuran bir şey değil; dilimizi, hafızamızı ve dünyayı anlamlandırma biçimimizi de belirliyor.”

