‘Minab ve Lugansk saldırılarının benzerliği, arkasında kimin olduğunu kanıtlıyor’

© Sputnik
Abone ol
Onur Sinan Güzaltan’a göre Kiev rejiminin Lugansk’a düzenlediği saldırıyla Rusya’nın çizdiği kırmızı çizgiler aşıldı ve savaş başka bir boyuta taşındı. Lugansk saldırısının; ABD-İsrail’in Minab’a düzenlediği okul saldırısıyla benzerlik gösterdiğini belirten Güzaltan, halkın iradesini kırmanın hedeflendiği görüşünde.
Ukrayna’nın Lugansk’ta bir okul ve yurda düzenlediği saldırı, Rusya ile Kiev yönetimi arasındaki diplomatik çözüm ihtimallerini ortadan kaldırma riski taşıyor. Moskova’nın daha önce ilan ettiği kırmızı çizgilerin aşılmasına yönelik bu hamlenin hemen ardından Rus yönetiminin Kiev’i vurarak yanıt vermesi gerilimi tırmandırırken Washington’ın onayı ve el altından sağladığı lojistik destek olmadan Zelenski eylemlerinin bu raddede bir saldırıya cesaret edemeyeceği gerçeği, cephe gerisindeki asıl aktörleri net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Batı’nın ve müttefiklerinin, halkın iradesini kırmak amacıyla daha önce İran’ın Minab kentindeki okul saldırısında da görülen sistematik çocuk katliamı yöntemine Lugansk’ta da başvurması, küresel kutuplaşmanın geldiği noktayı özetliyor. Vladimir Putin ve Şi Cinping’in, Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin hemen ardından yayınladıkları ortak bildiriyle Amerikan hegemonyasını açıkça reddederek çok kutuplu dünya iradesini ilan etmeleri ise kültürel, ekonomik ve askeri güç dengelerinin artık Batı’nın aleyhine değiştiğini, Hürmüz Boğazı eksenindeki gelişmelerle birlikte petro-dolar imparatorluğunun temelinden sarsıldığını ve Washington’ın küresel eksen kayması karşısında artık ateşkes talep etmek zorunda kaldığını açıkça kanıtlıyor.
Starobelsk’teki çocuk katliamını ve Ukrayna krizindeki son gelişmeleri Siyaset Bilimci Dr. Onur Sinan Güzaltan ile konuştuk.
‘Rusya’nın kırmızı çizgileri her seferinde aşılıyor’
Kiev rejiminin Lugansk saldırısı ile Rusya’nın sınırlarının bir kez daha aşıldığını ve savaşın yeni bir boyuta taşındığını belirten Güzaltan, Zelenski’nin Trump ve Batı desteği olmadan bu saldırılara girişemeyeceği görüşünde:
“Rusya ve Ukrayna arasında ne zaman diplomasi ihtimali gündeme gelse hemen arkasından Rusya’yı kışkırtmaya yönelik bir hamle de yapılıyor. Lugansk’ta okula ve yurda düzenlenen saldırı bunun bir örneği. Basında ve halkta ciddi bir tepki var. Çocukların katledilmesi geniş tepkiye neden olmuş durumda. Rus yönetimi de somut bir biçimde Kiev’i vurarak ifade etmiş oldu. Arkasının gelmesi muhtemel. Her seferinde Rusya’nın çizdiği kırmızı çizgiler aşılıyor. Bu da bu yönde bir saldırıydı. Savaş yeni bir boyuta taşındı. Rusya ve Kiev rejimi arasındaki diplomatik çözüm ihtimali de tekrardan rafa kalktı. ABD’nin izni olmadan Zelenski yönetiminin bu tür bir saldırı gerçekleştirebileceğini sanmıyorum. Trump her ne kadar Rusya ile anlaşma arayışında olsa da el altından Kiev rejimini desteklemeye devam ediyor. Avrupa’daki mevcut iktidarların tamamına yakınının iktidarlarını sürdürmesi Rusya’ya karşı savaşın sürmesine bağlı. Varlık nedenlerini ve temel motivasyonlarını Rus karşıtlığı üzerinden yönlendirmeye çalışıyorlar. Altında ekonomik nedenler de var. Avrupa’daki askeri endüstrinin, sermaye gruplarının çıkarları var. Sermayedarların çoğu savaşı sürdürmeyi istiyor. Onların yardımı olmadan Kiev yönetimine yardım gitmez ve bu tarz saldırılar düzenlemeye cesaret edemezler.”
‘Minab ve Lugansk’taki saldırının benzerliği arkasında kimin olduğunu kanıtlıyor’
Avrupalıların Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın sürmesi için direttiğini kaydeden Güzaltan, ABD destekli Minab saldırısına da işaret etti. Güzaltan’a göre benzerlik gösteren Minab ve Lugansk saldırısı, arkasında kimlerin olduğunu da somut bir şekilde ortaya koyuyor:
“Putin’in Çin ziyareti önemliydi. Orada çok kutupluluk bildirisi yayınlandı. Burada Amerika’nın tek kutupluluğunu reddetme iradelerinin altını çizmiş oldular. Bu saldırılara İran’da da şahit olabiliriz. Amerika ve Batı, çok kutupluluk eğilimine, iradesine cevap veriyor. Bu noktada NATO’yu da kullanabilirler. Bu çatışmanın Ukrayna’daki savaşın sürmesi Avrupalılar için varlık yokluk meselesi haline geldi. Aksi halde iktidarlarını kaybedebilirler. Avrupa’da tarihsel bir Rus düşmanlığı olduğunu Ruslar da biliyor. Napolyon, Hitler gibi isimler Rusya’yı parçalama fikrindeydi. Bu gün de benzerini görüyoruz. Almanya’nın, Fransa’nın Rusya karşıtı çıkışları Rusya tarafından şaşkınlıkla karşılanmıyor. Almanya’nın son dönemde askeri alanda yaptığı yatırımlar Rusya’da rahatsızlığa neden oluyor ve tehdit olarak görüyor elbette. Ancak Batı Avrupa, Amerika’nın desteği olmadan Rusya’yı karşısına alabilir mi? Temel soru bu ve bu da pek mümkün gözükmüyor. Trump’ın iktidarı da zayıflamış durumda. İran’a saldırıda başarısız oldular. Kendi içlerinde de sorun yaşıyorlar. Avrupa ile Amerika arasında çelişki var. Bir yandan Rusya karşıtı propagandayı sıcak tutmaya çalışıyorlar diğer yandan Avrupa’nın ne halkı ne ekonomik gücü Rusya ile karşı karşıya gelmeye hazır değil. Bıçak sırtı bir durum var. Amerika’nın içindeki gelişmeler Batı ve Rusya arasındaki işin hangi seviyeye tırmanacağı Amerika’nın içindeki gelişmelere bağlı. Batı’nın ve müttefiklerinin saldırılarını Lugansk’ta gördük. Bunu İran’da da görmüştük. Minab’ta okulu vurup çocukları hedef aldılar. Bunun geçmişte de pek çok örneği var. Batı ve İsrail, karşısındaki kuvvetin iradesini kırmak için çocukları hedef almaya sistematik olarak başvuruyor. Bunu dünyanın farklı yerlerinde de yaptılar. Bu, Ukrayna rejiminin arkasında kimin olduğunu da gösteriyor. Minab’taki okul saldırı ile Lugansk’taki saldırının benzerliği, saldırının arkasında kimin olduğunun somut bir kanıtı. Amaç halkı terörize etmek. Rusların veya İranlıların iradesini kırmak.”
‘500 yıllık Batı hegemonyası çöküyor’
Güzaltan’a göre savaş kışkırtıcılığına devam eden Avrupa hegemonyası çöküş sürecinde. Rusya ve Çin’in çok kutupluluk vurgusuna işaret eden Güzaltan, önümüzdeki süreçte iki ülkenin ortaya koyduğu inisiyatifin şekil alacağı görüşünde:
“Rusya ne zaman masaya oturacak olsa ABD’nin içindeki bir kuvvet Kiev’i bu tür saldırılara yönlendiriyor. Diplomasi ihtimalini de ortadan kaldırmış oluyorlar. Açık bir şekilde bir taraf savaşın sürmesini istiyor. Ya Batı merkezli dünyayı, tek kutupluluğu ve Amerikan hegemonyasını savunan taraflar galip gelecek ya da çok kutupluluk eğilimini ortaya koyan kuvvetler galip gelecek. Bunun ne İran’da ne Rusya’da ne de başka cephelerde ara formülle çözüleceğini sanmıyorum. Barış olsa bile bunun kalıcı olma ihtimali çok düşük. Batı’daki bu takıntıyı ilk defa görmüyoruz. 500 yıllık Batı hegemonyasının çöktüğü bir süreçteyiz. Bu hegemonyanın Asya’da, Latin Amerika’ya kadar ne tür katliamlara imza attığı tarih kitaplarında yazıyor. Yeni bir durum içinde değiliz. Bugün Batı hegemonyasının makyajı akmış durumda. İnsan hakları söylemleri ve küreselleşme gibi şeylerin altına gizleniyorlardı ancak arkadaki manzara tam olarak bu. Rusya ve Çin arasındaki bildiri çok önemli. Trump’ın ziyaretinin hemen ardından geldi bu bildiri. Bildiride bu hegemonyayı kabul etmediklerini bildirerek çok kutuplu dünya yönündeki iradelerini ilan etmiş oldular. Rusya ve Çin; ekonomik, askeri ve teknolojik anlamda önemli kuvvetler. Bunun hafife alınabilir bir yanı yok. Kapsamlı ikili anlaşmalar yaptılar. Putin-Şi Cinping, ikili ilişkilerin ötesinde küresel anlamda da ortak bir inisiyatifi dünyanın önüne koyduklarını ilan etmiş oldular. Bunu Avrupalılar küçümseyebilir fakat önümüzdeki dönemde dünyanın farklı noktalarında bu inisiyatifin nasıl realize olduğuna şahit olacağız. Kültürel, siyasi, diplomatik, askeri ve ekonomik denklem değişiyor. İran’ın, Rusya ve Çin ile birlikte olduğu ittifaka da işaret ederek Hürmüz Boğazı’nı kapatması petro-dolar imparatorluğunu hedef aldı. Trump, Çin’e gittiğinde ateşkes talebiyle de gitmiş oldu. Amerikalılar ateşkes talep etmek zorunda kaldılar. Bu, dünyanın ekseninin değişmekte olduğunu gösteriyor.”

