“Hürmüz’de İran egemenliği onaylandı, Amerika baskılanmış halde”

© Sputnik
Abone ol
Gürkan Biçen’e göre İran’ın ABD ile anlaşmaya imza atmasının sebepleri arasında Washington’ın nükleer saldırı riski bulunuyor. Hürmüz’de İran egemenliğinin mutabakatla birlikte onaylandığı söyleyen Biçen, İsrail’in Lübnan’a saldırıları sürdürmesi durumunda Tahran’ın İsrail’i vurmasının dahi anlaşmayı bozmayacağı görüşünde.
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında sağlanan mutabakat, iki aktör arasındaki varoluşsal sorunları nihai olarak çözmekten ziyade askeri gerilime verilen geçici bir ara niteliği taşırken Tahran'ın bölgedeki askeri ve siyasi kazanımlarını yasal bir zemine oturtma arayışını yansıtıyor.
Anlaşma metninde yer alan sınırların muğlaklığına yönelik ciddi şüpheler barınsa da bu yeni ara dönem, İran'a petrol ticareti engellerinin kalkması, uluslararası bankacılık kanallarının açılması ve Hürmüz Boğazı'ndaki egemenliğin pekişmesi gibi kritik ekonomik geri dönüşler vaat ediyor. Sürecin en stratejik jeopolitik çıktısı ise Washington ile Tel Aviv hattında bir görüş ayrılığı ve çatlak üretilmesi, böylece Lübnan ile Hizbullah'ın kırmızı çizgi olarak korunarak İsrail üzerinde güçlü bir baskı mekanizması kurulması olarak öne çıkıyor.
ABD-İran mutabakatının anlamını ve İsrail ile Lübnan faktörünü İran Uzmanı Dr. Gürkan Biçen ile konuştuk.
“ABD geri çekilmekten başka bir yol bulamadı”
ABD-İran arasındaki anlaşmayı ‘soluklanma’ olarak okuyan Biçen, Washington’ın hedeflerine ulaşamadığını belirterek İran’da bir baskı kurulamayacağının anlaşıldığını söyledi:
“İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika ve siyonist rejim arasındaki problem varoluşsal bir problem. İslam İnkılabı, Batı emperyalizminin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki öncüsü Amerika ve Amerika’nın Orta Doğu’daki ucuz ordusu siyonist rejim ile hesaplaşmayı inkılabın öncesinden bu yana da ortaya koymuştu. Amerika ve siyonist rejimle olan her türlü anlaşma nihai hedefe giden yolda bir es ve soluklanmadır. Bu Amerika için de böyle. ABD’nin bugünkü İran’a bakışı İslami nizamın ortadan kaldırılması şeklindedir. Bunu Amerikalılar inkar etmiyor. Başından beri onların temel menfaatleri açısından İran zararlı bir unsur olmuştu. Batı ile uyumlu bir rejimin oraya yerleştirilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. İki taraf da birbirlerinin pozisyonunu biliyor. Amerika 28 Şubat’ta yanına siyonist rejimi de alarak tüm ateş gücüyle İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırdı. Mevcut ordularını kaybedip geri çekilmekten başka bir yol bulamadılar. Amerika’nın buradan çekilip gitmek zorunda kalacağı, askeri anlamda yenilgiye uğratılacağı şehit edilen İslam İnkılabı rehberi Hamaney’in konuşmalarından birine de yansımıştı. Trump, ‘Biz dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz’ dediğinde Ayetullah Hamaney ‘Dünyanın en güçlü orduları da ağır darbe alır’ diyerek cevap vermişti. Bu noktadan sonra ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne askeri bir baskı kuramayacağı açığa çıktı.”
“Anlaşmanın sebeplerini anlamak için Veli-i Fakih nizamına bakmak gerek”
Tahran yönetiminin anlaşma yapmasının ardındaki sebepleri anlamak için İran’daki düzeni anlamak gerektiğini söyleyen Biçen, 8 yıl süren Irak-İran savaşına atıf yaparak nükleer silah kullanılması yönündeki tehditlere işaret etti:
“Peki İslam İnkılabı ile ABD bu konuda niçin bir mutabakata vardı? İslam İnkılabı daha ileriye gitmeyip bu ara döneme neden razı oldu? İran’da tartışılan şeylerden biri de bu. ‘Amerika’yı bölgeden tamamen silip atma imkanına yakınken neden durduk?’ deniyor. 14 maddede muğlak olan hususlar var. Ancak Veli-i Fakih nizamına göre analiz yapmak gerek. Bu Saddam rejimi ile İran arasındaki savaşın sona erdirilmesine yakın bir durum. Saddam rejimi ile Humeyni’nin ateşkesi kabul etmesine yol açan olaylar silsilesine bakınca Saddam’ın kitle imha silahları kullanmaya başlayacak olmasını görürüz. Kimyasal silahlarla on binlerce İranlı genci katlettikten sonra Humeyni bir zehir içtiğini söyleyerek Saddam’ı devirme amacından feragat edip anlaşma yapmıştı. Bu kararın arkasındaki temel şey kitle imha silahları ve şehirlere verilen zarardı. Amerika’nın şehirlere askeri olarak zarar verme kapasitesinde olduğunu biliyoruz. Amerikalıların Hiroşima’nın Nagazaki’nin bir benzerini İran üzerinde deneme yönünde konuşmaları vardı. Amerika’nın kirli sicili; İran’daki Veli-i Fakih’i, alimlerini ve kurumlarını bu tehditlerin gerçekleştirilebilme ihtimalini değerlendirmeye sevk etmiş olmalı.”
“Şu an temel öncelik çatışmaları durdurmak”
Anlaşmada belirsizlikler olduğunu kaydeden Biçen, İran tarafından önceliğin çatışmaları bitirmek olduğunu ifade etti:
“Batılılar kelimelerle oynuyor. Batılılar bu anlaşmalar içinde birçok kelime oyunu yapıyor. Filistin’de Arafat’ın başına gelenler çok küçük takılarla dahi anlaşmanın temel eksenini bozduklarını, anlaşmaya riayet etmemek için bahaneler bulduklarını biliyoruz. Bu anlaşmada da müphem olan şeyler var. Ancak şu an temel öncelik çatışmayı durdurmak olarak kabul edilmiş durumda. Bu sebeple İran İslam ordusunun da destek verdiğini anlıyoruz. Bir avukat olarak da bu anlaşmaya baktığımda bir muğlaklık görüyorum. İran çevresindeki güçlerin çekileceğinden bahsediliyor ama çevreden neyin kast edildiği muğlak bırakılıyor. Çevreden kasıt abluka altındaki limanlar mı gemiler mi yoksa zaten imha edilmiş üslerin tamamen terk edilmesi mi? Türkiye dahil olmak üzere Asya’daki Amerikan üslerinin terk edilmesi mi? ‘Çevre’ ifadesi muğlak olarak bırakılmış şeylerden biri. Hürmüz’deki egemenliğin dolaylı yollardan kabul edildiğini görüyoruz. İran’a önemli ekonomik avantaj sağlayacak olan seyrüseferler konusunda ücretlendirme yoluna gidilmesi yönünde maddenin olması İran için avantaj. 300 milyar dolarlık kalkınma paketinden de bahsediliyor ve ‘Amerika ile ortakları’ deniyor. Bu ortaklar belli mi? Bunlardan kasıtları Suudiler, Birleşik Arap Emirlikleri midir yoksa şirketler midir? Bu plan için nasıl bir zamanlama öngörüldü? Kalkınma planı savaş tazminatı adı altında değil bir yardım gibi pazarlanmış halde.”
“İran, ABD ile İsrail arasında bir çatlak oluşturdu”
İran’ın ABD-İsrail arasında oluşturduğu çatlağı önemli bir kazanım olarak okuyan Biçen, Tahran yönetiminin siyonist rejimi vurması halinde dahi anlaşmanın bozulmayacağı görüşünde. Biçen’e göre İran, Lübnan’ı terk etmeyecek:
“İran zaten başından beri nükleere karşı netti. Trump’ın çekildiği anlaşmada da bu garanti ediliyordu. İran’ın nükleer silah kullanma yönünde bir niyeti olursa bunu yapabilecek teknolojiye de iradeye de sahip. İran’ın petrolünü satabilmesindeki engellerin ortadan kaldırılması söz konusu. İran petrol satıyor ancak para alamıyor. Uluslararası bankacılık sistemi içinden paralarını basit ve olağan yollarla alamıyor. İran İslam Cumhuriyeti’nin en makul kazanımı siyonist rejimle Amerika arasında bir çatlak oluşturulması olabilir. Lübnan ısrarla mutabakat metninde geçirilmiş durumda. Amerika’nın bölgedeki ordusu siyonist rejimi ne düzeyde terk edeceğini bilemiyoruz. Mutabakat metninde bunun böyle olması Amerika’daki iç süreçler açısından da aynı neticeyi doğuracağı anlamına gelmiyor. Amerika’da kongre var, başkanın yetkilerinin sınırlandırılması gündemi var. Nihayetinde İran, Amerika’yı İsrail konusunda baskılamayı başarmış halde. Bugün bu mutabakata dayanarak İran, Lübnan’a dönük saldırıların devam etmesi halinde Amerika’nın resmi kuvvetlerine bir şey yapmadan Siyonist rejimi bombalasa mutabakat metninin dışına çıkmamış oluyor. İran, Amerika’ya ‘Ben mutabakata razıyım ancak Lübnan özel bir yere sahip ve Siyonist rejim mutabakatın dolaylı bir unsuru. Bizim mutabakat çerçevesinde müdahale etme hakkımız, Lübnan’ın egemenliğini ve Hizbullah’ı koruma hakkımız doğmuştur’ diyebilir. İran’ın hukuki bir zemini olmuş olacak. Ayrıca İslam İnkılabı için Lübnan’ın yeri sadece bir siyaset konusu değil. Hizbullah meselesi sadece siyasi değil. Hizbullah itikadi olarak Şii inancı olarak Veli-i Fakih’e bağlı olduğunu ilan etmiş olan bir örgüt. İslam İnkılabı ve Şii düşüncesinin içinde İslam Muhafızları Ordusu neyse Hizbullah da odur. İran’ın Hizbullah’ı terk etmesi kırılmadır. Bu olmayacak bir şey. Kimileri İran Hizbullah’ı terk eder diye tartışıyor. Ancak bunlar söz konusu olmayacak şeyler. Mevcut halde hala bu İran içinde de tartışılan bir mutabakat. Savaşa ara verilmesi açısından olumlu buluyorum.”

