‘ABD’nin Almanya’dan asker çekmesi güvenlik ortamını değiştirecek’

© Sputnik
Abone ol
Erdal Tekin’e göre ABD’nin Almanya’dan asker çekme kararı Avrupa ülkeleri arasındaki güvenlik ortamını değiştirecek bir hamle olarak okunmalı. Tekin, Avrupa’nın kendi otonom politikalarını geliştirmesi ve güvenlik stratejisini ABD’den bağımsız kurması gerektiği görüşünde.
Almanya'da Başbakan Merz liderliğindeki koalisyon hükümetinin birinci yılını geride bıraktığı süreçte, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını kademeli olarak azaltma stratejisi Avrupa'nın güvenlik mimarisinde ve siyasi geleceğinde derin bir kırılma noktasına işaret ediyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası savunma stratejisini bütünüyle ABD ve NATO eksenine yaslayan Avrupa Birliği, Washington’ın Berlin başta olmak üzere kıtadaki asker sayısını radikal şekilde düşürmesiyle birlikte yalnızlaşırken kendi içlerindeki görüş ayrılıkları bu süreci yönetebilecek ortak bir iradenin oluşmasını engelliyor.
Ekonomik büyümesi savaş sonrası ilk kez sıfırın altına düşen Almanya'da iktidar partilerinin anketlerdeki sert düşüşü ve Amerikan askeri varlığının yerel ekonomiye sağladığı milyarlarca Euro’luk katma değerin kaybedilme riski, Başbakan Merz'i Washington'a karşı eleştirel söyleminden geri adım atmaya zorlarken Avrupa Konseyi'nin Nisan 2026 zirvesini bile toplayamaması, kıtanın kendi bağımsız savunma konseptini kurma kabiliyetinden yoksun olduğu ve toplumsal güvensizliğin küresel militarist eğilimlerle birleşerek demokratik siyaseti çıkmaza sürüklediği bir tabloyu netleştiriyor.
Donald Trump’ın Almanya’dan asker çekme kararının yankılarını ve Avrupa’nın ‘üçüncü güç’ olma iddiasının anlamını Siyasi Analist Erdal Tekin ile konuştuk.
‘NATO'nun geleceği ne olacak?
ABD’nin Almanya’dan asker çekme kararını bölgedeki güvenlik ortamında değişime gidileceğinin sinyali olarak okuyan Tekin, NATO’nun geleceğine işaret etti. ABD’de bulunan askerlerin Alman ekonomisine 2,6 milyar Euro katkısı olduğunu söyleyen Tekin, bunun ABD için külfet olduğunu ifade etti:
“Almanya’da koalisyon hükümeti birinci yılını doldurdu. Merz, iddialı bir şekilde başbakan olmuş ve ‘Eski Almanya’nın geri geleceğini’ iddia etmişti. Ekonomik anlamda da iddialı konuşmuştu. Sosyal devlet hukukunun güçleneceğini belirtmiş savaş istemediklerini ifade etmişti. Koalisyon hükümetinin ortağı olan Sosyal Demokrat Parti, bir yıl içinde yaşanan gelişmelerin Avrupa ve Almanya’ya etkilerine yönelik bir açıklama yapmadı. Bu da endişe verici bir durum. Son anketlerde bu partinin yüzde 12’ye kadar gerilemesi toplumsal ve siyasal sosyoloji arasındaki bağı kuramamasından kaynaklanıyor. ABD, İran’a müdahalesinden sonra Almanya’dan asker çekmeye dönük açıklamalar yaptı. Almanya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD-Fransa-İngiltere gibi ülkelerin askerlerinden oluşan 400 bine yakın asker konuşlandırılıyor. Almanya’nın doğusundaki Sovyet askerlerinin de 360 bine yakın olduğu biliniyor. 1955’ten 1985’e kadar bu sürüyor. 1955’te Batı Almanya, NATO’ya üye olurken söz vermiş ve ‘Uluslararası çerçevede ve coğrafyamda askeri tehdit olmaktan çıkıp dünya barışı için hizmet vermek istiyorum’ dedi. Askeri çerçevede de kısıtlamalara gitti. Avrupa, İkinci Dünya Savaşı sonrası savunma ve güvenlik alanında sırtını ABD’ye dayadı. Almanya’dan 43 bin ve 9 bin asker peyderpey çekildi. Şu anda ise beş bin askerle bu rakam daha da aşağıya düştü. ABD’nin asker çekmesinin Avrupa’nın güvenlik ortamında değişime işaret edeceğini görebiliriz. ABD’nin Almanya başta olmak kaydıyla coğrafyadan asker çekmesiyle Avrupa’nın güvenliğinde büyük bir değişime sebep olacak. Bu da Avrupa Birliği’nin otonom, yeni güvenlik ve strateji planını hayata geçirmesiyle gerçekleşebilecek. Avrupa Birliği, otonom bir güvenlik ve savunma stratejisini hayata geçiremediği sürece ABD ile olan güven temelli ittifakın da bozulmasıyla çok farklı bir süreç yaşayabilir. İngiltere, Fransa, İtalya ve Polonya gibi ülkelerle yeni bir güvenlik mimarisinin çalışması sürdürülüyor. Bunun kurumsal olarak oluşması uzun vadede. Ancak NATO’nun geleceği ne olacak? Birlik üyesi pek çok ülke aynı zamanda NATO’ya da üye. Avrupa Birliği ülkelerinin NATO’dan kopması ve kendi NATO’sunu oluşturması sonrasında şu anki NATO’yu nasıl değerlendireceğiz? ABD’li askerlerin Almanya’da bulunmasının Almanya’da 290 milyon Euro’luk bir külfeti var. Bu askerlerin Alman ekonomisine katkısı ise 2,6 milyar Euro.”
‘Merz, asker çekme kararından sonra tutum değiştirdi’
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Washington yönetimine dönük sert eleştirilerinden asker çekme kararından sonra döndüğünü belirten Tekin, Almanya’nın içine düştüğü ekonomik ve toplumsal krize de işaret etti. Tekin’e göre kendi kararını vermek zorunda kalacak Avrupa, bu konuda irade gösterecek bir lidere sahip değil:
“Almanya’da siyasi otorite, ekonomik çerçevede de değerlendirme yapmak zorunda kalıyor. Merz, Trump ve ABD’yi eleştirirken farklı ifadeler de kullandı. Amerika ile stratejik ittifaklarının bulunduğunu ve Trump’ın önemli bir lider olduğunu ifade etti. Bir gün önce ABD’ye yönelik eleştirilerini sunan Merz, bir anda farklı bir siyasi söylemde bulundu. Merz, Amerikan askerlerinin Alman ekonomisine sağladığı katma değeri düşününce geri adım atmış olabilir. Bu rakam Almanya için çok ciddi bir rakam olmayabilir ama bugün küresel krizlere bakınca rakamın ciddi olduğunu söyleyebiliriz. Avrupa coğrafyasındaki ülkelerle ABD’nin karşı karşıya gelmesi farklı değerlendirmelere yol açabilir. Anketler, Merz’i yüzde 26’da, AfD’yi birinci parti olarak çıktığını ve sosyal demokrat partilerin ise yüzde 12’ye gerilediğini gösteriyor. Ülkedeki sorunlara dönük siyasi otoritenin çözüm sunamaması ciddi bir sorun olarak ortada duruyor. Ekonomik bir kriz de var. Almanya’nın büyümesi İkinci Dünya Savaşı sonrası ilk kez sıfırın altına düştü. Almanya’da demokratik siyasete ve siyasetçilere yönelik güvende kırılma var. Merz’in bir yılın sonunda geldiği nokta oldukça geride. Bu da toplumda kırılma yaratıyor. Ekonomik krizler sosyal krizlere dönüşüyor. Bunu yönetme kabiliyeti gösteremezseniz Almanya ve Avrupa siyasetinde kırılma yaşanması da kaçınılmaz oluyor. Dünyada hakim bir militarist politika var. Bu demokratik politikaların önüne geçmiş durumda. Artık bu durum sürdürülebilir değil. Avrupa, kendi kararını vermek zorunda. Kendi güvenlik ve savunma stratejisini oluşturmak zorunda. Almanya’nın bir irade ortaya koyması gerekiyor. Ancak bu kabiliyetin olmadığını bir yıl sonra bir haftada gördük. Avrupa, değerlerine sırtına dönmüş devletler topluluğundan çıkmalı. Yani Avrupa, kendi değer ve kazanımlarıyla ortak siyaseti yönetebilme kabiliyetini ortaya koyacağını, otonom politikalar ve güvenlik stratejisini de ABD’den bağımsız kuracağını topluma anlatabilmeli. Bu süreci yönetebilecek bir lider yok. Sanchez sosyalist bir lider olarak evrensel dünyanın temel değerlerini esas alıyor. Ancak Avrupa’da hala Avrupa Birliği’ne liderlik edecek lider yok. 83 milyon nüfuslu bir ülkeden bahsediyoruz. Almanya’nın 183 bin askeri var 260 bine yakın asker kadrosunu da almak istiyor. Almanya’nın şu anda 700 bine yakın bir donanımının olması gerekiyordu. Buna ulaşmaya çalışıyorlar. Ancak Avrupa’nın içinde bir çatışma zaten var.”
‘AB içinde ciddi görüş ayrılıkları var’
Avrupa Birliği ülkelerinin Rusya-Ukrayna krizi konusunda ciddi şekilde ayrıldığını ifade eden Tekin, Almanya’nın da siyasi gücünü yitirdiği görüşünde:
“Katolik Avrupa’nın Protestan Avrupa’dan koptuğunu görüyoruz. Günümüze kadar kolektif siyaseti yönetebilme kabiliyetini göstermiş Avrupa Birliği içinde ciddi bir görüş ayrılığı var. İspanya, Portekiz, İtalya, Macaristan ve Hollanda gibi ülkeler Rusya-Ukrayna savaşının bitmesini istiyor. Buna karşılık Almanya, Finlandiya ve Danimarka’nın liderliğini yaptığı Protestan Avrupa ‘Rusya-Ukrayna savaşında Atlantik yanlısı siyaseti devam ettirelim’ diyor. Burada ciddi bir görüş ayrılığı var. Katolik Avrupa ‘Biz kendi savunma ve güvenlik stratejimizi yapalım’ diyor. Transatlantik ABD’den enstrüman almak istemiyorlar. Almanya’nın da başını çektiği Protestan Avrupa buna ‘Hayır’ diyor. Materyalleri ABD’den almayı teklif ediyor. Nisan 2026’da yapılması gereken Avrupa Konseyi toplanamadı örneğin. Bu ciddi bir gelişme. Görüş ayrılığı gün yüzüne çıkmış olan Avrupa, birliğini nasıl sağlayacağı konusunda bir araya gelmeli. Bunun lokomotif ülkesi Almanya ancak onlar da şu an siyasi güçlülüğünü kaybetti.”

