“ABD ambargosu açlık kuşatmasına dönüştü, Küba’da silahlanabilecek milyonlar var”

© Sputnik
Abone ol
Yunus Soner’e göre Küba’ya dönük baskı ve ambargolarını artıran ABD, halkı aç bırakarak isyan çıkartma yönünde bir strateji izliyor. Soner, Küba’ya dönük olası bir askeri operasyona karşı ülkede silahlanabilecek milyonlar olduğu görüşünde.
İran’ın yanı sıra Latin Amerika’ya tehditler savuran ABD Başkanı Donald Trump’ın, mutabakatın ardından rotasını Küba’ya çevireceği tahmin ediliyor. ABD'nin yoğunlaşan baskıları nedeniyle enerji, turizm ve temel üretim alanlarında büyük bir tıkanma yaşayan Küba, ağır bir ekonomik kuşatmayla karşı karşıya kalırken Devlet Başkanı Diaz Canel liderliğinde fiyat kontrollerini azaltma, yabancı yatırımı teşvik ve bütçe disiplini gibi radikal reform hamleleriyle acil bir çıkış yolu arıyor.
Bölge devletlerinden beklediği somut desteği bulamayan ve askeri bir saldırı ihtimaline karşı kısmi seferberlik tatbikatlarıyla halk savunması konseptini devreye sokan ada ülkesi, bir yandan her gün 10 saati bulan elektrik kesintileriyle mücadele eden halkın yakıcı gıda ve enerji ihtiyaçlarını çözmeye çalışırken diğer yandan da ABD'nin insanları aç bırakarak iç karmaşa yaratma stratejisine karşı direniş hattını örmeyi sürdürüyor.
ABD'nin Küba'ya dönük ambargo ve tehditlerini Telesur Türkiye Temsilcisi Yunus Soner ile konuştuk.
“Küba’daki durum Özel Dönem’den dahi kötü”
Küba’ya dönük ABD ambargosunun kuşatmaya dönüştüğünü kaydeden Soner, Devlet Başkanı Diaz Canel’in açıklamalarını ülkenin içine düştüğü zor durum göz önünde bulundurularak okunması gerektiğini söyledi:
“Küba’ya dönük ambargo on yıllardır sürüyor ancak bu son bir yıl içinde olağanüstü bir kuşatmaya dönüştü. Ülkenin petrol ithalatı, Trump hükümeti tarafından sarf edilen tehditler sonrası sıfıra düştü. Son altı ayda bir Rus tankeri ulaştı ancak kendi petrol ihtiyacının yüzde 40’ını üretebiliyor sadece. Başka baskılar da var. Küba’nın önemli döviz girdilerinden birini sağladığı kaynak ihracatı. Bu kaynağı on yıllardır Kanadalı bir şirket çıkarıp satıyordu. Bu şirket de Trump tarafından hedef alındı. Şirket şu an iflasın eşiğinde. Bu şirketi Trump’ın eski bir danışmanının aldığı söyleniyor. Turizm de baskıya uğradı. Hem petrol kaynaklarının kısıtlanması nedeniyle jet yakıtının bulunamaması hem de Trump’ın tehditleri turizmde tedirginlik yarattı. Yakıt kısıtlaması sebebiyle elektrik kısıtı da yaşandı. Bu da kötü bir imaj oluşturdu. Ülkenin döviz girdisi sıkıntıda enerji üretimi sıkıntıda. Sağlık sistemi ve sanayi üretimi de darbe aldı. Küba ordusunda albaylık yapan biriyle konuştum. O, “Şu anki dönem Özel Dönem’den bile kötü” dedi. Özel Dönem Sovyetlerin dağıldığı Küba’nın yalnız kaldığı bir dönemdi. Çok zor bir dönemdi. Dostumun dediğine göre şu anki dönem o zamandan bile kötü. Diaz Canel’in konuşmalarını bu bağlamda ele almak gerekiyor.”
“Küba’da Amerikancılık yok”
Küba’da Amerikancılığın tutmadığını belirten Soner, ABD’nin ülkedeki sosyalist ekonomiyi hedef aldığıın söyledi. Soner’e göre Diaz Canel’in yabancı yatırımı teşvik etme yönündeki açıklamaları ‘liberalleşme’ olarak okunabilir:
“Küba ile Venezuela arasında fark var. Venezuela arasında Amerikancı ancak güçlü bir muhalefet var. Machado’nun iş birlikçileri ve destekçileri var. Küba’da böyle bir durum yok. Bu birinci fark. Diaz Canel’in konuşmasını okudum. Konuşma Küba’da şu an sıkıntı yaşayan halka çözüm üretme amaçlı düşünülmüş. Amerika ile pazarlık süreci olacağı konusu da tartışmalı. Amerika sosyalist ekonominin gerilemesini talep ediyor. Ancak Devlet Başkanı “Boş tabakla egemenlik olmaz” diyor. Küba devleti şu an çok acil bir şekilde enerji üretimi, gıda üretimi, temel ihtiyaç üretimine çözüm bulmaya çalışıyor. Bunlar yakıcı sorunlar. Ülkenin bazı bölgelerinde her gün 10 saat elektrik kesiliyor. Elektrik kesintisi bozulan yemek, okuyamayan öğrenci, çalışamayan işçi demek. ABD ile bir pazarlık süreci yürüyor mu bunu net şekilde yanıtlayamıyoruz. Ancak Diaz Canel’in konuşmasının bütününde halkın çok acil üretim ve tüketim ihtiyaçlarının karşılanması ihtiyacı var. Ambargo yıllardır sürüyor ama buna karşı reform tartışmaları da yıllardır sürüyor. Yıllardır ‘Bürokrasiyi azaltalım, özel girişime inisiyatif sağlayalım’ diyen düşünceler var. Ancak bunlar sermaye kesiminin temsilcilerinin fikirleri değil. Küba şu an ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya. Bunu halletmeye çalışıyor. Buna ‘liberalleşme’ diyebiliriz. Fiyat kontrollerini azaltmak, bütçe disiplinini sağlamak, yabancı yatırımı teşvik etmek, kamu şirketlerinin ticari işe odaklanması gibi maddeler Diaz Canel’in konuşmasında dikkat çekiyor.”
“Küba, bir ada ülkesi olduğu için buraya kısıtlı bir operasyon yapılamaz”
Soner’e göre Küba’ya yapılacak herhangi bir askeri operasyon ada ülkesi olması sebebiyle işgale dönüşebilir. Soner, Küba’da silahlanmaya hazır dört milyon insan olduğunu belirtti:
“Küba yaklaşık 1,5 iki aydır saldırıya askeri olarak hazırlanıyor. Kısmi seferberlikler tatbikatlar yapılıyor. Devlet bu ihtimali gerçekçi kabul ediyor. Benim görüştüğüm Latin Amerikalı uzmanlar ABD’nin askeri saldırıdan ziyade insanları aç bırakarak isyan çıkartma ve içerde bir karmaşa yaratıp hükümeti tavize zorlama stratejisi izlediğini düşünüyor. Küba’nın coğrafi bir koşulu var. Burası bir ada. Burada kısıtlı bir operasyon yapılamaz. Venezuela’ya karşı Kolombiya sınırında paramiliter güçler kullanıldı. Ancak bu Küba’da mümkün değil. ABD askeri operasyon yaparsa orayı işgal etmek zorunda. Bu sürdürülebilir bir proje değil. Konuştuğum kaynaklar ülkede dört milyon silahlandırılabilecek kişinin bulunduğunu söylüyor. Savaş halinde bu kişilerin kurtuluş haline geçeceğini, Amerikan işgalci askerlerine karşı savaşacaklarını söylüyorlar. Düzenli ordu savaşı öngörülmüyor. Küba'nın konsepti zaten böyle değil. Halk savunması konsepti var. Ancak bugün daha çok kuşatma ve aç bırakma senaryosu üzerine düşünülüyor. Bu diğer Latin Amerika ülkelerinde tepki görüyor ancak somut yardım sağlayan ülkeler sınırlı.”
“Küba’ya devletler nezdinde yapılan yardımlar sınırlı”
Latin Amerika ülkelerinin Küba’ya devletler nezdinde yaptığı yardımların oldukça zayıf olduğunu belirten Soner, özellikle Venezuela’nın kendi iç sorunlarıyla başa çıkmaya çalıştığını kaydetti:
“Devletler nezdinde verilen destek oldukça zayıf. Meksika insani yardım gönderiyor ancak petrol ihracatını sürdüremedi. Trump’tan aldığı tehditlere boyun eğmiş oldu. Brezilya’dan gelen destek söylem düzeyinde. Brezilya büyük bir petrol üreticisi. Meksika’dan farklı olarak iddialı bir ülke. Lula da Silva iddialı bir devlet başkanı ancak Küba’ya somut bir yardımda bulunamadı. Kolombiya’dan gelen destekler de sembolik düzeyde. Latin Amerika halkları Küba’nın yanında. Türkiye’de de Küba’ya destek çalışmaları var. İspanya’dan güneş paneleri gönderiliyor. Ancak devletler bazında şu an Küba diğer kıta ülkelerinden Meksika dahil olmak üzere ihtiyaç duyduğu desteği göremiyor. Bu Trump’ın Donroe Doktrini’nin ve tehditkar tutumunun bir sonucu. Venezuela destek ayağını kesmedi. Hala destek veriyor. Amerikan müdahalesini kınıyor ancak Venezuela hükümeti şu an biraz içe dönmüş durumda. Ülkede istikrarı sağlamak ve iç barışı ayakta tutmak Maduro’nun serbest kalması için mücadeleyi sürdürmek şu an orada öne çıkan maddeler. İki ülkenin daha önce sürdürdüğü stratejik iş birliği şu an geriye düşmüş durumda. Bu Venezuela’nın içine dönmesinden kaynaklanıyor.”
“Lula da Silva ciddi eleştiriler alıyor”
Soner’e göre Latin Amerika’da ‘pembe sol’ olarak adlandırılan akımların başında gelen Brezilya’da devlet başkanı Lula da Silva eleştirilerin hedefinde. Soner, Latin Amerikalı solcuların ‘pembe solun’ Avrupa etkisi olduğunu savunduğunu aktardı:
“Aşırı sağcı ve Trumpçı hükümetler atak halinde. Bu yadsınmaz. ‘Pembe sol’ olarak adlandırılan akımlar başarısızlıkla karşı karşıya. Kendi içlerinde tartışmalar yaşanıyor. Pembe solun yeterince anti emperyalist ve bağımsızlıkçı duruş sergilememesi eleştiriliyor. Eleştiri oklarının çok fazla yöneltildiği liderlerden biri de Lula da Silva. Silva, temsil ettiği ülkenin büyüklüğü ve iddiaları da göz önünde bulundurulunca Maduro’ya uygulanan baskı döneminde Trump’ın tehditlerine karşı yeterli bir duruş sergilememesi sebebiyle eleştiriliyor. Yükselen sağ dalgaya karşı da yeterince net duramadı. Bazı Latin Amerikalı solcular bu pembe solun aşırı derece Avrupa etkisi altında olduğunu vurguluyor. ‘İlerici enternasyonal’ gibi reformist çizgiyi savunduğunu düşünüyorlar. Bunun en iyi örneği Hugo Chavez. Chavez’in ortak para birimi önerisi vardı. Bu sadece kağıt üstünde bir öneri değildi. Chavez ‘Petrolü ortak para birimimizle ödeyin’ demişti. Buna bazı ülkeler katıldı ancak bu projeye önce katılıp sonra geri adım atan Lula da Silva hükümeti olmuştu.”

