“Paşinyan’ın Batı ile ilişkilerinden işgillenmeliyiz, nesnel durum Ermenistan lehine değil”

© Sputnik
Abone ol
Prof. Dr. Barış Doster’e göre Batılı aktörlerin etkisinde olan Paşinyan, ABD ve Avrupa emperyalizminin elinde bir maşa. Batı’nın, Erivan yönetiminin Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşmeyi olumsuz etkileyeceğini belirten Doster, Avrupa Birliği ve NATO’nun Kafkaslarda daha etkin olmayı hedeflediği görüşünde.
Nikol Paşinyan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerde daha dengeli mesajlar vermeye başlaması Ankara’da bir iyimserlik yaratsa da Batı’nın Ermenistan’a dönük tutumu, normalleşme sürecinin kısa vadede gerçekleşemeyeceğine işaret ediyor. Üç milyonluk nüfusu, dışa bağımlı yapısı ve bölgesel enerji koridorlarının dışında kalması nedeniyle ciddi bir ekonomik ve siyasi sıkışmışlık yaşayan Erivan yönetiminin, sınır komşusu İran’ın ABD-İsrail’in saldırılarına direnmek zorunda kalmasıyla birlikte tamamen Batı’nın yörüngesine girmesi, aslında ABD ve Avrupa emperyalizminin Kafkasya’ya daha fazla yüklenme ve NATO’yu bölgeye taşıma stratejisine hizmet ediyor.
Washington ve Brüksel güdümlü diasporanın Erivan üzerindeki siyasi baskısı ile Paşinyan’ın Batıcı çizgisi birleştiğinde Ermenistan’ın bu ablukadan sıyrılarak bağımsız kararlar alması imkansız hale gelirken askeri ve ekonomik dengelerin tamamen Azerbaycan lehine olduğu bu konjonktürde, seçimlere yönelik şaibe iddialarının Ermenistan sokaklarında yaratabileceği olası hareketlilik, bölgedeki barış sürecini yavaşlatma potansiyeli de taşıyor.
İran’dan Kafkasya’ya kriz bölgelerini ve Ermenistan’daki şaibeli seçimi Prof. Dr. Barış Doster ile konuştuk.
“İsrail artık eskisi kadar dokunulmaz kabul edilen bir devlet değil”
ABD ve İsrail’in İran’da umduğunu bulamadığını belirten Doster, Tel Aviv yönetiminin ‘saygınlığını’ eskiye kıyasla yitirdiği görüşünde. İsrail’in Atlantik’in her iki yakasında da eleştirildiğini söyleyen Doster, İran’ın Suriye ve Libya örneğinden farkına işaret etti:
“ABD emperyalizmi, onun yancısı Avrupa emperyalizmi ve NATO, 7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak zirve öncesinde Türkiye'ye böyle övgüler düzüyorsa bundan huylanmamız gerekir. Çünkü meseleyi emperyalizmin ihtiyaçları açısından kavramakta fayda var. ABD saldırganlığı ve İsrail'in katliamcı politikaları İran'da umduklarını bulamadı. Bunun birçok sebebi var. Birincisi İran'ın direnci, coğrafyası, savaş deneyimine sahip ordusu ve teknolojik altyapısı. Gerek menzil, gerek sayı, gerekse teknoloji açısından İran'ın füze ve roket kapasitesinin Batılı uzmanların tahminlerinden daha yüksek olduğu görüldü. İkincisi, ABD emperyalizminin ekolojik hakimiyetinin ve hegemonya kabiliyetinin uzun zamandır geriliyor olması. Üçüncüsü ise İsrail, yalnızca ABD'nin diplomatik, istihbarî, teknolojik ve mali desteğiyle değil sahada, muharebe meydanında da ABD olmaksızın İran'ı yenemez. Epstein dosyaları üzerinden ABD müesses nizamını rehin aldığı iddia edilen İsrail müesses nizamı ve İsrail istihbaratı da sürekli “Sahada ABD'nin varlığı gerekiyor. Aksi hâlde İsrail, İran karşısında tek başına bir şey yapamaz” diyordu. Almanya'nın İsrail karşısındaki geleneksel ezikliğini ve İkinci Dünya Savaşı'ndaki Yahudi soykırımından kaynaklanan tarihsel kompleksini bir kenara bırakırsak artık İsrail Atlantik'in her iki yakasında da eskisi kadar kolay savunulan ve dokunulmaz kabul edilen bir devlet değil. İsrail'in; vicdanlı, ahlaklı ve insani duyarlılığı yüksek insanlar nezdindeki eski dokunulmazlığı, eski masumiyeti kalmadı. Atlantik'in her iki yakasında da artık daha fazla sorgulanan ve daha fazla eleştirilen bir İsrail var. Bütün bunlardan dolayı ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi İran'da umduklarını bulamadılar. Çünkü İran'ın bir Irak, bir Suriye ya da bir Libya olmadığı bir kez daha görüldü. İran yoruldu, yıprandı ve hırpalandı. Gerek siyasi, gerek dini, gerekse askerî anlamda çok önemli isimlerini saldırılar sonucunda kaybetti. Ancak İran rejiminin kişilere bağımlı olmadığı kurumsal bir hafızaya ve kurumsal bir hiyerarşiye sahip olduğu da görüldü. Kaybedilen isimlerin yerine hızla yenilerinin geldiği bir kez daha tescillenmiş oldu.”
“Eli zayıflayan Trump, ‘topal ördek’ konumuna düşebilir”
ABD’deki kasım seçimlerine hatırlatma yapan Doster, olası bir yenilgi ve MAGA içindeki çatlakların Trump’ın elini zayıflattığını söyledi. Trump ve Netanyahu arasındaki ayrışmaya da değinen Doster, İran’da 12 Gün Savaşı’na benzer bir çatışma beklemiyor:
“Trump'ı zorlayan bazı koşullar var. Petrol fiyatlarından ülkedeki enflasyona kadar birçok faktör etkili. En önemlisi ise kasım ayında Kongre'nin her iki kanadında yapılacak ara seçimler. Temsilciler Meclisi ve Senato'da yaşanacak büyük bir yenilgi, Trump'ı kalan siyasi hayatında “topal ördek” durumuna düşürebilir. Bu da onu doğal olarak endişelendiriyor. ABD müesses nizamı içerisinde de ciddi bir bilek güreşi olduğu anlaşılıyor. Cumhuriyetçilerin kendi içindeki ayrışmalar, MAGA hareketinin kendi içindeki çatlaklar da Trump'ın elini zayıflatıyor. ABD'nin İsrail üzerindeki etkisi ne kadar yüksekse, bunun tersi de geçerlidir. İsrail de ABD'nin siyaseti, bürokrasisi, medyası, akademisi ve düşünce kuruluşları üzerinde ciddi bir nüfuza sahip. İsrail, ABD'deki her iki ana akım partiye de sürekli “Ortadoğu ajandanızda birçok madde olabilir” mesajını veriyor. Bir Kürt devletinin kurulmasından Rusya ve Çin'in bölgedeki etkisinin sınırlandırılmasına, Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarından İran'da rejim değişikliğine kadar birçok hedefleri olabilir. Ancak bütün bu maddelerin üzerinde yer alan ve vazgeçilmez kabul edilen temel konu İsrail'in güvenliğidir. Dolayısıyla ABD-İsrail ilişkilerine bu özel perspektiften bakmak gerekir. ABD-İsrail ilişkileri yeryüzündeki iki devlet arasında görülebilecek en özel ilişkileri tanımlar. ABD’nin iki stratejik ortağı vardır biri İngiliz emperyalizmi diğeri İsrail siyonizmidir. Trump-Netanyahu arasındaki ayrışmayı buradan görmek gerekiyor. 40 Günlük Savaş ya da 12 Gün Savaşı gibi bir savaş beklemiyorum. Ancak savaşın Hürmüz civarında karşılıklı roketlerle füzelerle devam etmesi ihtimal dahilinde.”
“Nesnel durum Ermenistan’ın lehine değil”
Doster, Paşinyan’ın Batı etkisi altında olduğunu ifade ederek Türkiye’deki iyimserliği gerçekçi bulmadığını kaydetti. Doster’e göre Rusya’yı karşısına almakla hata eden Paşinyan, son dönemde daha dengeli mesajlar verse de Batı’ya göz kırpmayı sürdürüyor:
“Ben Türkiye'deki bu iyimserliği çok gerçekçi bulmayanlardanım. 7 Haziran seçimlerinde katılım oranı yaklaşık yüzde 60 civarındaydı ve Paşinyan'ın partisi yüzde 50 dolayında oy aldı. Ancak meseleye yalnızca Paşinyan'ın kişiliği üzerinden bakmamak gerekir. Paşinyan'ı Ermenistan siyasetinin geleneksel, milliyetçi veya Rusya yanlısı çizgisinden gelen bir siyasetçi olarak göremeyiz. Tam tersine farklı bir pozisyonda duruyor. Bu nedenle meseleye Paşinyan'ın hangi aktörlerin etkisi altında olduğu açısından bakmak daha doğru olur. Türkiye'deki iyimserliğin gerçekçi olmadığını düşünmemin nedeni de budur. Paşinyan'ın Batı ile olan yakın ilişkileri ve Batıcı çizgisi, işgillenmemizi gerektiriyor. Elbette son yıllarda daha gerçekçi mesajlar verdi. “Hayali Ermenistan” söyleminden uzaklaşılması gerektiğini ifade etti. Hatta sözde soykırım iddialarını dahi pek dillendirmiyor. Ancak asıl endişe verici şey Paşinyan'ın ABD ve Avrupa emperyalizminin elinde bir maşa olması. Yaklaşık üç milyon nüfuslu, ekonomik açıdan son derece bağımlı, nüfusunun önemli bir bölümü yurt dışında çalışan ve özellikle Rusya ile yoğun ekonomik ilişkilere sahip bir Ermenistan'dan söz ediyoruz. Paşinyan 2018 yılında iktidara geldiğinde ciddi bir Rus nefretiyle geldi. Ülkesinin iktisadi gerçekliği, Rusya’nın tarihsel ve siyasal olarak Ermenistan’ın bürokrasisinden bihaber Paşinyan vardı. Karabağ’da dayak yediğinde ayakları suya erdi. Rusya, Azerbaycan’ı durdurmadığında Azerbaycan Ermenistan’ı perişan ediyor. Azerbaycan'ın yalnızca savunma bütçesi bile Ermenistan'ın toplam bütçesinden daha büyük. Nesnel durum Ermenistan lehine değil. Paşinyan bunu bir parça anladı. Bu nedenle son dönemde daha dengeli mesajlar vermeye başladı. Seçim sonrasında yaptığı açıklamada ilk resmî ziyaretini Moskova'ya gerçekleştireceğini söyledi. Ancak sonraki adres Brüksel. Brüksel hem NATO hem Avrupa emperyalizminin merkezi. Bu nedenle Paşinyan'ın Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşme yönündeki açıklamalarına rağmen, arkasındaki Batı desteği nedeniyle bu politikaları tam anlamıyla hayata geçiremeyeceğini düşünenlerdenim. Paşinyan bu denli Batı’nın yörüngesine girmeseydi belki Azerbaycan ve Türkiye konusunda dediklerini yapabilirdi. Ancak önündeki en büyük engel yine ABD ve Avrupa Birliği olacak. İran'daki gelişmeler açısından da tablo önemlidir. Ermenistan'ın İran'la 44 kilometrelik bir sınırı bulunuyor. Türkiye ile sorunlu, Azerbaycan ile sorunlu ve Gürcistan'la ilişkileri de her zaman sorunsuz değil. Rusya ile de gerilim yaşandığında geriye İran kalıyor. Ancak İran şu anda kendi derdinde olduğu için Erivan’ın beklediği ölçüde ilgilenecek durumda değil. Azerbaycan ise Türkiye, İran, Rusya ve Batı ile ilişkilerini daha dengeli yürütüyor. Ayrıca Bakü’nün İsrail ile ilişkileri çok güçlü.”
“NATO, Kafkaslarda var olmak istiyor”
Ermenistan’ın kaynak açısından zayıflığına vurgu yapan Doster, Erivan’ın üye olunması halinde Avrupa Birliği’ne katkı sunamayacağı görüşünde. Doster, seçimlerin şaibeli olmasına ilişkin tartışmaların sokağa taşması halinde Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşmenin yavaşlayacağı görüşünde:
“Azerbaycan-Ermenistan geriliminde bütün dengeler Azerbaycan’ın lehine. Ermenistan ise enerji kaynaklarına sahip bir ülke değil. Ayrıca bölgesel enerji koridorlarının da dışında kalmış durumda. Gürcistan yine pay sahibi. Ancak Ermenistan ne yapabilir? Paşinyan, diasporanın Erivan üzerindeki etkisini kırmaya çalışıyor. Diasporanın sesi Batı’nın, Washington’ın, Brüksel’in güdümünde olduğu için güçlü çıkıyor. Paşinyan’ın ıskaladığı temel meselelerden biri de budur. Ermenistan enerji zengini bir ülke değil. Kıymetli madenler, elementler açısından da zengin değil. Ermenistan Avrupa ülkesi olursa Avrupa’ya hiçbir şey katamaz. Avrupa Birliği’nin Ermenistan’ı üye yapması Avrupa emperyalizmini Kafkaslara şu andan daha fazla yüklenmek istediğini anlatır bize. Ermenistan’ın aklından NATO üyeliği de geçebilir. Üç milyonluk ülke NATO’ya ne katabilir? Ancak Ermenistan’ın NATO ile yakın olması NATO’nun Kafkaslarda daha çok bulunmak istediğini gösterir. Türkiye'nin öncelikli şartı Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşmesi. Paşinyan seçimleri kazandı ancak anayasal çoğunluğu elde edemedi. Azerbaycan, ‘Ermenistan anayasasından Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne ilişkin Ermeni taleplerini ayıklayacaksın’ diyor. Ancak Paşinyan bunu elde edemedi. Türkiye'nin ayrıca sözde soykırım iddialarına ilişkin Ermeni tezlerinden vazgeçilmesi ve ASALA tarafından şehit edilen Türk diplomatlara yönelik bir özür beklentisi de bulunuyor. Ancak kısa vadede Ankara'nın beklentisi Azerbaycan’a ilişkin toprak talepleri. Önümüzdeki dönemde seçimlere ilişkin şaibe ve baskı iddiaları Ermenistan'da sokaklara taşarsa beklenen normalleşme süreci de yavaşlayabilir. Çünkü Ermenistan, Batı etkisine oldukça açık bir ülke konumundadır.”

