“ABD-İran’ın karşılıklı adımlarına karşı İsrail yalnızlaşıyor”

© Sputnik
Abone ol
Veysel Ayhan’a göre ABD-İran arasındaki mutabakat, karşılıklı somut ve güven verici adımlar atılacağına işaret ediyor. İsrail’in giderek yalnızlaştığını belirten Ayhan, bölgedeki olası gerilimlere karşı Türkiye, Pakistan ve Körfez’in ortak hareket etmesi gerektiği görüşünde.
ABD ile İran arasında doğrudan yürütülen müzakereler sonucunda varılan yeni mutabakat, tarafların askeri yöntemlerle istediklerini elde edememesi üzerine her iki ülkenin de çatışmanın maliyetini yeniden hesaplayarak ekonomik ve askeri açıdan karşılıklı güven artırıcı somut adımlar attığı çok kritik bir dönemin kapısını aralıyor. Washington yönetimi yaptırımları hafifletirken Tahran, nükleer silah kullanmayacağını tekrar beyan ederek bölgesel gerilimi düşürmeyi hedefliyor.
Anlaşma metninde yer alan maddeler uyarınca Lübnan ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik noktalarda doğrudan ABD ve İran koordinasyonunu öngören somut izleme mekanizmalarının kurulması planlanırken bu ikili ve doğrudan yürütülen süreç bölgesel denklemleri tamamen değiştirerek Orta Doğu'da yeni bir düzenin kurulma aşamasına geçtiğini gösteriyor. Diğer taraftan bu yeni statüko, mutabakatın kendi tezlerini somutlaştırmadığını düşünen ve süreç içerisinde giderek yalnızlaşan İsrail tarafında büyük bir memnuniyetsizlik yaratırken bölgenin diğer aktörlerinin de tamamen değişebilecek bu dengelere karşı yeni stratejiler geliştirmesini zorunlu kılıyor.
İsviçre’deki ilk tur sonrası ABD ve İran arasındaki mutabakata ilişkin son durumu Prof. Dr. Veysel Ayhan ile konuştuk.
“Somut adımların başında Lübnan geliyor”
Mutabakat metniyle ‘somut’ denilebilecek bazı adımlar atılacağını belirten Ayhan, Lübnan’ı bu adımların başında saydı. Hürmüz’ü kontrol edecek bir yapının oluşması için de harekete geçilebileceğini ifade eden Ayhan, sürecin nasıl sonuçlanacağını izlemek gerektiği görüşünde:
“Mutabakat, var olan ateşkesi sürdürme çabasının devamı olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda bölgesel yeni denklemlere de işaret ediliyor. Trump’ın yaptığı açıklamalar güven vermiyor. Şubatın sonundan itibaren ABD, ‘İran’ın hiçbir talep ortaya koymadan koşulsuz teslimiyet içerecek bir anlaşmaya imza atması gerekir’ diyordu. Bu kadar kısa sürede böyle bir yoğunlukta başka bir ülkenin hedef alınmadığını söyleyebiliriz. Trump çıtayı yukarıya koymuştu ve İran’ı şartsız teslimiyete zorluyordu. Mutabakat metnindeki 14 maddeyi dikkatlice gözden geçirdiğimizde ‘somut adımlar’ denilecek bazı oluşum ve kararlar alındığını görüyoruz. Bunların başında Lübnan geliyor. Çatışmaların sürdüğü Lübnan’daki gelişmeleri izleme noktasında bir yapının ortaya çıkartılması planlanıyor. Burada hangi aktörlerin olacağına baktığımızda ABD, İran ve Lübnan görülüyor. Çatışan taraflar olan İsrail ve Hizbullah’ın bu mekanizmada yer alması beklenmiyor. Hürmüz’ün kapalı olması da tartışılıyor. Buradaki geçişi koordine edecek bir yapının oluşması için de adım atılıyor. Bu mekanizmada ABD-İran’ın birlikte olacağı söyleniyor. Anlaşmanın diğer maddelerinde Umman ve Körfez ile bir danışma süreci de varsayılıyor. Nitekim İsviçre sonrası İran Dışişleri Bakanı Umman’a gitti. Burada da bir şeyler yapılmak isteniyor. Bazı analistler, 28 Şubat’tan önce İran’ın nükleer silahının olmadığını ve ekonomik anlamda tavizler verdiklerini söylüyor. Bunu Cumhuriyetçiler de tartışıyor. Cumhuriyetçiler, ‘İran’da teslimiyet anlaşması öngörürken ekonomik anlamda ve el konulan paralar anlamında taviz verildiğini’ ifade ediyor. Müzakere sürecinde bazı mekanizmalar kuruldu ve bazı adımlar atıldı. Ancak bunun nasıl sonuçlanacağını bilemiyoruz.”
“Hizbullah’ı terk etmiş bir İran’dan bahsedemeyiz”
ABD’nin İran’a koşulsuz teslimiyet dayatamayacağını anladığını kaydeden Ayhan, mutabakatın Tahran açısından olumlu karşılanabileceğini düşünüyor. Ayhan’a göre İran’ın Lübnan’ı terk etmesi mümkün değil:
“ABD maliyet hesaplıyor ve yeni bir saldırının sonuçları öngörülemiyor. Bunun koşulsuz teslimiyet getirmeyeceği anlaşıldı. Maddelere bakınca ABD’nin istediğini elde edemediğini görüyoruz. ‘İran kazandı’ da diyemiyoruz çünkü çok ciddi bir tahribatla karşı karşıyalar. Ancak yine de İran açısından iyi bir anlaşma diyebiliriz. Sonuçta İran yıllardır ambargolarla karşı karşıya. İran, 80’lerden itibaren yaptırımlarla karşı karşıya. Son yıllarda da saldırıya açık haldeler. Dolayısıyla bir müzakere zeminin oluşmuş olması iyi bir şey. ABD’nin talepleri sadece nükleerle sınırlı değil. ‘Bölgesel müttefik’ diyebileceğimiz silahlı gruplarla olan ilişkilerin kesilmesi de gündemdeydi. Lübnan’daki çatışmasızlık içinde İran’ı görüyoruz. Hizbullah’ı terk etmiş bir İran’dan bahsedemeyiz. Hürmüz en çok tartışılan noktalardan biri. ‘İki ay boyunca ücret alınmayacak’ deniyor. ‘Ücret’ kavramının İran ile ilişkilendirilmesi, Umman’ın adının geçmesi...Bu mutabakattan sonra Hürmüz’ün statüsünün eskisi gibi olup olmayacağını bilemiyoruz. Diğer ülkeler bu mutabakat sürecinde yer almadı. Katar, arabulucu olarak girişimlerde bulundu ancak diğer Körfez ülkelerinin bu oluşumda yer alıp almadığını bilemiyoruz. Basra Körfezi’ni öne çıkartan temel unsur enerji kaynaklarıydı. Bu kaynaklar Hürmüz’den aktarılıyordu. Hürmüz noktasında İran’ın tasarrufta bulunması ve bunun metinlere yansıması İran açısından kazanımdır. İran’ın dondurulmuş fonlarının serbest bırakılması meselesi de var. Balistik füzelerle ilgili bir şey görmüyoruz. Zaten İran’da nükleerle ilgili bir tartışma yoktu. ‘Nükleer silah kullanacağız’ açıklaması gelmemişti. Ancak nükleer geliştirme haklarından da vazgeçmemişlerdi. Belki bu mutabakatta bunda esneme yapılmıştır. Bir rejim oluşturuluyor ve düzenlemeler yapılıyor. Barışçıl alanlarda kullanılmak üzere ülkelere nükleer geliştirme hakkı tanınıyor. Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin barışçıl amaçlarla kullanmak üzere uranyum geliştirme oranları belirleniyor. İran da bu haktan faydalanabilir. Ancak burada özel bir savaş durumu var. Bunun müzakerelere nasıl yansıyacağını bilemiyoruz. Yalnızca nükleeri değil Hizbullah’ı, Husileri, Haşdi Şabileri de tartışıyoruz.”
“Nihai anlaşma sadece iki ülkenin imzasıyla yapılıyor”
ABD’nin İran ile doğrudan bir ilişki kurmaya çalıştığını belirten Ayhan, iki ülkenin de birbirine karşı ‘güven artırıcı’ hamleler yaptığı görüşünde. Ayhan, bölge ülkeleri arabulucu rol oynasa da nihai anlaşmanın ABD-İran arasında yapıldığını kaydetti:
“Süreç nereye evrilecek bilmiyoruz ancak ABD, İran ile bir ilişki ortaya koymaya çalışıyor. İran da ABD ile yeni bir ilişki kurmaya çalışıyor. Bunu güven artırıcı önlemler olarak adlandırabiliriz. İran, ‘Siz güven artırıcı adımları atın sonra biz de adım atarız’ diyordu. Şu an güven artırmak için bir metin üzerinde uzlaşıldığını söyleyebiliriz. ABD yaptırımları hafifletiyor, dondurulmuş fonları serbest bırakıyor, saldırmama durumunu ilan ediyor, Lübnan başta olmak üzere diğer cephelerde çatışmaya girmeyeceğini beyan ediyor. Yani hem ekonomik hem de askeri güven artırıcı adımlar atıyor. Diğer yandan İran da ‘Ben de başka bir ülkeyle çatışmayacağım, Hürmüz’ün uluslararası ticaret açılması için adım atacağım. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ziyaret edebilir, nükleer silah kullanmayacağım’ diyor. Aslında her iki taraf da çatışmanın maliyetini tekrar hesaplıyor ve güven artıran adımlar atıyor. Burada kaybeden görmemek gerekiyor. İki taraf arasında güven artırıcı adımlar başarılı şekilde sürerse farklı ilişkiler ortaya çıkabilir. İran’ın Batı sistemine kısmi anlamda entegre olabileceği yeni bir çerçeve çıkabilir. İran petrolünün Amerikan piyasasına aktarımı veya İran’da arama faaliyetleri gibi şeyler beklenebilir. ABD’nin askeri bir gücü var ancak enerji ticaretindeki çıkarını göz ardı etmemek gerekiyor. Askeri yöntemleri denediler ve istediklerini elde edemediler. Öte yandan diğer ülkeleri bu sürecin içine katmıyorlar. Bölge ülkeleri arabulucu rol oynuyor ancak nihai aşamada anlaşma iki ülkenin imzasıyla çıkıyor. Bölgede yeni bir düzen oluşacaksa İran’ın, ABD ile doğrudan çalıştığını görüyoruz. Şu an iki taraf doğrudan görüşüyor. Bu İran açısından kazanımdır.”
“Trump, Suriye ile Lübnan’ı karşı karşıya getirmek istiyor”
Ayhan’a göre mutabakattan memnun olmayan ve giderek yalnızlaşan İsrail’in güvenliği İbrahim Anlaşmaları ile korunuyor. Şara’nın, savaşa girmeyi reddeden açıklamalarının Trump’ı durdurma noktasında yeterli olup olmadığını kestiremediğini belirten Ayhan; Türkiye, Pakistan ve Körfez’in mevcut gelişmeleri bozabilecek şekilde hareket etmesi gerektiği görüşünde:
“İnsanların ölmemesi çok önemli. Bu yüzden bu bir kazanım. Bu anlaşma, İsrail’in beklediği umduğu bir anlaşma değil. Bu anlaşma İsrail’in öne sürdüğü tezleri somutlaştırmıyor. Ayrıca ABD tarafından yapılan açıklamalar var. İsrail açısından kabul edilebilir değil bu açıklamalar. Acaba Amerikan yönetimi İsrail’i ne kadar zorlayabilecek? Kongrenin iki kanadının realitesi var. Amerikan bürokrasisi, medyası ve finansı içinde güçlü bir lobi hareketi var. Bunlar İsrail’e ne kadar dayatmada bulunabilirler bu da soru işareti. Ancak İsrail, bu anlaşmadan memnun olmayan tek taraf diyebiliriz. İsrail yalnızlaşıyor bunu da görmek gerek. Trump, ‘Ben senin güvenliğini İbrahim Anlaşmaları’nı genişleterek de ortaya koyacağım’ diyor. ‘Bunu ortadan kaldırmıyorum İbrahim Anlaşmaları’nı genişleteceğim’ diyor. Trump olduğu sürece İbrahim Anlaşmalarının genişleyeceğini öngörmek gerekiyor. Trump, ‘Ben Sünni iktidar oluşturdum, bu iktidar aynı zamanda Sünnilerin hassasiyetlerini dikkate alacak mezhep ve Hizbullah meselesine de Suriye müdahale etsin’ diyor. Suriye’ye konum veriyor. Bu konumda Körfez ülkeleri Suriye’nin askeri kapasitesini destekleyecek ve Sünni blok içinden Suriye’de askeri veya diğer talep karşılanacak. İkinci talep de ‘Bunlar zaten savaşıyorlardı. Bu savaşı Lübnan’a taşıyacağız ve tarafları karşı karşıya getireceğiz’ diyor. Suriye’yi savaşa sürüklemek istiyorlar ancak Şara savaşa girmeyeceklerini söyledi. Ancak bu açıklama Trump’ı vazgeçirir mi bu başka bir konu. ABD, İran ile müzakere ederen yalnızca onunla müzakere etmiyor. Lübnan ile de Hürmüz ile de müzakere ediyor. Devletler çıkarlarına göre hareket ederler. Dolayısıyla burada var olan ülkelerin olası bir ABD inisiyatiflerine karşı duyarlı olması gerekir. Başka bir mutabakat zaptı ortaya çıkar ve ‘Hürmüz’ün statüsünü ABD-İran belirleyecek’ denirse statü tamamen değişir. Trump için her şey olası. Bu yüzden Türkiye, Pakistan ve Körfez’in olası gelişmeleri bozabilecek şekilde hareket etmesi gerekiyor. Çok hassas bir dönem ve süreçten geçiyoruz. Şu an statükoyu tamamen değiştirecek yeni bir şey ortaya çıkabilir ve buna karşı hazırlıklı olunması gerekir. Ortada bir barış anlaşmasından bahsedemiyoruz. Teknik ekipler başladı. Nerede tıkanacağını bilemiyoruz. Her iki taraf da maksimum kazanç üzerinden masaya oturdu. Bugün bir uzlaşı zemini yakaladılar ancak bu nereye kadar gidecek? Hassas bir dönemden geçiliyor. İş kendi ülkelerindeki bürokrasiye gelince tartışmalar çıkıyor. Çünkü herkes maksimal mesajlar verdi. Bu tür müzakerelere destek zayıf olduğu için ne olacağını bilemiyoruz. Ayrıca kasımda Amerika’da seçimler var. Bu süreçler yoğun bir çatışmaya yol açmadan ilerleyebilir. Yeni bir Orta Doğu’nun kurulma aşamasındayız. Dolayısıyla ABD, İran ile ortaklaşabilir.”

