- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Dünyanın güç merkezi Asya ve Avrasya hattına kayıyor’

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 21.05.2026
Abone ol
Umur Tugay Yücel’e göre Rusya ve Çin arasındaki iş birliği dostane ilişkileri aşarak ortaklığa dönüşmüş durumda. Çin’in küresel diplomasi merkezine dönüştüğünü ifade eden Yücel, Trump’ın Pekin’e eli boş gittiğini vurgulayarak ABD-Avrupa’nın, uluslararası siyasetteki ağırlığını yitirdiğini söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın büyük beklentilerle gerçekleştirdiği Çin ziyareti, Washington’ın arzuladığı stratejik ve diplomatik desteği bulamamasıyla küresel güç dengelerindeki aşınmayı gözler önüne sererken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Pekin’e son ziyareti uluslararası sistemin merkezinin Küresel Güney’e kayacağı yönünde güçlü emareler barındırıyor.
ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve İran’a yönelik rejim değişikliği, balistik füzelerin engellenmesi veya uranyum zenginleştirmesinin durdurulması gibi hiçbir stratejik hedefine ulaşamaması Washington’ın "süper güç" konumunu tartışmaya açarken son altı ayda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin dört daimi üyesini ağırlayan Çin, küresel diplomasinin yeni ağırlık merkezi olarak öne çıkıyor. İran’ın savunma ekosistemini ve yaptırımlara karşı direncini de destekleyen Rusya ve Çin iş birliği, dengelerin değişmesinde önemli rol oynuyor.
Vladimir Putin’in Pekin ziyaretini ve Küresel Güney’deki gelişmeleri Siyaset Bilimci Umur Tugay Yücel ile konuştuk.

‘Trump, Pekin’e eli boş gitti’

Trump’ın Pekin ziyaretinden istediğini elde edemediğini belirten Yücel, Çin’in elinin güçlendiğini söyledi. Vladimir Putin’in ziyaretine de işaret eden Yücel, Çin’in küresel diplomasi merkezine dönüştüğü görüşünde:
“Trump için istenilen sonuçlar çıkmadı. Ziyarete giderken eli boş gitti. Hürmüz’ü ele geçirdikten sonra Çin’in karşısına çıkmak istiyordu ancak Trump’ın hesabı çarşıya uymadı. ‘Tarihi zirve’ dendi ama tarihi sonuçlar çıkmadı. Birkaç küçük anlaşma dışında bir şey yaşanmadı. Ziyarette Trump’ın uysal, uyumlu ve efendi biri olduğunu gördük. Trump ve Amerika açısından istenilen sonuç elde edilemedi. İran konusunda da Trump açıklamalar yaptı ancak Çin tarafından buna karşılık gelmedi. Putin ile birlikte yapılan açıklamalar da Trump’ın söylediklerinin tersini işaret ediyor. Çin’in eli güçlendi ve ABD istediği sonuçlara ulaşamadı. Çin, küresel diplomasi merkezine dönüştü. Bir süredir Çin lideri Şi Cinping yurt dışı gezisi de yapmıyor. Bunun yanısıra yurt dışından gelen lider sayısı arttı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin dört üyesinin de son altı aylık bir süreçte Çin’in kapısını çaldığını görüyoruz.”

‘Rus-Çin dostluğu dev bir ortaklığa dönüştü’

Rusya ile Çin ilişkilerinin gelişkinliğine vurgu yapan Yücel, bu durumun Pekin’e giderken dahi savaş naraları atan Trump için geçerli olmadığını söyledi. Yücel, Amerika’nın ‘süper güç’ iddiasını yitirdiğini belirterek dünyanın yeni bir değişimin kavşağında olduğunu kaydetti:
“Rus ve Çin ortaklığını çelik çekirdek olarak tanımlayabiliriz. Askeri bir ittifak değil ve üçüncü bir ülke düşmanlaştırılmıyor ancak son 20 yıldır çelik gibi sağlam, sarsılmaz bir dostluk yürütülüyor. Her alanda yoğun iş birliği yapılıyor. İki büyük gücün iş birliğini gördüğümüz bu tablo örnek teşkil ediyor. Rusya ve Çin yerel paralarla ticaret yapan bir modele geçtiler. Bu çok kıymetli bir şey. Enerjide karşılıklı ticaret 250 milyar dolara yaklaşıyor. Bunun devamı da gelecek. Rusya’nın doğu ve güneyi, Çin’in kuzeydoğusuyla alakalı yeni demir ve kara yolu hatları yapılıyor. Bu bağlarla birlikte eğitim ve kültürel gelişim de artıyor. Rusya ile Çin dostluğu iki lideri aşıyor ve iki ülkenin dev bir ortaklığına dönüşüyor. Amerika’da tersini görüyoruz. Savaşları bitireceğini söyleyerek seçilen Trump, Çin’e giderken yeni bir savaşı ateşliyor. Çin’den de istediği desteği bulamadı. Bu durum Rusya ve İran’ı daha da yakınlaştırdı. Amerika için ‘süper güç’ tanımının yapılmaması gerektiğini söylemek gerek. Hürmüz Boğazı’nı dahi açamayan bir ‘süper güçten’ bahsediyoruz. Uluslararası su yolu olan Hürmüz’ün bugün milli bir su yolu olduğunu görüyoruz. Yeni gerçeklikler dönemindeyiz. Çin ve Rusya’nın ‘Dünya yeni bir değişimin kavşağında’ diyor ve gerçekten bunu yaşıyoruz.”

‘İran’ın dayanıklılığı Rusya ve Çin’den bağımsız değil’

Yücel’e göre ABD-İsrail saldırılarına direnç gösteren İran’ın gücü Çin ve Rusya’nın desteğiyle doğrudan ilgili:
“Öte yandan caydırıcılık yapılacaksa bunun İsrail’e karşı Gazze’de yapılması gerekiyordu. Dünya bir araya gelip İsrail’in saldırganlığını önleyemiyor. ABD’ye ne yapılabileceği de tartışma konusu. Çin ve Rusya, İran’ın her türlü ABD saldırganlığına karşı koyabilecek potansiyele sahip olduğunu biliyor. Çin, ekonomik olarak iç istikrarı sağladı. Petrolden kazanılan para İran halkına ve savunma harcamalarına gitti. Füze yapmada ve kapasiteyi genişletmede yardımcı olundu. Rusya savaşında İran ile birlikte dronelar üretildi. İran, Rusya’nın yaptırımlara direnmesini örnek aldı. Bugün İran’ın direnç ve dayanıklılığının bağımsız olmadığını, Çin ve Rusya’nın buna katkı verdiğini söylemek gerekiyor. Bunun aleni olmasına gerek yok. İran’ın savunma ekosistemini kurmasında iki devlet var onlar da Çin ve Rusya. Çin ve Rusya, ABD’nin girdiği yerden çıkamayacağının hesabını yaptı. Hürmüz’ü dahi aşamayan Trump liderliği varken hedefler nasıl gerçekleştirilebilir? İran’da rejim düşmedi, balistik füzeler engellenemedi, zenginleştirilmiş uranyum hala İranlıların elinde. Amerikanlar hiçbir stratejik hedeflerine ulaşamadılar. Körfez’de de Amerikan gücünün tahribatını gördük. Tablo böyle olunca da Rusya ve Çin’in aleni bir şekilde bir şey yapmasına gerek kalmıyor. Çin ve Rusya, bir İsrail-ABD-NATO ittifakı değil.”

‘BRICS, Küresel Güney’in gücünü artıran bir platform’

BRICS’te yaşanan gelişmelerle ilgili de konuşan Yücel, üye ülkelerin Batılı hegemon ülkelere benzemediğini kaydetti. BRICS zirvesi sonuçlarının tüm dünya tarafından yakından takip edileceğini ifade eden Yücel, küresel diplomasinin ağırlık merkezinin Asya-Avrasya hattına kaydığı görüşünde:
“Birleşik Arap Emirlikleri ve İran’ın son toplantısında tartışmalar olduğu söyleniyor. Ancak bu işin doğası bu. Bir askeri pakttan bahsetmiyoruz. BRICS üyelerinin çoğunun birinci ticaret ortağı hala Amerika ve Avrupa. Bu Batı karşıtı bir yapı değil. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi Batılı güvenlik konseptinin içinde yer alan ortaklar da var. Buradan herkesin hemfikir olacağı, saldırılara karşı İran’ın arkasında olacağı bir pozisyonun çıkması BRICS’ten çıkmayacaktır. Çünkü BRICS ekonomik ve siyasi bir platform. Avrupa Birliği gibi egemenliğin devredildiği ve tek bir liderin olduğu Batılı hegemon yapılar gibi değil. BRICS, herkesin kendi ulusal çıkarlarını ortak noktada birleştirerek Küresel Güney’in gücünü artırdığı bir platform. Aralarında savaşa yakın çatışmalar da oluyor. Ne olursa olsun 2006’dan beri sorunları yönetebilen bir BRICS liderliği var. Savaş ve çatışmaların arttığı bir süreçte bu çok kıymetli. Hindistan’ın toplantısından ortak bir sonuç çıkarsa bu da önemli olacaktır. Önemli sonuçlar çıkmayabilir de. Amerika ve Batı’nın baskısı var. Amerika, Brezilya’nın önemli bir ortağı. Amerika’nın bir anda ticareti kesmesi imkansız. Bunu Çin ve Rusya dahi yapmıyor. Putin dahi Trump ile iş birliğine açık. BRICS liderliği bu süreci yönetmeye çalışıyor. Gittikçe önemlileşiyorlar. Herkesin gözü BRICS zirvesinin sonuçlarında olacak. İran’a ve Arap ülkelerine olan saldırganlık kınanabilir. Bu olursa ortak bir bildiri de çıkabilir. Savaş yeniden başlar ve İran karşılık olarak Körfez’i vurursa farklı senaryolar da yaşanabilir. Dünyadaki güç merkezleri değişiyor. Küresel diplomasinin ağırlık merkezleri giderek Asya ve Avrasya’ya kayıyor. Artık Washington, Londra, Berlin değil Pekin, Moskova, Ankara, Tahran ve İslamabad kritik konularda masa kuracak.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала