‘ABD-İsrail’in İran savaşı, küresel kapitalizmin kırılganlığını ortaya koydu’

© Sputnik
Abone ol
Yavuz Alogan’a göre İsrail’in vekil güç olarak kullandığı ABD’nin İran’a açtığı savaş, küresel kapitalizmin kırılganlığını ortaya koydu. Alogan, NATO’dan çıkmalar yaşansa da örgütün varlığını sürdüreceği görüşünde.
ABD iç siyasetinde yaklaşan seçimler ve Trump’ın anketlerdeki keskin düşüşüyle derinleşen kriz ortamı, Washington’ı İran ile müzakere masasına oturmaya zorlayan temel faktörler olarak öne çıkarken Pentagon ile Beyaz Saray arasındaki komuta kademesi anlaşmazlıkları ve ordu içindeki kararsızlık, ABD’nin sahada imha savaşı yerine mevcut durumu dondurma arayışına girmesine neden oldu.
İsrail’in çatışmayı tırmandırma potansiyeline ve İran’ın bölgesel düzeyde maruz kaldığı yoğun kuşatmaya rağmen, İran iç cephesindeki güçlü ulusal bilinç ve sivil dayanışma, havadan bombardımanla sonuç alma stratejilerini boşa çıkardı. Trump’ın çıkma söylemlerini sürdürdüğü NATO’nun; hem genişlemesi hem de daralması ihtimali, Türkiye’nin denge politikasından uzaklaşarak Doğu Akdeniz jeopolitiğinden çekilmesi ve İstanbul’da kurulan çok uluslu NATO karargahı üzerinden ittifaka daha bağımlı hale gelmesi ise bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.
İran savaşıyla başlayan jeopolitik yarılmayı ve Türkiye’nin payına düşen gelişmeleri gazeteci Yavuz Alogan ile konuştuk.
‘Düşüş sürecinde olan Trump, müzakereye mecbur kaldı’
ABD’yi İran ile müzakereye kasımda yapılacak seçimler ile ordunun kararsızlığının sürüklediğini belirten Alogan’a göre İran Trump’ın sıkışmışlığının farkında:
“ABD’yi müzakereye zorlayan birtakım şartlar oluştu. Bunlardan birincisi kasım ayında yapılacak senato seçimleri. İkincisi ise ABD ordusunun savaş sırasında ortaya çıkan kararsızlığı. Pentagon ile Trump arasında birtakım anlaşmazlıklar yaşandı. Savaş koşullarında kara kuvvetleri komutanları ve birtakım generallerin azledilmesi de bir krizi gösteriyor. Trump’ın seçmen nezdinde popülerliği de azalıyor. Yüzde 17 oranında bir kayıp olduğu söyleniyor. MAGA ile ilgili yapılan ankette ‘Aldatıldık’ diyenlerin oranı yüzde 42 çıkıyor. Sonuç olarak milyonlarca insan ABD’de ‘No King’ protestoları düzenledi. Trump bir düşüş süreci içinde ve müzakereye de bu yüzden mecbur kaldı. En önemli kaygılarından biri Obama döneminde İran ile yapılan nükleer anlaşmanın gerisine düşmemek. O dönemde ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya ile nükleer anlaşma yapılmıştı. Tahran da bu nükleer anlaşma bağlamında bir kısıtlamaya gitmişti. Ancak iki dönem arasında farklar var. ABD o zaman daha kurumsaldı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı başroldeydi. Onun başında Muhammed el-Baradey vardı ve İran’da kalıp nükleer reaktörleri ziyaret etmişti. Bunun sonucunda uranyum zenginleştirme sürecinin sivil amaçlar için kullanılacağı söylenmişti. Karşılığında bazı ekonomik yaptırımlar kaldırılmıştı. O günkü kurumsal tabloyla Trump’ın şu anki tavrı arasında muazzam bir fark var. Dolayısıyla bir zafer pazarlamasına ihtiyacı var. Ancak bu da olmadı. Bu sebeple mevcut durumu kasım ayına kadar dondurma ihtiyacı duydu. İran ise bunu çok iyi anladı. İran, küreselliğin ne kadar kırılgan olduğunu ve kırılganlaştıkça da bunun Trump’ın aleyhine bir durum yaratacağını gördü.”
‘ABD-İsrail, İran’ın kararlılığına tosladı’
ABD’nin savaştan çekilmesinin İsrail için ‘felaket’ anlamına gelebileceğini söyleyen Alogan, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeleri de İran’a dönük kuşatmanın bir parçası olarak okuyor. Alogan’a göre ABD’yi vekil güç olarak kullanan İsrail ve Washington yönetimi İran’ın kararlı duruşuna toslamış durumda:
“İsrail bu noktadan geriye çekilmez. ABD bu savaşı tamamen bitirip geri çekilirse İsrail için felaket olur. İsrail bir provokasyon fırsatı arıyor. Tahran da Amerika’nın ekonomik kırılganlığını ve Trump’ın içinde bulunduğu zor durumu başarıyla kullanıyor. İran’ın batısı ve doğusunda hava savunma alarmları çaldı ve büyük patlamalar oldu. Bundan 45 dakika sonra İsrail, ‘Biz yapmadık’ dedi. Bu süre içerisinde petrol yükseldi, borsa karıştı. Ateşkese mecbur kaldılar ancak bunun sonuç vermediği de görülüyor. Kısa süreli bir durgunluk dönemi yaşandı. İsrail’in ittirmesiyle savaşın başka bir aşamaya geçeceği anlaşılıyor. Amerika’nın Hürmüz’de yapmaya çalıştığı şey kuşatmanın bir parçası. İran kuşatılmış durumda. Hürmüz de bunun bir parçası. Ancak çok sıkı bir abluka olmadığını anlıyoruz. 38 İran gemisinin dahi geçebildiği söyleniyor. İran’ın kuşatıldığını ve bölgedeki vekil güçleri önemli ölçüde kaybettiğini söyleyebiliriz. Lübnan Hizbullah’ı İsrail’e angaje oldu. İsrail, Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi ilhak etmeye çalışıyor. Yemen’deki Husiler de 12 Gün Savaşı’nda olduğu kadar faal değiller. Husiler henüz müdahaleye başlamadı ancak onlardan çok şey beklendi. Babülmendep’i tıkaması bekleniyordu. İran onları rezerv olarak tutuyor olabilir ya da Husiler düşük profil vermeyi tercih ediyor. Körfez de dahil olmak üzere İran’ın kuşatıldığını görüyoruz. Azerbaycan’da, Kuzey Irak’ta ve Suriye’de ciddi bir İsrail etkisi var. Buna Türkiye’yi de katabiliriz. İran, Körfez ülkelerini kaybetti. ‘Sadece Amerikan tesislerini vuruyoruz’ söylemi tutmadı. Çin ve Rusya’nın açıktan bir desteğinin olamayacağı da anlaşıldı. İran’ın bir kuşatma altında tutulacağı sanıldı. İran’ın gücü iç cephesini sağlam tutmaktan kaynaklı. ‘Can Feda’ kampanyası müthiş bir şeydi, milyonlarca insan sokağa çıkmıştı. Ancak savaş yeniden başlarsa orta vadede çok parçalı iktidar yapısı dayanamayabilir. Bu halk mücadelesinin devam etmeyeceği anlamına gelmiyor. Ulusal bilinç uyandı İran’da. Sonuç olarak Trump iktidarı kaybetme sürecinde İran ise kuşatılmış durumda. ABD’nin İsrail tarafından istihbari olarak aldatıldığını gördük savaşla birlikte. ABD’nin İsrail tarafından bir tür vekil güç olarak kullanıldığı görüldü. İran halkının ulusal bilincinin düzeyini anlayamadılar. Bir halkın böyle bir durumda ne kadar kararlı davranabileceğini önceden saptayabilmek istihbaratla mümkün değil. İran bu sınavı başarıyla verdi. Mühimmat gündemi çok konuşuluyor. Pentagon’daki generallerin önüne konan mühimmat stokunu bilemeyiz. İran’ın elindeki füzelerin durumunu da bilmiyoruz. Ancak sadece havadan bombalayarak bir ülkenin teslim alınamayacağı bilgisi bu savaşla ortaya çıkmadı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkmıştı. Almanlar Londra’yı bombalıyorlarken hava kuvvetleri bir anket yapmıştı. O ankette havadan yapılan yıkımın halkın dayanışma gücünü artırdığı saptanmıştı. ABD’nin de bunu İran konusunda bilmemesi imkansız. Kısa ve kesin vuruşlarla büyük sonuç alacaklarını ümit ettiler ancak İran’ın kararlılığına tosladılar.”
‘İsrail provoke etmezse imha savaşı yaşanmaz’
Alogan’a göre İsrail’in provoke etmediği bir tabloda savaş bir imha boyutuna ulaşmayacak. Alogan, ABD-İsrail’in İran’a açtığı savaşla birlikte tüm dünyanın küresel kapitalizmin kırılganlığını gördüğünü söyledi:
“Savaşın başında etnik grupları harekete geçirmeye çalıştılar. Kürtler yüz vermedi. Pakistan muhtemelen Belucileri durdurdu. Yani İran’ın birliğini bozacak bir iç dinamik görülmedi. Ellerinde sadece İran’ın kendi içindeki çatışma kaldı. Taş Devri’ne döndürme olayı da çok konuşuldu. Bu mümkün aslında. ABD, elindeki mühimmatın tamamını kullanmadı. Çok büyük bombardımanlar yapmadılar. Bunları kullanırlarsa İran sahiden Taş Devri’ne dönebilir. Ancak ABD ve Pentagon’un bunu yapamayacağını gördüğünü düşünüyorum. 1945’te Nazilerden bütün dünya nefret ediyordu şu an ise İran’a karşı sempati var. Dünya kamuoyunun tepkisinden çekineceklerdir. Ayrıca Rusya ve Çin’in vahşi bir imha savaşı durumunda nasıl bir tepki koyacağından da emin olamazlar. İsrail akla gelmeyen büyük bir provokasyon yapmazsa imha savaşına girileceğini sanmıyorum. Kara savaşını deneyeceklerini düşünüyorum. Daha önce nasıl etnik ve dini grupları vekil olarak kullandılarsa bu kez bölge devletlerini kullanacaklarını düşünüyorum. ‘Çok uluslu kolordu’ lafı çok geçiyor örneğin. Bunlarla İran’ı belli bir bölgeden işgale girişebilirler. Burada önemli olan ABD’nin hegemonyası değil. Bu savaş, küresel kapitalizmin kırılganlığını ortaya koydu. Her şeyin birbirine bağlı olduğu, neoliberal iktisat politikalarından kaynaklanan küresel kapitalist ekonominin kırılgan olduğu anlaşıldı. Büyük krizlere girebileceği ortaya çıktı. 16’ncı yüzyıldan bu yana dünya kapitalizminin bu kadar kırılgan olduğu bir dönem yaşanmadı. 1973’teki petrol krizi dahi bunun yanından geçemeyecek kadar küçük kaldı.”
‘NATO’dan çıkmalar yaşansa da varlığı devam edecek’
Trump’ın NATO’dan çıkma söylemlerine de değinen Alogan, NATO’nun varlığının sonlanmayacağı görüşünde. Alogan’a göre mevcut kriz, NATO’yu ortadan kaldıracak boyutta değil:
“NATO’nun tamamen ortadan kalkacağını, Amerika’nın NATO’dan çıkacağını ve Türkiye dışarda bırakılarak yeni bir NATO kurulacağını sanmıyorum. Ancak NATO’nun genişlemeye devam edeceği anlaşılıyor. Kuzey Atlantik Paktı terminolojisi genişleyerek Japonya, Avustralya ve İsrail ile yeni bir yapılanmaya gidilebilir. Avrupa devletleri ise yalnız kaldı. Enerji krizi yaşıyorlar. Almanya silahlanmaya çalışıyor. Savaş ekonomisine geçmeye cesaret edemiyorlar çünkü kamuoyunun baskısından korkuyorlar. Askere alacak adam bulamıyorlar. Avrupa daha çalkalanacak gibi duruyor. Amerika’nın yönlendirdiği bir NATO’nun varlığını sürdüreceği anlaşılıyor. NATO’dan çıkmalar yaşanabilir ancak NATO her haliyle kalır. Fransa çıktı örneğin. Sonra tekrar dahil oldular, bu tekrar yaşanabilir. Bu bir kriz ancak bu krizin NATO’yu tamamen ortadan kaldıracağını sanmıyorum.”
‘Türkiye tarafsız ve dengeli bir politika izlemiyor’
Alogan, gelişmelerden etkilenen Türkiye’nin dış politikada sürdürdüğü denge siyasetini yitirdiği görüşünde. Alogan, NATO’nun Türkiye’de kurduğu ‘çok uluslu kolordulara’ işaret ederek Ankara’nın tarafsız siyaset yürütmediğini vurguladı:
“Türkiye, denge politikasını kaybetti. AKP iktidara geldiğinde ‘Avrupa Birliği’ söylemi başlamıştı. Rusya ile ilişkiler geliştirilmişti. Putin, Erdoğan’ı Avrupa’nın enerji merkezini yapacağını söylemişti. ABD ile de ilişkiler geliştirilmişti. Saray yönetimi NATO’ya değil ABD’ye de değil Trump’ın şahsı ve çevresine bağlanmış gibi bir durum var. Bölgedeki tüm ülkelerin politikalarını Tom Barrack yönetmeye başladı. Türkiye, Kıbrıs’ta bayrak gösterdi. Türkiye, Amerika’nın zorlamasıyla Doğu Akdeniz jeopolitiğinden çekildi. Sevilla Planı’nın uygulandığı görülüyor. Donanmanın bir kısmı Somali’de bir kısmı Baltık Denizi tatbikatında NATO ile birlikte Rusya’ya karşı mevzileniyor. İstanbul’da NATO karargahı kuruluyor. Bu karargahın Montrö’ye karşı önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz. ‘Çok uluslu NATO kolordusu’ kuruluyor Türkiye’de. Bu yüzden Türkiye’nin tarafsız ve dengeli bir politika izlediğinden söz etmek mümkün değil.”

