“Lübnan’da yeni tura geçilecek, İsrail çekilmezse anlaşma uygulanamaz”

© Sputnik
Abone ol
Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu’na göre İran’daki çatışmadan bağımsız düşünülemeyecek Lübnan’da 20 Haziran itibarıyla yeni bir tura geçilecek. Atlıoğlu, İsrail’in işgal ettiği yerlerden çekilmediği sürece anlaşmanın uygulanabilir olmayacağı görüşünde.
Washington ve Tel Aviv hattının aksine Hizbullah ve Tahran yönetimi, Lübnan'daki durum ile İran merkezli bölgesel çatışmaları tek bir bütün olarak ele alıyor. Son dönemde uğradığı istihbarat zafiyetleri ve kayıplara rağmen insansız hava araçları ve kara gücüyle askeri kapasitesini yeniden kanıtlayan Hizbullah, İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesini garanti etmeyen hiçbir anlaşmaya imza atmayacağını net bir şekilde ortaya koyarak sahada psikolojik üstünlüğü elinde tutuyor. Ülke içindeki siyasi dengelerde ise Başbakan Nevaf Selam ile Ordu Komutanı Joseph Avn'ın oluşturduğu Hizbullah karşıtı bloka karşı ordu kökenli bir diğer kritik figür Rudolf Heykel ilginç bir denge unsuru olarak öne çıkıyor. Ancak dış aktörlerin baskısı ve Lübnan ordusunun Hizbullah ile çatışması durumunda kolayca dağılabilecek mezhepçi yapısı, ulusal egemenlik söylemlerine rağmen kalıcı bir çözümü zorlaştırıyor.
Bölgesel denklemin Suriye ayağında ise Şam yönetimi Lübnan'ı tarihsel olarak kendi parçası görse de şimdilik sadece diplomatik destek açıklamalarıyla yetiniyor. Türkiye'nin de bölgedeki rekabet ortamı ve Hicaz Demiryolu gibi stratejik hatların güvenliği gerekçesiyle Suriye'nin yeni bir askeri maceraya atılmasına sıcak bakmadığı görülüyor.
Trump’ın İran ile yeni anlaşmasını ve Lübnan’daki düğümü Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.
“İran iyi bir diplomasi sergiledi”
Atlıoğlu’na göre İran ve Lübnan’daki çatışmalar birbirinden ayrı okunamaz. Ateşkese Lübnan’ın dahil edilmesine ilişkin ısrar eden İran’ın iyi bir diplomasi sergilediğini belirten Atlıoğlu bu durumun İran’ın itibarı açısından önemine işaret etti:
“Lübnan konusunda umutlu değilim. Ne olacağını tahmin etmek çok zor. Lübnan ile İsrail arasında barış müzakerelerinin başlaması Trump yönetiminin iktidara geldikten sonraki iki hedefinden biriydi. Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda hükümetin aldığı bir karar var. Lübnan ordusuna ciddi bir görev düşüyordu. Barış müzakereleri gündemi açılacaktı ancak araya İran savaşı girince bunlar çatışmacı bir ortamda gerçekleşti. İki çatışmayı birbirinden ayırmak mümkün değil. İran’da çatışma çıkmasaydı Lübnan’da da Hizbullah dahil hiçbir aktör bir çatışmaya girmek istemeyecekti. Her ne kadar ABD-İsrail kanadı İran’daki çatışmayla Lübnan’daki çatışmayı birbirinden ayırsa da Hizbullah ve İranlı yetkililer bunun bir bütünlük arz ettiğini söylüyor. Trump belirsiz açıklamalar yapıyor. İranlıların iyi bir diplomasi sergilediğini söylememiz gerek. Müzakerelere Lübnan’ı sokmaya çalıştılar. Bu İran’ın itibarı açısından önemli. İran’ın yaptığı hatalar ve istihbarat zafiyetleri Lübnan’da Hizbullah’a darbe vurulmasına yol açmıştı. Bunu toparlamak için barış söz konusu olmuştu. Trump’ın son açıklamaları barış olacak gibiydi. Ancak bundan daha önemli olan şey Dünya Kupası’nın başlamış olması”
“Lübnan’da beklentiyi Rudolf Heykel karşıladı”
Lübnan’da Maruni ordu komutanının cumhurbaşkanı yapılmasının bir gelenek haline geldiğini söyleyen Atlıoğlu, ülkedeki beklentiyi Rudolf Heykel’in karşıladığını belirtti. Atlıoğlu’na göre Heykel, Nevaf Selam ve Joseph Avn arasında bir denge unsuru:
“Lübnan’da çok kullanılan soy isimler akrabalık bağı çağrıştırıyor ancak eski cumhurbaşkanı ile yenisi arasında bir akrabalık bağı yok. Lübnan’da cumhurbaşkanlığı 1990 öncesi oldukça etkiliydi. 1990’da iç savaş sonrası yetkileri sınırlandırıldı. Sünni başbakanın başında olduğu hükümet biraz daha ön plana çıktı. Cumhurbaşkanı krizleri sürekli yaşanıyor. Eskiden gelen bir gelenek var. Bu da sıkıştıkları zaman Maruni olan ordu komutanının cumhurbaşkanı yapılması. Lübnan ordusu Maruni bir kurum gibi görünse de zaman içindeki tarafsızlık siyaseti kendisine ulusal bir pozisyon belirleme kaygısı söz konusu oldu. Dolayısıyla ordu komutanları cumhurbaşkanı olunca genel olarak kabul görüyor. Joseph Avn’ın seçilmesinde Hizbullah da sorun çıkartmadı. Joseph Avn ilk seçildiğinde güçlü bir cumhurbaşkanı olacağı izlenimi vermişti. Hükümet ile Hizbullah arasında tarafsız bir pozisyon belirleyip biraz arka planda kaldı ancak zamanla Amerika ve Fransa gibi dış aktörler yüzünden şu anki Sünni başbakan Nevaf Selam’ın yanında pozisyon aldı. Lübnan’daki Maruni dini ve siyasi liderlikte zaafiyet var. Dolayısıyla cumhurbaşkanından beklenti söz konusuydu. Beklentiyi ordu komutanı Rudolf Heykel karşıladı. Siyasi alanda da etkili biri olarak öne çıktı. Hizbullah ile iş birliği yaptı. Washington’a yapacağı ziyaret son dakika ertelenmişti. Şubatta ziyaret gerçekleştiğinde Heykel ile İsrail yanlısı senatör arasında tartışma çıkmıştı. Heykel, ilginç bir biçimde Hizbullah’a karşı oluşan bloğun yani Nevaf Selam ve Joseph Avn bloğunun arasında bir denge unsuru olarak rol oynuyor. Pakistan’ı ziyaret etti birkaç gün önce. Heykel, Selam kadar pervasız hareket etmiyor. Heykel’i önemli bir figür olarak incelemeliyiz.”
“İsrail çekilmediği sürece anlaşma uygulanabilir olmaz”
Hizbullah’ın İsrail’in çekilmesini garanti etmeyen anlaşmaları onaylamayacağını ifade eden Atlıoğlu, bu tabloda ateşkesin uygulanabilir olmayacağını kaydetti. Hizbullah’ın psikolojik üstünlüğü ele geçirdiğini vurgulayan Atlıoğlu’na göre ülkedeki mezhepçi sitem çözülmesi gereken bir sorun olarak ortada duruyor:
“Hizbullah İsrail’in çekilmesini garanti etmeyen hiçbir anlaşmanın altına imza atmaz. Herkesin Hizbullah’ın dibe vurduğunu düşündüğü bir anda tekrar askeri gücünü göstermişlerdi. Gerek İsrail’in kara gücüne gerekse İsrail’e drone saldırılarıyla yankı uyandırdılar. İran ile ABD arasında balistik füzeler gibi meseleler halledilemeden bir anlaşmaya varılırsa bunun içinde Lübnan da olabilir. Trump’ın barış yapıyoruz ya da yapmıyoruz açıklamaları krizi normalleştirmeye yönelik. Bu sürdürülebilir bir şey mi bu bir soru işareti. Barışa ulaşılamazsa tekrar çatışmaya mı girilecek? Çatışmaya girilirse İran’ın kozları olduğunu da görüyoruz. Geçici bir süre belki çatışma durdurulabilir. Herkesin dinlenmeye ihtiyacı var. İsrail’in vereceği tepkiyi hala tahmin edemiyoruz. İran ile yapılacak bir barışa Lübnan dahil edilse de bu İsrail’i ne kadar durdurabilir bilmiyoruz. Lübnan’da ayın 20’sinden sonra yeni bir tura daha geçilecek. İsrail’in Lübnan’da işgal ettiği yerlerden çekilmek gibi bir koşul olmadığı sürece Lübnan tarafı anlaşmayı kabul etse de bu uygulanabilir olmaz. Kritik unsur İsrail’in vereceği tepki. İsrail kamuoyunda tepkilerin artacağı söylenebilir. Hizbullah zayıflamış gibi gözükse de İran dahi İsrail’e Hizbullah kadar zarar veremedi. Güney Lübnan’a gönderilen yedek askerlerin doğrudan Hizbullah’ın hedefi olduğunu görüyoruz. Hizbullah psikolojik üstünlüğü de ele geçirmiş durumda. Olası bir ateşkes durumunda Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesi rafa kaldırılmayacak. Lübnan ile ABD arasındaki anlaşma olasılığı Hizbullah’ı ikna etme yoluna girişilebilir. Ancak bunlar Lübnan’ın siyasal sistemine bakıldığında kolay olacak gibi durmuyor. Lübnan’daki sorunları çözmek için İsrail ile masaya oturulsa bile öncelikle sorunun temelindeki meseleyi çözmek gerekiyor. Bu da ülkedeki mezhepçi sistem. Lübnan ordusu farklı mezheplerden oluşuyor. İç çatışmaya girilirse dağılabilir. Ancak herkesin dilinde Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı var. Lübnan ordusu Hizbullah’a karşı savaşabilecek bir ordu olmasın istiyor Batılılar. İsrail’e tehdit oluşturmasını da istemiyorlar. Bunların ikisinin bir arada olması çok kolay değil.”
“Suriye, doğrudan Lübnan’da çatışmaya girmez”
Atlıoğlu’na göre Suriye’deki etnik grupların ABD-İsrail tarafından kullanılamaz. Atlıoğlu’na göre Suriye’deki mevcut rejimin iktidarını sağlamlaştırmadan Lübnan’a müdahil olması pek mümkün değil:
“Irak’taki Kürtleri kullanabileceklerini düşünmüşlerdi ancak olmadı. Kuzey Irak’taki grupları silahlandırsalar da bu grupların İran ile ilişkileri ve Irak içi dengeleri düşünmeden bu uygulanamaz. Suriye’de eski rejimin de yeni rejimin de bir hassasiyeti var. Lübnan’ı Suriye’nin bir parçası olarak görüyorlar. Biri seküler diğeri İslamcı milliyetçi ancak “Trablus’u alalım” dendiğinde Suriyeliler “Buralar bizim” der. Suriye’de yeni bir devlet inşa etmeye çalışıyorlar. Sürecin nasıl ilerleyeceğini hala bilmiyoruz. Olumlu hava var ancak serbest piyasa ekonomisine geçtikleri için elektrik fiyatları yükseldi. Bunun gibi sorunlar varken Suriye hükümeti, Lübnan’a sınırlı açıklamalarla müdahil oluyor. “Lübnan’ın egemenliğini savunuyoruz” şeklinde üst düzey açıklamalar yapıyorlar ancak doğrudan çatışmaya girme ihtimalleri yüksek gözükmüyor. Bu da Suriye’nin iç koşullarıyla ilgili. Suriye’ye kimse yatırım da yapmıyor. Mevcut rejim kendi iktidarını sağlamlaştırmadan bu tür maceralara giremez gibi gözüküyor. 1970’lerin başında Esad iktidara geldikten 5-6 yıl sonra Lübnan’a askeri operasyon yapıp kalıcı olmuştu. Şu an Suriye’deki rejimin 1970’lerden daha zor bir durumu var. Türkiye de Suriye’nin bu işlere girmesini istemiyor. Suriye üzerinde zaten bir rekabet var. Hicaz Demiryolu Suriye’den geçecek ve buralar doğrudan İsrail’in hedefi olabilir. Suriye’nin sakin kalması gerekiyor. Bu Türkiye açısından da önemli. Sürpriz olabilir ancak genel kanaatim Suriye’nin Lübnan’a girmek istemediği yönünde.”

