- Sputnik Türkiye, 1920
ANKARA FARKI
Türkiye’nin iç ve dış politikasında yaşanan gelişmelerin özel konuklarla birlikte masaya yatırıldığı ve Ankara’nın nabzının tutulduğu İsmet Özçelik’le Ankara Farkı, her salı ve perşembe Radyo Sputnik’te.

DSP Genel Başkanı Aksakal: Özgür Özel ekibi DSP’nin anahtarını istedi

Ankara Farkı
Ankara Farkı - Sputnik Türkiye, 1920, 19.06.2026
Abone ol
DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Özgür Özel ekibinin DSP üzerinden siyasi bir yapılanma arayışına girdiğini ve ‘partinin anahtarının istendiğini’ iddia etti. Aksakal, “DSP doğru bir seçenek ama tercih edenler yanlış insanlar oldu. Kirli işlere, ahlaksız ilişkilere bulaşmamış isimlerden DSP'ye katılmak isteyenlere kapımız her zaman açık" dedi.
Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal, Radyo Sputnik’te yayınlanan İsmet Özçelik’le Ankara Farkı programına konuk oldu. Programda, siyasette yaşanan son gelişmeleri değerlendiren Aksakal, şu mesajları verdi:

‘Mahkeme koridorlarında anons edilmemiş isimlerden DSP'ye katılmak isteyenlere kapımız her zaman açık’

“Bu işin aslı astarı şu; oluşu da bana göre makul ve normal. CHP içerisinde Sayın Kılıçdaroğlu mutlak butlan kararıyla birlikte tedbirli bir yönetim olarak göreve getirildikten sonra ilk konuşmasında ‘Hesap soracağım’ dedi. Hesap sormaya başladığı andan itibaren hesap sorulacak olanlar yeni bir yapının oluşumu arayışına girdiler. Bu da normal.

‘DSP ile bir irtibat kuralım’ görüşü ortaya çıkıyor ama kiminle görüşecekler? Normalde bu konu genel başkan ile konuşulur. Her ne kadar inkâr etseler de hesapları başka olduğu için bizim o dönemki bir genel başkan yardımcımızdan randevu alıyorlar. Anladığım kadarıyla 'İstediğimizi içeriden müdahale ile halledelim' gibi bir mantık oluştu.

Bu işi yürüten Sayın Murat Emir, 'Biz Özgür Özel başkanlığında DSP'ye katılalım, milletvekili arkadaşlarla büyük bir grup kuralım. Ama Kurultay'da da yönetimin bize aktarılması noktasında ne düşünürsünüz?' demiş. O da ‘Ben buna cevap veremem. Sayın Genel Başkan’a arz edeyim. Buradan çıkacak cevabı size iletirim’ diyor. Bana bunu bireysel olarak ilk söylediğinde ben zaten şiddetle karşı çıktım. Tesadüfen ertesi gün de başkanlık kurulu toplantımız vardı. Çünkü o toplantının tarihini Kurban Bayramı öncesi mutlak butlan kararı çıkınca belirlemiştik. Orada da ilk sözü kendisine verdim zaten, anlattı ve bütün arkadaşlar karşı çıktı tabii ki.

Özgür Özel ekibi DSP'nin anahtarını istedi. Partinin idaresini ele almanın Türkçesi budur. Biz buna müsaade edemezdik, böyle bir hadisenin konuşulmasını dahi arzu etmeyiz. O arkadaşımızı derhal ihraç istemiyle disiplin kuruluna da sevk ettik.

DSP'ye ismi bilinen, tanınan bir parti olursa iyi olur düşüncesi ile geldiler. Doğru bir seçenek ama tercih edenler yanlış insanlar oldu. Yoksa bizim CHP ya da başka parti içerisinden ismi kirli işlere, ahlaksız ilişkilere bulaşmamış, mahkeme koridorlarında anons edilmemiş Milletvekillerimizden, Belediye Başkanlarımızdan DSP'ye katılmak isteyenlere kapımız her zaman açık."

‘CHP’de sıkıntı aşılamaz, aktörler kenara çekilmeli’

“CHP bu saatten sonra, şu manzaradaki sıkıntıyı aşamaz. Aktörlerin kenara çekilmesi gerekiyor. Çünkü birbirlerine o kadar ağır ithamlarda bulundular ki eğer bunlara rağmen bir araya gelip de birlik görüntüsü vermeye kalkarlarsa toplumun kendilerine olan güveni bence yara alır. ‘Düne kadar siz birbirinize bunları söylüyordunuz. Şimdi ne oldu da bir araya geldiniz?’ sorusunu bu millet sorar. Bana göre zorlamamaları gerekiyor. Hayatın normal akışını düzene sokalım. DSP bu ülkede gerçek bir ana muhalefet partisi olabilecek nitelikte ve yapıdadır.”

‘İmamoğlu-Özel arasında güvensizlik var’

“Meclis’te bir eski Sayın Bakanla karşılaştım. ‘Ne olacak bu bizim partinin işi?’ dedi. ‘Hangi CHP'nin?’ dedim. ‘Bir tane CHP var’ dedi. ‘Olur mu, üç tane CHP var’ dedim. Bizim gördüğümüz o. Hatta belki de dördüncü bir yapı gündeme gelebilir. Bana göre son zamanlarda Sayın Muharrem İnce'nin CHP’ye katıldıktan sonraki süreçte gelişen bir aşama; Sayın İmamoğlu'nu cezaevinde ziyaret etmesi ve daha çok merkez sağ ağırlıklı söylemleri ön plana çıkararak, sanki yeni kurulacak partinin belki de genel başkanlığını Muharrem İnce'ye üstlendirecekler. Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu arasındaki örtülü, saklanan güvensizlik boyutu bir anda ortaya çıkabilir.

Bunların hepsini bir araya getirdiğimizde tek bir gerçek çıkıyor. Türkiye'nin siyasette, özellikle Cumhuriyet'in değerlerini ön planda tutan, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti kapsamında ve Atatürk'ün ilkeleri ışığında güvenilebilir en dürüst siyasi partinin DSP olduğu ortaya çıktı. Bunu da yaşadığımız olaylarla birlikte hem test etmiş hem de görmüş olduk. Düne kadar ‘DSP mi var, DSP kim, kapandı mı açıldı mı?’ tartışmalarını sürekli körükleyen bir ana muhalefet yapısının, başı sıkıştığında DSP'ye nasıl sığınması gerektiğini yaşayarak gördük.”

‘İç siyasette belirsizlik arttı’

“İç siyaset belki de hiçbir dönemde olmadığı kadar belirsiz ve karmaşık hale geldi. Siyaset dediğimiz kavram olması gereken orijininden de uzaklaşmış durumda. Yani bizim bildiğimiz, bizim tanımladığımız siyaset, ekonomi politikaları üzerine kurgulanır. Fakat Türkiye'de sağcılık ve solculuk bile artık belirli kavramlar üzerine bina edilmiş ve insanlarımız bu yapıların samimiyetsizliği karşısında artık siyasetten de soğur noktaya gelmişler. Neredeyse sandığa bile gitmeme ruh haline bürünme durumları var. Bugün bütün dünyada bu böyledir, iktidarlar vardır, muhalefet yapısı vardır, muhalefette de bir öncü parti vardır. En güçlü olanına da ana muhalefet denir. Eğer o ülkedeki ana muhalefet, iktidarı elde etmek adına inandırıcı bir çalışmanın içerisinde duramıyorsa, hele hele bizde olduğu gibi, toplumun her türlü değer yargısına mugayir bir yaşam biçimini kendisine ilke edinmiş ve yöntem olarak belirlemişse, bu Türkiye açısından vahim bir dönem demektir.

Tabii süreç itibariyle de bu belirsizliğin en büyük sebeplerinden bir tanesi bana göre, yeni yönetim biçimi. Biliyorsunuz, 2017'deki bir referandumla Türkiye parlamenter sistemden, daha doğrusu parlamentodan çıkan yönetim sisteminden Cumhurbaşkanı ile yürütülecek bir sisteme döndü. Parlamenter sistem devam ediyor. Parlamento var ama bu ayrı tartışma konusu olabilir. Buradaki en önemli etken Sayın Cumhurbaşkanı'nın bugün itibariyle önümüzdeki dönemde yeniden aday olup olmayacağı hususunda henüz niyetini ve kararını siyasete ve topluma hissettirmemiş olması. Bir belirsizliğin başlangıcı bu. Dolayısıyla herkes konum olarak duruyor. Atak yapamıyorlar. Bu AK Parti cenahında da muhalefet cenahında da böyle. Kendi konumlarını olası konumlardan koparmamak adına temkinli tutuyorlar. Bugün işte bakın, Cumhuriyet Halk Partisi bunca hengâme içerisinde, bana göre üçe bölünmüş vaziyetteler ama bu bölünmenin bir boyuta evrilmesinde bir atak yapamıyorlar.”

‘AK Parti’de Cumhurbaşkanını zora düşüren bir ekip var’

“Bu karma ekonomi içerisinde denetimsiz bir serbest piyasa olmamalıdır. Örneğin tavukçulara yapılan baskınları düşünün. Geri çekildi. Neden? Çünkü bilinçsiz yapılan hareketler. Firmaları, kişileri, yöneticileri töhmet altında bırakacak bir harekete kamunun tevessül etmemesi gerekiyor. Sonuçta kayyumu atayan devlet.

AK Parti’de Cumhurbaşkanını zora düşüren bir ekip var. Bunu ne kadar kontrol edebiliyorlar, bilemem. Ama yaşadıklarımız doğru işler değil. Mevcut sistemin sağlıklı olarak yürümesi adına bu uyarımı yapıyorum. Bütün bu olumsuzlukların perde gerisindeki hadise bana göre Cumhurbaşkanının ‘topuğuna sıkmaktır’. Toplum hukuka güvenemez hale geldiyse bunun birinci derecede muhatabı Cumhurbaşkanıdır.”

‘NATO’nun varlık nedeni ortadan kalktı’

“NATO artık kuruluş amaçlarından ve gerekçelerinden tamamen kopmuş durumda. NATO'nun kurulduğu dönemi hatırlayalım. Kuzeyden gelebilecek sosyalist rejim ihracatına engel olabilmek ya da o sosyalist blokun ya da komünist blokun, başta Avrupa Birliği ülkelerinin olduğu bölgeler olmak üzere buralara yönelik saldırılarında bir güç birliği yaratmak adına kurgulanmış bir pakttı. O zaman bunun tam tersi de vardı; Varşova Paktı. Dolayısıyla Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Varşova Paktı dağıldı. NATO dağılmadı. Neden? Çünkü NATO'nun kurumsal besleme noktası başta Amerika ve İngiltere'ydi. Onlar da NATO örgütünü kendi çıkarları ve güvenlikleri için kullanmaya devam ettiler. Bu İran, Amerika-İsrail savaşı döneminde NATO'nun da tamamen fos bir yapı olduğu ortaya çıktı. Bunların ağababası olan ABD bile ‘NATO'ya artık gerek yok’ dedi. Varlık nedeni ortadan kalktı. Şimdi bu saatten sonra Türkiye'de yapılacak olan böyle bir toplantı en fazla turizme hizmet eder. Niteliksel olarak bir karşılığın olabileceğini düşünmüyorum. Çünkü bizim 40 yıldır başımıza musallat edilen terör belasının besleyicisi ve destekçileri NATO ülkeleri; ABD, İngiltere, Fransa, Almanya…

Türkiye'nin bir karar vermesi gerekiyor. Bu karar bana göre radikal bir karardır. Jeopolitik olarak bulunduğumuz noktadaki en güçlü aktörlerle birlikte hareket edebileceğimiz bir yapının temel taşlarını oluşturmalıyız. 21. yüzyıldayız, yapay zekâ dönemindeyiz. Eski kafayla yeni dünyayı yönetme imkânımız yoktur. Türkiye bir an önce bu NATO sevdası işinden de kendisini arındırmalı, özgün ve güvenilir güçlerine dönmelidir.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала