- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

“NATO ‘ortak düşman’ belirleyemedi, F-35 konusu şüpheli”

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 10.07.2026
Abone ol
Sarp Sinan Hacır’a göre Avrupa Birliği ülkeleri ile Amerika arasındaki ayrımın yansıdığı NATO Zirvesi’nde çok kutupluluğun yansıması olarak ‘ortak düşman’ belirlenemedi. NATO’nun ‘itibarının’ sarsılmasının Türkiye’nin işine yaradığını belirten Hacır, Ankara’ya verileceği söylenen F-35’ler konusunda şüpheyle yaklaşmak gerektiği görüşünde.
Küresel jeopolitiğin çok kutuplu bir eksene kaymasıyla birlikte derin bir kimlik ve strateji krizi yaşayan NATO’nun son zirvesi, üye ülkelerin ortak bir düşman belirleme konusunda yaşadığı uzlaşmazlıklar, Batı savunma sanayisindeki üretim yetersizlikleri ve Washington ile Avrupa arasındaki güvenlik mimarisi çatlaklarını su yüzüne çıkardı. Genel Sekreter Mark Rutte’nin hassas dengeleri koruma çabası ve Donald Trump’ın öngörülemez dış politika çıkışları gölgesinde ittifakın geleceğini tartışmaya açtı.
Vizyon geliştirmekte zorlanan ittifak, modern savaş arenasının mühimmat ihtiyacını karşılamakta lojistik olarak yetersiz kalarak itibar kaybı yaşarken ABD Kongresi’ndeki yasal engeller nedeniyle Türkiye’ye F-35 teslimatı konusundaki şüpheler ve yaklaşan Türkiye-İsrail rekabetinin Washington’daki Ankara karşıtı lobileri hareketlendirme riski baki kaldı. Trump’ın sert tırmanışlarla masaya çekmeye çalıştığı İran krizi ve Avrupa’nın gelecekte ABD’den bağımsız bir askeri inisiyatif alma potansiyeli, ittifakın önündeki en kırılgan küresel sınamalar olarak öne çıkıyor.
NATO Zirvesi’nin çıktılarını Gazeteci Sarp Sinan Hacır ile konuştuk.

“Küreselleşmenin etkisiyle düşman belirlemekte çekingen kalındı”

NATO Zirvesi’nden üye ülkeler için iyi bir görüntü çıkmadığını belirten Hacır, Avrupa’nın Rusya ile Amerika’nın da Çin ile düşmanlık etmek istediğini söyledi:

“NATO için iyi bir görüntünün çıktığını söyleyemeyiz. Büyük krizlerle gelinen bir zirveden bahsediyoruz. Donald Trump’ın İran savaşıyla birlikte NATO ile ilgili yaptığı eleştirilerin zirveye çıktığı dönemde böyle bir zirveye gidildi. Zirvenin hedeflerinden biri düşman belirlemek. NATO zirvelerinin hemen hepsinde bir düşman belirleniyor. Bu zirvede düşman belirlemeler kolay olmadı. NATO ülkesi liderleri, ittifak içindeki ülkelerin düşman gördüğü ülkeleri düşman görme konusunda çekingen davrandı. NATO daha önce düşman belirlemede sorun yaşamazdı. Çin’in düşman belirlenmesi daha kolay olmuştu geçtiğimiz yıllarda. Rusya’nın düşman olarak algılanmasına itiraz edilmezdi. Ancak bu yılki zirvede bu iş böyle olmadı. Dünyanın şu anda geldiği nokta ‘çok kutupluluk’ olarak anlatılan yeni düzende küreselleşmenin de etisiyle ülkelerin birbiriyle olan ilişkilerinin giriftleşmesi ve düşman ilan etmek konusunda çekingen kalmaları söz konusu. Donald Trump Rusya ile farklı bir ilişki gütmek istiyor. Trump’ın, Rusya’nın düşmanlaştırılması, yeni askeri teçhizatlar verilmesi konusunda isteksiz olduğunu gördük. Trump Zelenski ile de görüştü ancak onu tatmin edecek bir tablo da çıkmadı. Ukrayna içindeki üretimin Ukrayna’ya ne kadar faydası olacağı da tartışmalı. Avrupa da Çin’i düşman bellemede çekingen kalıyor. Merz ve Starmer’ın Çin’e ziyaretleri olmuştu. Onlar dünyanın bir ucundaki güçle ilişkiler kurarak ABD ile yaşayacakları fırtınaları kompanse etmek istiyor. Durum böyle olunca ortak bir düşmanın belirlenmesi gerçekten zor. Bu çok kutupluluğun getirdiği etkenlerden biri. Ortak düşman belirleyememek bazı ülkelerin canını sıkıyor. Avrupa Rusya’ya Amerika da Çin’e düşmanlık edilsin istiyor. Birbirleriyle anlaşamama gibi bir durum söz konusu.”

“Niceliğin önemli olduğu bir dönemdeyiz”

Zirvedeki en zor görevin Mark Rutte’de olduğunu kaydeden Hacır, üretim kapasitelerinin yetersiz kaldığı bir dönemden geçildiğini söyledi. Hacır’a göre NATO’nun itibarı sarsılması Türkiye’nin işine yaradı:
“En zor görev Mark Rutte’deydi. Rutte, güç ve dengeyi korumakla görevliydi. Kendisine zor sorular soruldu. Trump patavatsızca cevap verebiliyor ancak Rutte’nin böyle bir lüksü yok. Rutte, 30 küsür ülkenin kalbini kırmayacak açıklamalar yapmakla görevliydi. Bu anlamda liderler arasındaki en ‘başarılı’ isim Rutte idi. Trump’ı hoş tutmak hepsinin stratejisi. Merz’den de garip açıklamalar dinledik. Nasıl sonuçlanacağı belli olmayan durum nitelikten çok niceliğe odaklı bir NATO stratejisi. Doktrinlerinde sofistike teknolojilerle niceliğin önüne geçen, az üreten ama değerli üretimler yaparak savaşma modeli belirleyen bir NATO vardı. Ancak modern çağda niceliğin de ciddi bir şekilde önemli olduğu bir dönemdeyiz. ABD imha etmede iyi bir ay geçiriyor ancak diğer ay bunu yapamıyor. Bir strateji değişikliğine gidiyorlar. Bunu endüstri forumunda gözlemledik. Kurulmaya çalışılan yeni projeler düşük bütçeli balistik füzeler, entegre edilmiş hava savunma sistemleri, SİHA kabiliyetleri üzerine. SİHA için 40 milyar dolarlık inisiyatif açıklandı. Daha önceki yıllarda vurgulanan yapay zeka teknolojileri hiç konuşulmadı değil elbet ancak biraz arka planda kaldı. Askeri şirketler bir araya gelip NATO’nun neye ihtiyacı varsa ona entegre olabileceği taban oluşturma derdinde. Üretim kapasitelerinin yetersiz kaldığı bir dönemdeyiz. Her gün binlerce yüzlerce mühimmat kullanılıyor. Batılı endüstriler pay kapma telaşı içindeyse bu ihtiyacı tek başına karşılayabiliyor olması gerekirdi. Bunu karşılayamadıkları için NATO’nun itibarının sarsıldığı bir durum söz konusu oldu. Bu da Türkiye açısından şans oldu. Türkiye’nin droneların ötesinde Obüs mermileri, SPV dronelar gibi birçok noktada kritik anlaşmalar imzaladığını gördük. Pay kapma konusunda askeri ihtiyaçları karşılamaya çalışan Batı endüstrisinin yetersiz kaldığını ve panik içinde kaldığını gördük. Bir de Avrupa ülkelerinin NATO içinde inisiyatif alması tartışma konularından bir tanesi. Avrupa bu konuda çekingen kaldı. Ordularının büyümesi, bazı operasyonlara katılmaları pek söz konusu olamadı. Trump’ın, ‘Yüzde beş hedefini bulmazsanız asker çekeceğim’ tehditleri oldu. Bugün artık büyük bir ikilem var. Avrupa, NATO içindeki güvenlik mimarisini ABD üzerine kurduğu için ABD’nin talepleri doğrultusunda hareket etmek zorundaydı. ABD bir hedefi gösteriyorsa Avrupa bunu reddedemiyordu. Eğer Avrupa Birliği askeri konularda NATO içinde daha fazla inisiyatif almaya, ordusunu büyütmeye başlarsa ABD’nin onlara çizdiği yolu neden izlesin? ABD, birçok noktada kendi askeri operasyonlarında hoyratça davranıyor. ABD’nin Orta Doğu’da yaptığı herhangi bir operasyondan, o ülkede çıkabilecek terör örgütlerinden veya göç akınlarından daha çok çekecek Avrupa ülkeleri oluyor. ABD’nin bedel ödeme ihtimali hiç yok. Avrupa bugüne kadar NATO üyesi olduğu için hep ABD’nin peşinden gitti. Bence önümüzdeki yıllarda en çok bu konu konuşulacak. Avrupa’nın inşa etmeye çalıştığı güvenlik mimarisi olacak ve ABD ile birçok noktada ters düşmesi çok olası.”

“F-35’ler sadece Trump’a bağlı değil”

F-35 konusuna şüpheyle yaklaşan Hacır, ara seçim sonrası Trump’ın elinin zayıflamasıyla bu ihtimalin giderek azalacağı görüşünde. Hacır’a göre İsrail’in Türkiye’nin ABD’ye tehdit olduğu yönündeki iddiaları baskıyı daha da artıracak:
“F-35 konusunda ciddi şüphelerim var. Bunun verilmesi sadece Trump’ın iki dudağı arasında değil. Yasal boyutu karmaşık. Kongrenin kendi inisiyatifinde kalan bir mesele. Trump’ın kongrede ne kadar güçlü olduğu meçhul. Ara seçim sonrası Trump’ın zayıflaması öngörülüyor. Çok fazla engel var, bunun önünü kesebilirler. Trump çok yüksek bir dille F-35’lerin verileceğini söyledi ancak biraz daha çekimser ifadeler de kullandı. Trump, ‘Bu benim elimde değil’ demek istemiyor. F-35 konusunda pozitif değilim. ABD’nin Tükriye ile kısa dönemli iyi bir ortaklık içine girebileceğini düşnüyorum. Bu kısa olacak çünkü ABD’nin bugüne kadar alışılagelmiş dış politikasına benzer bir politika değil. Bunu Trump seçildiğinde söylemiştim. Trump’ın arkasındaki düşünce kuruluşları bunun üzerine çalışmalar yürüttüler. ABD’nin Orta Doğu politikasında bir başarısızlık var. Bunu nasıl kontrol edeceklerini bilmiyorlar. Trump yönetiminde en güvenilir partner Türkiye. PKK’nın desteklenmesi gibi hamlelerle Türkiye’nin ABD’den uzaklaştığını ve Rusya ile Çin’e yaklaşabileceğini düşünüyorlardı. Trump’ın seçilmesi halinde PKK’ya verilecek desteğin azaltılacağını ve Türkiye üzerinde uygulanan yaptırımların kaldırılabileceğini düşünüyorum. Çok kutupluluğun getirisi olarak orta ölçekli ülkeler çok kolay zorbalanamıyor. Bunların kırmızı çizgilerine dikkat etmek zorunda kalıyorlar. Bu denklemde Türkiye hem ABD içinde açılan yarıktan ve Trump’tan faydalanarak ilerlemeye bakıyor. Bunun ne kadar kalıcı olacağından emin değilim. 2028’den sonra Trump gidince ilişkilerimiz ne olacak? Neticede Orta Doğu’da büyümekte olan yeni bir rekabet var. Türkiye-İsrail rekabeti. Trump’ın açıklamalarından sonra İsrail lobisine yakın kişilerden çok sert açıklamalar yapıldı ve Trump’ı kınadılar. Türkiye’nin ABD’ye tehdit olduğunu iddia ediyorlar ve bu baskıyı daha da artıracaklardır. ABD’de merkezden Türkiye’ye bir düşmanlık güden birçok kişi var ve bu insanlar eski politikaları görüşüyor Türkiye’nin düşmanlaştırılmasını istiyorlar. Başarılı olup olmayacaklarını göreceğiz. Dünkü toplantılarda Trump sert mizacıyla karşımıza çıktı. Birçok gazeteciye sert davrandı. Burada İran meselesi ön plana çıktı. Şara Türkiye ile paralel ilerliyor. Türkiye ile Şara’ya bakış benzerlik gösteriyor. Ancak İran konusunda bomba bırakmış oldu. Savaşın başlayacağını reddetse de İran’ı vurdular. İran konusunda işin içinden çıkılamıyor. Kimse askeri çözüme inanmıyor. Müzakereler başarısız olursa ABD’nin ne yapacağı kimse tarafından bilinmiyor. Trump’ın ‘Anlaşmak istemiyorum’ demesi soru işareti yarattı. Bugün ise ‘İran yine anlaşmak istiyor’ dedi. Saldırılar devam ettikten sonra mecburen masaya dönülecek gibi gözüküyor.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала