Akademisyen Gürkan Biçen: İran artık bölgenin süper gücü!

Abone ol
Mustafa Hoş'la Yol Arkadaşı'nın bugünkü konukları Akademisyen Gürkan Biçen ve Yargıçlar Sendikası üyesi, Hakim Nuh Hüseyin Köse oldu.
Akademisyen Gürkan Biçen, İran’ın ABD ve İsrail’e karşı zaferini anlattı. Yargıçlar Sendikası üyesi, Hakim Nuh Hüseyin Köse ise HSK atamalarının detaylarını aktardı.
"İran artık bölgenin süper gücü!"
Akademisyen Gürkan Biçen şunları söyledi:
Şimdi biz Türkiye'den bir kafile halinde İran'a gittiğimizde, İran'da rehberin temsilcilerinden birisiyle de görüşmüştük, Ayetullah Muhammedi ile. Bu yedi cephede birden savaştıklarını ve yedi cephede de Amerikanın veya Siyonist rejimin ciddi anlamda bir ilerleme sağlayamadığını, bundan sonra da sağlayamayacağını, savaşın süresinin onlar için hiçbir önemi olmadığını, yani bu savaşta gün sayımının, kronolojinin ötesinde bir şey geçmediğini, savaş bir senede sürse, beş senede sürse Amerika ve Siyonist rejimin bu savaşı bitirme kudretinde olamayacaklarını dile getirmişti ki, nihayetinde biz tüm bunları sahada bir gerçeklik olarak gördük. İran, İslam Cumhuriyeti bölgenin kendi dinamitlerine dayanan tek ülkesi haline gelmiş halde.Bu şu anlama geliyor, İslam Cumhuriyeti ile karşılaşmak, askeri anlamda karşılaşmak istiyorsanız, İslam Cumhuriyeti'nin sahip olduğu kara imkanlarına, kara gücü imkanlarına, İslam Cumhuriyeti'nin sahip olduğu halk imkanına, İslam Cumhuriyeti'nin sahip olduğu stratejik imkanlara sahip olmanız gerekiyor. Bu imkanlara sahip değilseniz taşıma suyla değirmenin dönmeyeceği ortaya çıktı. Bu yollarla da Amerika Birleşik Devletleri'nin ve Batı'nın İran, İslam Cumhuriyeti'ni zorladığı, elbette ki zorluyor ama ekonomik anlamda da çökertemeyeceği açığa çıktı.Ne askeri anlamda bir neticeye varabilirler, ne ekonomik anlamda bir neticeye varabilirler. Yani İran'ın bölgesel bir süper güç olduğu artık kesinleşti.
"Türkiye'de bunu konuşabilecek bir iklim yok"
Yargıçlar Sendikası üyesi, Hakim Nuh Hüseyin Köse, şöyle konuştu:
Yargıç ve Cumhuriyet Savcıları yılda kural olarak iki kez atanırlardı. Birisi Haziran-Temmuz ayına denk gelen büyük kararname ki şu anda konuştuğumuz kararname odur. Diğeri de Aralık ayı gibi kış kararnamesi.O da mazeretli olan, hastalığı olan, cezalı olanlarla ilgili idi. Fakat son yıllarda bu rutin değişiyor. Artık iki kerenin ötesinde kararname çıkıyor.Bunun da önemi şu. Neden bir kere ya da iki kere çıkmalı? Çünkü yargıç güvenle çalışmak ister bir yıl boyunca. O nedenle tayin tehlike altında olmak için çalışmak ister.Yargıç güvencesi açısından önemli bir unsurdu bu. Artık bu kuralı ufak ufak esnetmeye başladılar. Bu da yargıç güvencesi açısından sorumlu bir yaklaşım, onu söylemeliyim öncelikle.Kararnameye baktığımız zaman yaklaşık 5000 hakim ve cumhuriyet savcısının yerinin değiştiğini görüyoruz. Sayının çokluğu bizi yanıltmasın. Bu da bir hukuka aykırılık değil aslında.Çünkü çok sayılar kuralı gereği sayı çok. 7500 hakim savcı varken 2000 atama oluyordu. Şimdi 25.000 üzerinde, 30.000'e yakın hakim ve cumhuriyet savcısı olunca da atama sayısı artıyor.Çünkü çok fazla bölge var. Herkes doğuda 5. bölge yapmak durumunda. Ama 1. bölgeye de gelmek istiyor.1. ve 4. bölgenin arasında yer değiştirme olduğu için rutin olarak bu uygulama yapılıyor. Bu yılki atamaların farkı meselesi şu. Benim özellikle sosyal medyada, sendika adına dikkat çekmeye çalıştığım şey şuydu.Sanki belli yaşın üzerinde, belli kademin üzerindeki hakim ve cumhuriyet savcılarından yararlamak yerine onların artık meslekte ufak ufak durması istemiyor gibi bir algı oluştu meslektaşlar arasında. Bunun da nedeni işte 30 yılı aşkın kıdemi olan birçok meslektaşın hakkında herhangi bir soruşturma olmaksızın ve talepleri de bulunmaksızın başka illere ya da işte il içinde başka bölgelere atamalarından kaynaklandı. Özellikle buna dikkat çektim.İstanbul ve İzmir için şunu söyleyebilirim. Artık yeni bir nesil geliyor. Bu nesil kendi kadrolarını belki kurmak istiyor.İyi anlaştığı yargı yöneticileriyle birlikte çalışmak istiyor olabilir. Hayra görüyorum. Ben böyle düşünüyorum.Ancak kamuoyunda bazı politik beklentiler, farklı işte olumsuz beklentiler olduğunda okuyor, duyuyoruz. Yargı bağımsızlığını umarım zedeleyen uygulamalar yaşanmasın. Günümüzde maalesef geleneği aktaracak yargıç sayısı çok çok azalıyor.Ama işte bu kuşak çatışmasından hani hayatın kendi olağan akışındaki kuşak çatışmasından daha çok bu siyasallaşma üzerine oluşan bir uçurum gibi görünüyor. Yani bu konuda tabii çok çeşitli değerlendirmeler yapılabilir ama ben şu anda her ne kadar sendikalı bir yargıçta olsam Türkiye'de bunu konuşabilecek bir iklimin kendi payıma olmadığını düşünüyorum. İşte tam da buydu aslında söylemeye çalıştım.

